Duyuruyu Kapat
Facebook Gözat
Twitter Gözat

Yazmaya meraklı olanlara...

Konu, 'Konu Dışı' kısmında mustafa tarafından paylaşıldı.

  1. mustafa

    mustafa Daimi Üye

    Kayıt:
    17 Ocak 2003
    Mesajlar:
    962
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Meslek:
    web programlama
    Şehir:
    istanbul
    başka bir sebeple yazdığım aşağıdaki tavsiyeler belki burada birinin de işine yarar diye düşündüm.

    roman hikâye tarzı için vazgeçilmez esaslar:

    1) görünüş (mekân/insan/eşya) tasviri: mekân tasviri yapmak kolay bir şey değildir. öyle insanlar var ki, daha karşısındakinin daha önce gördüğü bir şeyi hatırlatmak maksatlı anlatamıyor. hiç görmediği bir şeyi nasıl anlatsın?

    mekân tasviri yaparken, mümkün olduğunca sâde / yalın bir şekilde okuyanın gözünde canlandırmasını istediğimiz yeri ve eşyâyı anlatmalıyız. okuyana ortamın havasını, atmosferini hissetirecek kadar mekân tasviri kâfîdir. oymalı mobilyanın oymalarından birindeki bir figürün kenarının kırık olduğunu, hikâye içinde işe yaramayacaksa yazmaya lüzum yoktur.

    buna ilâveten mekân tasviri yaparken, resim çizecek birisine çizeceği şeyi târif eder gibi olmamasında da dikkat etmelidir. yapılan tasvirlerle hâdisenin atmosferine bir şeyler katmaya çalşmalıdır. mekân ile atmosfer / ortam arasında bağ kurucu beşerî mânâlar içeren cümlelerle tasvir yapmaya çalışmalıdır. meselâ adamın yüzünü anlatan tasvir, robot resim târifi gibi olmamalı, adamın yüzündeki kırışıklıklarla geçirdiği acı günler, kılıç yarası ile ceng mâcerâsı arasındaki bağı tasvirde kullanmalıdır. eşyâlarla insanlar arasında enteresan ilişkiler bulunduğunu unutmayıp, tasvirde bundan istifâde etmelidir. eşyâlara da canlı muâmelesi yapmak çok istifâdeli olacaktır.

    2) ruh hâli tasviri: bu madde, yazılı anlatımın sesli ve görüntülüye fark attığı en mühim maddedir. bir insanın bir kaç sâniye içindeki düşündüklerini (aklına gelen önceki tecrübeleri ve görüntüler ve yeni fikirler) yazarak anlatmak mümkün olsa, muhtemelen kısa bir kitap vücûda gelirdi. hele ki hareketli bir sahnenin aktörlerinin o anda düşündükleri herhalde bir çok kitap oluşturack cinsten olmalı. işte bu bir çok kitaptan da hikâye boyunca bir şeyler iktibas etmeyi unutmamalıdır. hiçbir insan bir şeye bir anda karar vermez. dalgınlığına gelmedikçe, iyice düşünür, tartar biçer ve öyle karar verir. bir konuda evvelâ, daha önce başına gelenlerle mukâyese, sonra olabilecekleri kestirmeye çalışma... filân gibi bir çok merhale yaşanacaktır. bunların neler olabileceğini iyi kestirip, iyi ifâde edebilmek de hikâye/roman tarzı yazmanın çok mühim bir parçasıdır. bu konuda derinleşmek için "suç ve cezâ - dostoyevski" okunabilir.

    3) karakter tespiti: iyi romancılar, yazmaya başlamadan önce kullanacakları karakterlerin portrelerini çizer veyâ çizdirirler. sonra bu portrelerin yanına o kimsenin huyları / alışkanlıkları ve tecrübeleri ile ilgili kısa notlar düşüp, bu kâğıtları çalışma mekânlarına asarlar. böylece o karakterden bahsederken, roman boyunca hep aynı konuşma şeklini, aynı lehçeyi, aynı alışkanlıkarı, aynı tecrübeleri yazarak bir bütünlük sağlarlar. mâlum olduğu üzere, bunun aksine durumlar romanları iyi okuyucular için okunmaz hâle getirir. üstelik böyle yaparak, okuyucunun bu karakterleri gerçek hayatta tanıdığı kimseler gibi tanıyıp, benimsemesi sağlanmış olur. zâten tanımadığı bilmediği kimselerin hayâtı kimseyi alâkadar etmez ki. etse de kimse yakından tanımadığı bir kimsenin üzüntüsü ile üzüntülenmez ki. bu yüzden okuru hikâyenin içine sokmak için en mühim işlerden birisi karakterleri detaylı ve sağlam bir şekilde tespit edip, eğmeden bükmeden roman boyunca sürdürmektir. meselâ bir hâdise tasarlarken yazar "sonra şu adam şöyle yapsın... yok ya, o adam hayatta öyle yapmaz, o işi yapsa yapsa şu yapar..." diyecek kadar karakterleri tespit etmiş olmalıdır.

    4) olay örgüsü: olay örgüsü, romanı yazmadan önce mi tespit edilmelidir, yoksa yazarken mi tartışmalıdır. ama ister önceden tespit edilmiş olsun, ister yazarken tespit edilmiş olsun, olaylar tamâmen gerçekçi olmalıdır. okuyucu bu konuda diğer konulardan çok daha fazla zekîdir. eğer bir şey yazar istediği için öyle olmuşsa, bunu hemen anlar ve hikâyeden soğur. gerçi her hâdise yazar istediği için olmuştur ama, en iyi roman, bunun en son farkına vardığın romandır diyebiliriz. hâdiseler mümkün mertebe tabiî bir akışta olmalıdır. bu konuda en güzel kötü örnek türk filmleri olabilir. burada hemen dostoyevski ile ilgili olan bir hikâyeyi hatırlatmakta fayda var:

    dostoyevski yeni bir roman yazacağı zaman evine kapanır, günlerce dışarıya çıkmazmış. yine bir gün böyle evine kapanmış yeni romanını yazarken, bir arkadaşı onu ziyârete gitmiş. çalışma odasına girince bir de ne görsün, yazar hüngür hüngür ağlıyor.

    -ne oldu dostum, demiş, bir derdin mi var?

    -evet, demiş yazar, romanımın kahramânı bu bölümde ölüyor!

    şaşırmış beriki:

    -ne önemi var azîzim, bu kadar üzülüyorsan, öldürmezsin olur biter. yazan sen değil misin?

    -yoo, demiş yazar, ben kadere müdâhele edemem.



    işte bu kadar... herkese kolay gelsin.
     
  2. Rapsodi

    Rapsodi Daimi Üye

    Kayıt:
    4 Ağustos 2002
    Mesajlar:
    1,371
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Meslek:
    Unix Sys Admin.
    Şehir:
    /tmp/loop
    Tesekkurler:)
     
  3. Sahin

    Sahin Daimi Üye

    Kayıt:
    28 Mayıs 2002
    Mesajlar:
    8,943
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Ben daha çok teşekkür ederim, sanki içinemi doğdu Mustafa son bir kaç yıldır planladığım ve 1 aydır üzerinde düşündüğüm ama nereden başlayacağımı bilemediğim bir Vampir romanım var. :D

    Sanırım artık başlamanın zamanı geldi, kitap olarak bastıramazsam webden yayınlarım :p
     
  4. muharrem_tac

    muharrem_tac Bilgisayarcý

    Kayıt:
    17 Ekim 2002
    Mesajlar:
    3,948
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Meslek:
    Yazılım Geliştirici
    Şehir:
    İstanbul
    Bu anlatılanlar özellikle Dostoyevski 'nin öyküsü çok faydalı oldu.Ama roman ve genel olarak edebiyat artık ölmüştür.İçerisinde radikal olarak bazı şeyleri savunmayan veya daha önce söylenmemiş konuları anlatmayan kağıdın veya ekranın üzerine basılmış puntoları kimsenin eskisi kadar ihtirasla okuduğuna kani değilim.İnsanlar hayal edemeyecekleri kadar "gerçek" görüntüleri televizyondan gördüler,tasavvur edemeyecekleri hayalleri de sinema perdesinden izlediler.Bu da yetmedi "bilim",bilim-kurgu edebiyatını ezdi geçti.Biz garip yazar-çizer takımının elinde bir kırık kalem kaldı.Öylece bakakaldık gökyüzüne...Sanki oralardan daha önce hiç duyulmamış sözler gelecekmiş gibi...
     
    Son düzenleme yönetici tarafından yapıldı: 6 Şubat 2003
  5. BoraN

    BoraN .

    Kayıt:
    2 Ağustos 2002
    Mesajlar:
    1,470
    Beğenilen Mesajlar:
    1
    Meslek:
    Ögrenci
    Şehir:
    kayıp
    Su mekan tasviri ile ilgili olan kismi sevgili Yasar Kemal de gorseydi keske.

    Demirciler Carşısı romanini okurken, tasvirlerden bikip kitabi yuz bilmemkacinci sayfasinda yarim biraktim. Umarim, ileride birgün kitabi okuyup bitirme istegi dolar icime. Aksi halde ööyle kalacak rafta. :rolleyes:
     
  6. Çakya Muni

    Çakya Muni Üye

    Kayıt:
    4 Şubat 2003
    Mesajlar:
    60
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Şehir:
    ???????
    Yazarlık daha önce duyulmuşları başka biçimde anlatma, ressamlık daha önce görülmüşleri başka şekilde gösterme biçimi değil mi?

    Tutunamayanlar, Tehlikeli oyunlar, Aylak Adam bunlarda anlatılanları belki binlerce görmüş ya da okumuşumdur bir yerlerde ama bu kitaplarda sanki ilk defa karşılaşıyormuş gibi okudum.
    Yani "iyi" olan herşey bir gün değerini bulur...
     
  7. muharrem_tac

    muharrem_tac Bilgisayarcý

    Kayıt:
    17 Ekim 2002
    Mesajlar:
    3,948
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Meslek:
    Yazılım Geliştirici
    Şehir:
    İstanbul
    Evet bunlar "iyi" ama en iyi değil...Salvador Dali'den önce o resimleri düşünebilen var mıydı?
     
  8. malina

    malina Üye

    Kayıt:
    31 Mayıs 2002
    Mesajlar:
    150
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Hmmmmmm :)

    Bir görelim bakalım, belki seni de yazar kadrosuna dahil edebilirim:)
     
  9. BoraN

    BoraN .

    Kayıt:
    2 Ağustos 2002
    Mesajlar:
    1,470
    Beğenilen Mesajlar:
    1
    Meslek:
    Ögrenci
    Şehir:
    kayıp
    Vampir Türk olsa ne guzel olurdu.

    "Dışarıdan ağır ağır yaklaşan ayak sesleri duyuluyordu. Derken kapı kolunda bir kıpırdanma olduğunu farketti. Kapının gıcırdamasıyla Osman'ın (Vampir) ağzı daha da açılmaya başlamıştı. Belli ki iştahı kabarmıştı. Osman artık yeminini bozacaktı. Neden bozmasındı, bu zaten onun doğasında vardı..."

    Ben yazsam roman bu sekilde devam ederdi buyuk ihtimalle. :)
     
  10. Sahin

    Sahin Daimi Üye

    Kayıt:
    28 Mayıs 2002
    Mesajlar:
    8,943
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    :D inşallah

    Boran sanada lol :D Nerden bildin yaw vampir hem türk hemde müslüman beş vakitte namazlı abdestli :D

    Bir kısmı şaka :p
     
  11. muharrem_tac

    muharrem_tac Bilgisayarcý

    Kayıt:
    17 Ekim 2002
    Mesajlar:
    3,948
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Meslek:
    Yazılım Geliştirici
    Şehir:
    İstanbul
    "Ya Rabbi şeytanın şerrinden vampirin dişinden sana sığınırım."