Duyuruyu Kapat
Facebook Gözat
Twitter Gözat

Imf Ve DÜnya Bankasi Bİr Ülkeyİ Nasil ÇÖkertİr?

Konu, 'Konu Dışı' kısmında Sahin tarafından paylaşıldı.

  1. Sahin

    Sahin Daimi Üye

    Kayıt:
    28 Mayıs 2002
    Mesajlar:
    8,943
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Kenan Mendekli'nin yazisindan alinmistir:


    Dünya Bankası Başkan Yardımcısı olarak görevinden kovulduğu ya da istifa ettiği şeklinde iki ayrı iddia ile gündeme gelen Profesör Joseph E. Stiglitz, ödüllü ve başarılı bir iktisatçı. 2002 yılı Nobel Ekonomi Ödülü ile onure edilen, Columbia Üniversitesi'nde İktisat Profesorü Stiglitz, Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu'nun (IMF), 'Küreselleşme' adı altında, gerçekleştirdiği 'tahribata' tahammül edemediği için, burada dönen dolapları dünya kamuoyuna açıklıyor. Bu yüzden olsa gerek, Profesör Stiglitz, ya kovuluyor, ya da kendi deyimiyle "tahammül" edemediği için istifa ediyor. Profesör Stiglitz, istifa ediyor ama istifa ettikten sonra da rahat durmuyor. IMF ve Dünya Bankası'nın tekerine çomak sokmaya devam ediyor. Dünya Bankası Başkan Yardımcısı olarak görev yaptığı sırada yaşadıklarını, küreselleşmenin bir aldatmaca olduğunu belirterek "Büyük Düşbozumu" adı altında kitaplaştırıyor.

    IMF KARŞI SALDIRIYA GEÇİYOR
    Stiglitz, istifasından iki ay sonra Nobel'le ödüllendirilmesine rağmen susmadı, IMF ve Dünya Bankası ile ilgili açıklamalarını sürdürdü. Ödüle rağmen susmayan Stiglitz, IMF'i sinirlendirdi ve IMF yöneticileri Stiglitz'e savaş açtı. IMF politikalarını şiddetle eleştiren Dünya Bankası eski Baş Ekonomisti ve Nobel Ekonomi Ödülü sahibi Stiglitz'e karşı, IMF yönetimi de karşı saldırıya geçti. IMF'in araştırmalarından sorumlu Baş Ekonomist Kenneth Rogoff, Stiglitz'e yazdığı açık mektupta, (3 Temmuz 2002) ünlü ekonomisti, IMF çalışanlarına ve eski Birinci Başkan Yardımcısı Stanley Fischer'e iftira atmakla suçluyor. Stiglitz, IMF'in, gelişmekte olan ülkeleri, yanlış politikalar nedeniyle daha da yoksullaştırdığını ve bunun en son örneğinin Arjantin'de de görüldüğünü belirtirken, Rogoff, Stiglitz'in eleştirileriyle egosunu tatmin ettiğini, fikirleri içinde de tezatlar bulunduğunu öne sürüyor. Rogoff, Stiglitz'in, eski Birinci Başkan Yardımcısı Stanley Fischer'in, çok uluslu şirketlerin istediği politikaları uygulayarak, sonunda bankacılık devi Citicorp'ta üst düzey bir görev elde ettiği gibi "iftiralarda" da bulunduğunu ileri sürüyor.

    KAÇIŞ PLANLARI BİLE HAZIR...
    Profesör Stiglitz'in başından geçen bu olay Türkiye dışında, her tarafta tartışılıyor. Le Monde Diplomatique, "IMF'ye Karşı Etiyopya Kanıtı" başlığıyla, Stiglitz'ın eserinin bir bölümünü geçtiğimiz Nisan ayında yayınladı. Daha sonra The Observer'den (Guardian Media Grubu) Gregory Palast ile BBC'den Alex Jones, BBC'de bu konuyu enine boyuna tartıştılar. Bu tartışmayla Dünya Bankası ve IMF'in tüm kirli ve karanlık işlerini de pazara çıkardılar. (IMF ve Dünya Bankası'nın yüzde 51'i ABD Hazinesi'ne ait.) "Dünya Bankası'nın Gizli Belgeleri, Arjantin'i Bitiriyor" başlığı altında, Dünya Bankası ve IMF'in olanca "marifetini" sayıp döktüler, 4 Mart 2002 tarihinde... Tartışma Arjantin üzerine ama, uygululamalar Türkiye'dekinin aynısı... Arjantin yerine Türkiye'yi koyun ve seyreyleyin IMF'in rezaletini... Kamu bankalarını özelleştirme hazırlıklarından tutun da, özel bankaların nasıl ele geçirildiğini ve dışarıya para kaçırma yöntemleri...

    IMF yöneticileri, Arjantin'de de aynen bizdeki gibi; "Program başarıyla gidiyor", "Krizi atlacaksınız", "Özelleştrmeyi hızlandırın" gibi açıklamalarda bulunmuş ve herşeyi önceden en ince ayrıntısına kadar hesaplamışlar. Halkın sokağa dökülmesi anında yurtdışına nasıl kaçacaklarını, el koydukları parayı dışarıya nasıl çıkaracaklarını ayrıntılarıyla planlamışlar.

    BBC ve Londra Guardian için çalışan Amerikalı ödüllü gazeteci Gregory Palast, Prof. Stiglitz ile görüştükten sonra, Prof. Stiglitz'in verdiği bilgi ve belgeler ışığında BBC'de Alex Jones'un sorularını yanıtlıyor. İşte BBC'de yayınlanan bu tartışmanın tam metnini, biraz uzun olmakla birlikte sizlerel paylaşmak istedim. Bu cennet ülkemizin üzerinde dolaşan kara bulutları, ulus ötesi şirketlerin ulusal sermayemizi, yerli işbirlikçileriyle nasıl talan ettiklerini sizlerin de bilmenizi istedim.

    "GÖREVİMİZ TEHLİKE!"
    Alex Jones: Bu dünyayı altüst edecek bir olay. Bunu bize açıklayabilir misiniz ve ekonomistler bu konuda neler yaptılar?
    Gregory Palast: Evet önce size iki şey söyleyeceğim. Bir, Dünya Bankası'nın kovmuş olduğu J.E. Stiglitz ile konuştum. Dolayısıyla, hem BBC'de, hem de Guardian'da, onu bu olay sonrası sorguya çekmek için vakit ayırmış biriyim. Tıpkı 'Görevimiz Tehlike' dizisinde olanlar gibiydi. Biliyorsunuz, karşı taraftan bir adam sizin tarafa iltica eder ve siz onu sorgulamak için saatler harcarsınız. Böylece, Dünya Bankası'nda neler olduğu hakkında, içeriden bilgi almış oldum. Bunun yanı sıra onun dışında başka kaynaklarım da vardı. Stiglitz, bana Dünya Bankası veya IMF'e ait herhangi bir gizli belge vermedi. Fakat diğer başka insanlardan bu iki kuruma ait yığınla gizli belge geçmiş bulunuyor.

    ULUSLARARASI KREDİLERİ KESİYORLAR...
    Alex Jones: Yani onu ayırıyorsunuz, başkası verdi diyorsunuz.
    Gregory Palast: Hakikaten böyle. Onun belge işiyle bir ilgisi yok, ben gerçekten farklı kaynaklardan yığınla belge elde ettim. Bizim bulduğumuz şuydu: Söz konusu bu belgeler gösteriyor ki, temelde ulusları kendileriyle gizli anlaşmalar yapmaya zorluyorlar, o anlaşmalarda uluslar, stratejik varlıklarını satma sözü veriyorlar, kendilerini mahvedecek ekonomik adımları atma sözü veriyorlar ve eğer bu adımları atmaya yanaşmazlarsa, her ulusun ortalama olarak altına imzasını atması gereken yüz on bir madde var. Eğer bu adımları atmazlarsa uluslararası kredi imkânları kesiliyor. Uluslararası piyasada hiç borç para bulamaz hale geliyorsunuz. Hiç kimse kredisiz yaşayamaz, kişi de olsa, şirket de olsa, ülke de olsa yaşayamaz, borç para almadan, kredisi olmadan...

    GİZLİ ARJANTİN PLANI?
    Alex Jones: Yarattıkları borç-enflasyon çukuru yüzünden.
    Gregory Palast: Evet, şimdi, bakın, olan şeylerden biri şu idi 'Yakın zamanda elime geçen gizli Arjantin belgelerinden, gizli Arjantin planından örnekler var elimde. Bu belgede Dünya Bankası Başkanı Jim Wolfensen'in imzası var. Bu arada, bilinsin diye söylüyorum, belgeleri ele geçirdiğim için bana gerçekten çok kızdılar, ama belgelerin gerçek olup olmadığı konusunda rekabete girmediler. Önce denediler. Önce bu belgelerin varlığını inkâr ettiler. Televizyonda, onlara gösterdim. Ve internette bazı alıntıları yayımladım.

    Alex Jones: Greg Palast.com mu?
    Gregory Palast: Evet, Gregpalast.com. Sonra bunlar geri adım attı ve dediler ki, "evet bu belgeler gerçektir, ama biz sizinle bu konuyu tartışmayacağız ve sizi zaten yayından uzak tutacağız." Yani, bu iş böyle. Ama dedikleri şu, bakın, "Arjantin gibi bir ülkeyi alıyorsunuz, biliyorsunuz alevler içinde şimdi. Beş haftada beş başkan değiştirmiş, çünkü ekonomi tamamıyla harap edilmiş."

    "TÜM VARLIKLARINI SATIYORLAR..."
    Alex Jones: Şimdi altı olmadı mı?
    Gregory Palast: Evet, haftalık başkanlar gibi gözüküyor, çünkü ulusu bir arada tutamıyorlar. Ve bu oldu, çünkü 80'lerin sonunda IMF ve Dünya Bankası emirleri ile tüm varlıklarını, kamu varlıklarını satmaya başladılar. Yani ABD'de asla yapmayı düşünmeyeceğimiz şeyler, içme suyu şebekesinin satılması vs.

    Alex Jones: Yani insanlardan vergi alıyorlar. Büyük hükümet yaratıyorlar ve büyük hükümet de topladığını özel IMF/Dünya Bankası'na transfer ediyor. Geri dönersek, sizin de zarif bir şekilde açıkladığınız dört bölüme geri dönmek istiyorum, politikacıların İsviçre hesaplarına milyarlarca dolar gönderiyorlar, bu el değiştirmeyi yapmak için.
    Gregory Palast: Doğrudur.

    Alex Jones: Fakat bu şimdiye kadar görülmüş en önemli olaylardan biri o zaman, bayım pardon, lütfen devam edin siz.
    Gregory Palast: Yani olan olay şu, bu sadece bir tanesi, fakat bu arada, öyle her önüne gelen bu olaylarda rol alamaz. Buenos Aires İçme Suyu Şebekesi'ni üç kuruşa Enron denen şirkete sattılar. Arjantin ve Şili arasındaki boru hattı da, Enron denen şirkete satıldı.

    Alex Jones: Ve şu Küreselleşmeciler, varlıkları Enron'dan kurdukları bir paravan şirkete devrettikten sonra Enron'u patlatıp çalıntı malları hallettiler.
    Gregory Palast: Anlamışsınız. Ve bu arada, biliyorsunuz, boru hattını neden Enron'a verdiler, çünkü 1988'de George W. Bush diye bir adamdan telefon geldi.

    "BANKA HESAPLARINDA YÜZ MİLYONLARCA DOLAR VAR"
    Alex Jones: Efendim, lütfen devam edin. Yani bizi dinleyen kendi kabuğunda, sıradan bir insan için, ifşa ettiğiniz sistem nedir?
    Gregory Palast: İfşa ettiğimiz şu: Ekvador veya Arjantin, sistematik olarak ulusları parçalıyorlar. Sorun şudur, bu kötü fikirlerin bazıları ABD'ye geri akıyor. Diğer bir deyişle, artık kan alacakları başka yer kalmıyor. Ve sorun şu, söz konusu adam baş ekonomist, küçük bir memur değil. Bu arada, iki ay önce kovulduktan sonra, ona ekonomi dalında Nobel ödülü verdiler. Yani, aptal biri değil. Bana söyledi, özelleştirmenin ve kamu varlıklarının satılmasının planlandığı ülkelere gitmiş. Ve aslında, biliyorlardı, ülkelerin liderlerinin, bakanlarının yüz milyonlarca doları yan ceplerine aldıklarını açıkça biliyorlardı, fakat başlarını öbür tarafa çeviriyorlardı.

    "TANIDIKLARINA DEVREDİYORLAR"
    Alex Jones: Ama bu özelleştirme falan değil. Halktan çalıyorlar ve IMF/Dünya Bankası'na devrediyorlar.
    Gregory Palast: Genellikle tanıdıklara devrediyorlar örneğin, Citibank Arjantin işinde çok büyüktü ve bankalarının yarısını kaptı. British Petroleum da (BP) Ekvador'daki boru hatlarını kapmıştır. Enron'un da bütün ülkede içme suyu şebekelerini kaptığından bahsettim. Ve sorun şudur, bu şebekeleri de mahvediyorlar. Artık Buenos Aires'te içme suyu bulamıyorsunuz. Yani bu sadece bir hırsızlık olayı değildir. Musluklardan su akmıyor. Yani bu, kamuyu soyarak zengin olmaktan da öte bir şey.

    "AYAKLANMALARI BİLE PLANLAMIŞLAR"
    Alex Jones: Ve IMF, büyük gölleri devretti. Şimdi su arzının tamamına sahipler Chicago Tribune'de yazıldı.
    Gregory Palast: Şimdi buradaki sorunumuz şu, bakın, IMF ve Dünya Bankası yüzde 51 oranında ABD Hazinesi'ne ait. Yani soru şu oluyor, bunlara koyduğumuz para karşılığında ne alıyoruz? Öyle gözüküyor ki, aldığımız birkaç toplumda ortaya çıkan kargaşa ve yakıp yıkma. Endonezya alevler içinde Bana anlatıyordu, Baş Ekonomist, Stiglitz bana anlatıyordu, neler oluyor diye kendine sormaya başlamış. Bildiğiniz gibi, hangi ülkenin işine burnumuzu soksak, onların ekonomisini mahvediyoruz ve sonuçta alevler içinde kalıyorlar. Stiglitz işte bunu sorguladığı için atıldı. Fakat Stiglitz'in söylediğine göre ayaklanmaları bile planlamışlardı. Bir ülkeyi sıkıştırdığınızda ve onun ekonomisini mahvettiğinizde, sokaklarda ayaklanma olması doğaldır. Ve buna IMF ayaklanmaları deniyor. Başka bir deyişle, eğer sokaklarında ayaklanmalar varsa siz kaybediyorsunuz. Bütün sermaye ülkeden kaçıyor ve bu da IMF'e yeni şartlar koşması için fırsat veriyor.

    "HAYALİ ŞİRKET ARACILIĞIYLA MİLYARLARCA DOLAR EMDİLER..."
    Alex Jones: Ve bu onları daha da çaresiz yapıyor. Yani ülkeleri çökertmek için tam bir ekonomik savaş ve şimdi savaşı burada da Enron vasıtasıyla yapıyorlar
    Gregory Palast: Daha dün, buradan, Paris'ten, Kaliforniya'daki Enron'u araştıran eyalet başmüfettişleri ile konuştum. Bana bu adamların oynadığı bazı oyunları anlattılar. Kimse işin bu tarafına bakmıyor. Kazığı yiyenler sadece hissedarlar değil. Özellikle Teksas ve Kaliforniya'nın kamu parasından milyonlarca, milyarlarca dolar emdiler.

    "BUL KARAYI AL PARAYI ÜÇKAĞIDI"
    Alex Jones: Varlıklar nerede, bakın, herkes Enron hayali bir şirket olduğu için geriye hiçbir varlık kalmadığını söylüyor. Burada konuşan uzmanlara göre, tüm varlıkları başka şirketlere ve bankalara transfer etmişler.
    Gregory Palast: Doğrusu evet, bu iş tam bir bul karayı al parayı üçkâğıdına döndü. Demek istiyorum ki, esasen altta para var. Siz Kaliforniya'daki elektrik faturalarını ödediniz, çünkü müfettişlerin bana anlattıklarına göre, bu faturalar olması gerekenden aşağı yukarı 9.12 milyar dolar fazla şişirilmişlerdi. Ve şimdi bilmiyorum kimden bu parayı geri alacaklar.

    Alex Jones: Evet, eyalet yöneticisinin megawatt başına 137 dolar ödediğini, sonra da bunu Enron'a geri 1 dolara sattığını ve bunu tekrar ve tekrar yaptığını ortaya çıkarmışlar.
    Gregory Palast: Evet, sistem tamamıyla kontrolden çıkmıştı ve bu adamlar da tam olarak neler olup bittiğini biliyorlardı. Anlamak zorundasınız ki, Kaliforniya'daki (kamu hizmetleri) sistemin serbestleşmesi için tasarımları yapanların bizzat kendileri işlerini bitirir bitirmez Enron'da çalışmaya başladılar. Aslında, şimdi ben burada Londra'dayım, ve İngilizlerin de bazılarının bunda sorumluluğu var Enron'u denetleme komitesindeki bir adam da, Lord Wakeham. Ve bu adam gerçek bir olay, karışmadığı hiçbir danışıklı dövüş yok.

    ADAM HER DEVRİN ADAMI...
    Alex Jones: Ve bu adam NM Rotschild'in Başkanı.
    Gregory Palast: Bu adamın parmağının olmadığı bir şey yok. Yaklaşık elli yönetim kurulunda yer alıyor. Ve sorunlardan biri şu, Enron'un kayıtlarını nasıl tuttuğunu inceleyecek müfettişler kurulunun başkanının da bu adam olma durumu var. Fakat aslında onlar (Enron), bu adama bir köşede danışma ücreti ödüyorlardı. Margaret Thatcher'ın hükümetinde yer aldı ve Enron'un İngiltere'ye gelmesine ve bu kuruluşun İngiltere'deki elektrik santrallarını satın almasına izin veren kendisiydi. Ve İngiltere'nin ortasında içme suyu şebekesi onlann mülkiyetindeydi. Bu adam işte bunları onayladı ve sonra buna yönetim kurulunda bir iş verdiler. Ve yönetim kurulunda bulunmaktan öte, büyük bir danışmanlık kontratı verdiler. Yani biliyorsunuz, şimdi bu adamın, hesapları nasıl verdiklerini inceleyecek denetleme komitesinin başında bulunması bekleniyor.

    "MEDYAYI DA ONLAR DENETLİYORLAR"
    Alex Jones: Medyayı denetleyen bir yönetim kurulunun da başında.
    Gregory Palast: Evet, öyle, ben büyük sorunlarla karşılaşıyorum, çünkü beni de denetliyor.

    Alex Jones: Ayrıca şimdi yeni bir kanun çıkartıyorlar İngiltere'de, arazinizde bulunan 800 yıllık kuyulara, hatta kimi yerlerde Romalılardan kalma 2000 yıllık kuyulara su saati koyacaklarını söylüyorlar. Kendi suyunuza sahip olamayacaksınız.
    Alex Jones: Evet, işte bu Lord Wakeham. Yani işte Enron'un adamı bu demek istiyorum. Bu adam tam bir olay. Burada bu adama dokunamazsınız. Çünkü dediğim gibi medyayı kendisi denetlemektedir. Yani şikâyet ederseniz, biliyorsunuz ki, adamın eli kaleminizin bir ucunu tutuyor.

    IMF VE DÜNYA BANKASI BİR ÜLKEYİ NASIL ÇÖKERTİR?
    Alex Jones: N. M. Rotschild'ı eşelerseniz hepsini orada bulursunuz. Lütfen bize o dört noktayı anlatın. Elinizde belgeleri var. Yani IMF/Dünya Bankası çökertmesi, dört nokta, bir ülkeyi nasıl çökertiyorlar ve insanların kaynaklarını nasıl imha ediyorlar?
    Gregory Palast: Doğru önce sermaye pazarlarını açıyorsunuz. Yani, yerel bankaları yabancı bankalara satıyorsunuz. Sonra fiyatları piyasa belirler diyorsunuz. Bu iş, her şeyi serbest piyasanın belirlediği, Kaliforniya'daki gibi, sonra evinize gelen su faturaları ortada... ABD'de su şirketlerinin satılabileceğini hayal bile edemeyiz Ama Enron gibi özel bir şirketin, suyunuzun sahibi olduğunu düşünün bir. Sonra da fiyatların tavana fırladığını. Sonra da sınırlarınızı serbest ticarete açıyorsunuz, tam serbest piyasacılık. Ve baş ekonomist olan Stiglitz (Bu sistemi onun çalıştırdığını unutmayalım) kendisi onların hesap adamıydı ve bu işin afyon savaşlarına benzediğini söylüyor. Bunun Serbest ticaret olmadığını, zorlama ticaret olduğunu söylüyor. Bu yolla ekonomileri yerle bir ediyorlar.
     
  2. Sahin

    Sahin Daimi Üye

    Kayıt:
    28 Mayıs 2002
    Mesajlar:
    8,943
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Neden bende anlamiyorum tüm dünyada 11 Eylül'de $ düserken Türkiye'de firlar?

    Neden büyük Amerikan firmalari battiginda tüm dünyada dolar deger kaybederken bizde deger kazanir, yani neden, anlamak o kadar güc ki?

    Ve bugünlerde haberleri takip ediyorsaniz karmakarisik haberler var her kafadan bir ses, kimi diyor ekonomik paket yolunda gidiyor kimi diyor bitti bu is.
     
  3. turker

    turker Agresif Üye

    Kayıt:
    19 Temmuz 2002
    Mesajlar:
    5,988
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Türkiyede doların artması genel olarak yurt dışındaki gelişmelere bağlı değil. (çok anormal ekonomik değişmeler olmadığı sürece). Nedeni ise basit. Türkiyede, aktif olarak dolaşan dolar yut dışına çıkmıyor. merkez bankası->bankalar->bizler arasında dönüyor. bunlardan birinin talepleri kuru belirliyor.
     
  4. Sahin

    Sahin Daimi Üye

    Kayıt:
    28 Mayıs 2002
    Mesajlar:
    8,943
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Ama @turker çok anormal değişmeler oluyor dünya yerinden oynuyor Arjantinde 5 haftada 6 başkan değişiyor bu olaylar yüzünden ama Türkiye aynı rutinde devam ediyor.

    Sonumuz hayrolsun.
     
  5. turker

    turker Agresif Üye

    Kayıt:
    19 Temmuz 2002
    Mesajlar:
    5,988
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    dünya yerinden oynamıyor. fransa, ispanya, ingiltere vs. onlarda da piyasalar bizde olduğu gibi bu durumu satın almış durumda çoktan. arjantini o duruma düşeceği zaten öngörülüyordu. bu konuda biraz temkinli davrananlar sorun yaşamadı. bunlardan biride biziz. temkin derken yatırm yapılmadı, ticari ilişkiler sınırlandırıldı falan.

    amerikan şirketlerini batması sürerse ki bu batanlar yolsuzluk yaptığı idda edilenlerin yanında hiç kalır (xerox,dell, ms,ibm vs.) dünya nasıl yerinden oynuyor görürüz. allah korusun.
     
  6. Sahin

    Sahin Daimi Üye

    Kayıt:
    28 Mayıs 2002
    Mesajlar:
    8,943
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Valla daha çookkk şeyler göreceğiz gibi geliyor bana.
     
  7. hilmi

    hilmi Üye

    Kayıt:
    7 Temmuz 2002
    Mesajlar:
    94
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Meslek:
    ogrenci
    Şehir:
    Ankara
    Tarihin her doneminde ic ve dis dusmanlar bizi yikmaya calismislar cok zor durumlara dusurmusler ama asla basaramamislardir.

    Ben inaniyorum ki Turkiye bir muz cumhuriyeti degildir ve asla olmayacaktir, Arjantin'le ayni olmaz Turkiye'nin kaderi bugun kaderimizi baskalari tayin ediyor olabilir ama eninde sonunda buna dur diyecegiz millet olarak.
     
  8. Sahin

    Sahin Daimi Üye

    Kayıt:
    28 Mayıs 2002
    Mesajlar:
    8,943
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    IMF'İN 200 MİLYAR DOLARLIK VURGUNU...

    Yine Kenan Mendekli'nin yazılarından;


    Meksika, Arjantin ve Türkiye... Her üç ülkenin ortak yönü Uluslararası Para Fonu'na (IMF) önce elini, sonra da kolunu kaptırması... "Ülkelere tefecilik yapan bir kuruluş" olan IMF, ne zaman bir ülkeninin ekonomisine katkıda bulunarak düzlüğe çıkarmaya çalışsa, o ülkeyi hepten batırıyor. IMF, reçeteler sunduğu ülkelerin kaynaklarını kurutuyor ve sonra da elini çekiyor. Meksika ve Arjantin'i tefecilikle batırdı. Şimdi sıra Türkiye'de...

    "IMF ekonomik olarak tükenmiş ülkelerin başvurdukları bir nevi tefecidir. Ülkelere tefecilik yapan bir kuruluş, kucağına düşen kimseye acımaz." Yıllardır Türkiye'de kurtarıcıymış gibi gösterilen IMF'in ruhuna uygun bu tanımı ilk kez bir işadamı, Cem Uzan yaptı. Yani, IMF önce borçlandırır, sonra borç ve borç faizi olarak o ülkenin kaynaklarını kurutur ve sonunda çantasını alır gider. Aynen Arjantin'de yaptığı gibi... Şimdi sıra Türkiye'de... Ve Türkiye son 20 yıldan bu yana IMF'ye çalışıyor.
    Şimdi dönüp 20 yıl geriye gidelim ve bakalım IMF bize neler kazandırmış, neler kaybettirmiş? İnanması zor ama IMF ve Dünya Bankası son 20 yılda bizden 200 milyar dolar götürmüş, sadece borç faizi olarak... Yani her yıl 10 milyar dolar faiz almış. Buna rağmen hala ülkemizde kurtarıcı gibi gösterilen IMF ve Dünya Bankası'nın yüksek faizlerle verdiği krediler hibeymiş gibi bir hava yaratılıyor. İşte Ankara Ticaret Odası'nın yaptığı bir araştırma bu havayı bozdu.

    Geçtiğimiz günlerde Türkiye'nin faiz haritasını çıkaran Ankara Ticaret Odası'nın verilerine göre, Türkiye son 20 yılda faize 200 milyar dolar ödemiş. IMF ve Dünya Bankası'nın verdiği kredilerin sadece faizlerine ödenmiş bu 200 milyar dolar.

    Ankara Ticaret Odası, Türkiye'nin 20 yılda dış borç faizine ödediği 200 milyar doları hesaplamakla kalmamış. IMF ve Dünya Bankası borçlarına faiz olarak ödenen 200 milyar dolarla Türkiye'de neler yapılabieleceğini de hesap etmiş.

    Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün, 200 milyar doları bir dolarlık bonknotlar olarak uç uca eklenmesi halinde bu parayla dünyanın etrafını 77.5 kez dolaşılacağını, yine birer dolarlık banknotlar halinde bu paranın 2 bin ton ağırlık oluşturup ve 200 kamyonla taşınabileceğini söylüyor.

    "200 milyar dolar tutarında bir dolarlık banknotların uç uca dizilmesi halinde Dünya'dan, Ay'a kadar 4 şeritli 2 adet otoban, 3 milyon 100 bin kilometre uzunluğunda sanal bir para yolu, üst üste dizilmesi halinde 200 kilometre yüksekliğinde bir para kulesi yapılabilirdi" diyor, Sinan Aygün.

    Eğer bu para faiz yerine yatırımda kullanılsaydı ülkemizde, evsiz kimse kalmayacak, ulaşım problemi, eğitim, sağlık, işsizlik ve enflasyon gibi sorunlarımız olmayacaktı. Ödediğimiz 200 milyar dolar ile ülkemize "Her biri 30 milyar liradan, 9 milyon 600 bin kamyon, 6 bin 700 adet F-16 savaş uçağı alınır, her birisi 250 milyon dolardan 800 adet Boğaz Köprüsü yapılır, tanesi 30 milyar liradan 9 milyon 600 bin konut yapılır. Kilometresi 3 milyon dolardan 68 bin kilometre demiryolu, her biri 10 milyon dolardan 20 bin adet hastane, her ile 246 hastane, her biri 1 milyar dolardan 200 baraj, tanesi 500 milyon dolardan 400 adet havaalanı, kilometresi 8 milyon dolardan 25 bin kilometre otoyol ve Ankara-İstanbul arası 500 tane otoyol inşa edilirdi."

    Bütün bunlara rağmen, IMF hala kurtarıcı olarak bize dayatılıyor ve IMF ülkemizde bakan bile atayabiliyor, Türk Telekom Genel Müdürü'nü belirliyor, hangi bankaya el konulacağına da karar veriyor. Bu isteklerinin yerine getirilmemesi durumunda borç vermeyeceğini, (Borç parayı hibe ediyormuş, her yıl 10 milyar dolar borç faizi almıyormuş gibi) hükümetin borç alabilmesi için IMF'in istediklerinin harfiyen yerine getirmesini ve programın ancak bu koşullarda başarıya ulaşabileceğini, yine IMF tarafından defalarca ilan ediliyor. Uzun zamandır hasta olan hükümete "koca bir sopayla" vura vura istediği herşeyi yaptırıyor. İşte IMF'in en son icraatı; 1.1 milyar dolarlık kredi dilimini serbest bırakması karşılığında, Pamukbank'a el konulmasını şart koşuyor. İşte İngiliz The Times gazetesinin İstanbul'da bulunan bir yabancı bankacıya dayanarak verdiği haber-yorumda, yabancı bankacının kendi ağzından; "Hükümet ancak IMF'in koca bir sopayla vurmasından sonra Pamukbank'a el koymayı kabul etti" deniyor.

    IMF'in Mesika ve Arjantin'i batıran ve Türkiye'yi de batırmak üzere olan bir tefeci olmadığını söylemek mümkün mü? IMF'in programını uygulamamız durumunda, birkaç ay içinde ekonomik krizden başarıyla çıkabileceğimizi söyleyenlere hala inanıyor musunuz?