Tam Sürümünü Görmek İçin : Kamusal alan nedir?
Gectigimiz Cumhuriyet Bayramindaki olayli resepsiyonlardan sonra aklima kamusal alan olayi takildi...
- Kamusal Alan nedir, nerededir?
- Kimler kamu sinifina girer?
Mesela muhtarliklar da birer kamusal alanmidir? vs...
http://httpd.chello.nl/b.bora/net/031110/kamusal_alan.gif
Erdoğan Oğultekin (http://www.kocaeligazetesi.com.tr/bugun/karikatur.htm) © 2003
Adrenalin
10/11/2003, 23:46
Baş örtüsünün girdiği ve girilmesinin istenmediği her yer kamusal alandır :)
Topluma yönelik değil kişiye özel yargı bu!
Volkan Uzun
11/11/2003, 00:28
devlet dairesi sayilan yerler kamudur. benim bildigim.
Gecenlerde gazetenin birinde okumustum. Olay soyle birseydi:
- Hastahanelerde kamu alani sayildigi icin, bundan sonra hastahane (hastane)'lere basortusu ile girilemeyecekmis. Yada bir grup doktor arkadas bu sekilde gelen hastalara bakmayacakmis vs. gibi bir haberdi bu sanirim. Aranizda bu haberi baska duyaniniz varmi bilmiyorum.
Bildigim kadariyla kamu, halk demektir. Halk, kendisinin kullanmasi icin hizmete acilmis alanlara, toplumun huzurunu bozmadigi surece girebilmelidir diye dusunuyorum.
Yakinda Belediye Çay Bahçelerinde de benzer uygulamalar gorursek sasirmayalim. Onlar da kamusal alan sayilir herhalde!?
ileride bir gun, sokaklar da kamusal alan kapsamina girermi acaba? :)
Herkes kilik kiyafet yonetmeliklerine uygun giyinir sokaga cikar mesela. Bizim caminin hocasi, Damat'tan bi2 spor takim elbise cekmis kendisine. Dusunmesi bile korkunc... :)
++ Asil merak ettigim ++
Hadi diyelim bu tur uygulamalar sonuc verdi. Herkes acildi sacildi. Kimse basortusu giymiyor, sarik takmiyor. Sokaklarda herkes pür-neşe... :) Farzedelim; tarikatlar da bu giyim-kusam olayini pek benimsemis. Takim elbiseli tarikat seyhleri, dekolte elbiselerle bayan muridler goz aliyor, vay aman...
Ama altin kural degismemis, şeyh ne derse o olur (ing. "follow the leader")... Hikaye bu ya! :)
Yanlislik olmasin diye "KAMU" kelimesinin anlamini TDK'da yokladim.
----------------------
1 . Hep, bütün:
"Biz kimseye kin tutmayız / Kamu âlem birdir bize."- Yunus Emre.
2 . (isim) Bir ülkedeki halkın bütünü, halk, amme:
"Çevre koruması sorunları İsveç kamusunun bilincine ve hatta bilinçaltına sinmiş."- H. Taner.
http://www.tdk.gov.tr/tdksozluk/SOZBUL.ASP?GeriDon=0&EskiSoz=&kelime=kamu
----------------------
sanal_programci'nin soyledigi soz ile kafam biraz karisti acikcasi...
devlet dairesi ile kamusal alan arasinda fark varmidir? Nedir? :confused:
Çevre koruması sorunları İsveç kamusunun bilincine ve hatta bilinçaltına sinmiş."- H. Taner.
Bu konuda H. Taner kesinlikle haklı diyebilirim. :)
Kamusal alana neden basortusu ile girilemiyormus? Bunun mantigi ne?
acemi çünkü başörtülüler öcü oluyor onlar kaka oluyo o yüzdende toplumu bozuyo kardeş niye olsun ki başka ozaman tüm akrabaları arayıp diyimde artık örtünmesinler yada dışarı çıkmasınlar.
Saygıdeğer düşünürlerimizin de dediği gibi "paronoya" bunlar.. İrticaymış, siyasi simgeymiş.. Ne kadar saçma gerekçeler. Ben Konyalıyım (noluyorsa!..) ama daha siyasi simge diye başörtüsü takan tanımadım. Hadi takan var diyelim, olabilir.. Bunun sakıncası ne? Siyasi kimliğini belirtmek yasak mı??? Ben burada takılıyorum ve sinir oluyorum. Millet yakasına rozet takınca, çeşit çeşit bıyık bırakınca siyasi simge olmuyor da bir başörtüsü mü siyasi simge oluyor? Eğer siyasi simge ise bu, mecliste neden yasak? Orada siyaset yapılmıyor mu? Benim okuduğum bölümde başörtülü arkadaşlar da var, gül gibi geçiniyoruz. Belli bir başarıyı yakalamış, gelmiş, dersini çalışıyor, muhabbetimizi ediyoruz. İrtica mı hortladı şimdi? Hadi KAMUSAL alanda yasak diyelim (niyeyse!..), kime yasak peki? Kamusal alana her girene yasak mı? Bir sayın bakanın da dediği gibi hastanelere de giremicek zavallı insanlar artık..
Bu kadar çelişki içinde halen inadına saçma sapan konuşuyorlar ya sinir oluyorum..
Bencede bu ya tam bı paranoya yada bırılerı basortusu uzerıne sıyaset yapmayı cok sevıyor.. Bunu sadece sag partılerın sıyasetı olarak algılamayın.. Ornegın bı kose yazarı dun cıkıp "Atatürk çağdaşlık derken biz başörtüsünü heryere sokmaya çalışıyoruz" dıyebılıyor..
Dogrusu bu yazarın zekasından suphem yok ama cagdaşlık ıle bası acık gezmenın nasıl bı ılıskısı var anlıyamadım.. Yanı bu ulkede hersey seklenmı yapılıyor?
Herneyse sızlere katılıyorum.. Emınım turk halkının buyuk bı kısmıda bızımle aynı seylerı dusunuyor.. Ama ben hala neden bu konunun ulkede bı sorun oldugunu anlamıyorum..
Yanı ben bu ulkenın ıktıdarı olsaydım herhalde ılk ısım (kım ne derse desın) bu kamusal alan sacmalıgına son vermek olurdu.. Kı dusundugumden fazla tepkı alırsam ısı halk oylamasınada gotururdum..
Demek ıstedıgım soz mılletınse eger neden nerde basortusu takıp nerde takmıyacagımıza bız karar vermıyoruz?
Aslında kamusal alanın teorik olarak özel kişilerin mülkiyeti dışındaki, devlete ait her türlü yer olması gerekiyor. Yâni devlet dairelerinden otobanlara, kaldırımlardan vergi dairelerine kadar... Yâni devlete, başka bir deyişle halka ait her türlü yer.
Pratik olarak ise kıvırtmaya müsâit bir tanımlama gibi geliyor.
Volkan Uzun
11/11/2003, 11:34
erbakan ..
herseyonunls basladi
Orjinal mesajı gönderen sanal_programci
erbakan ..
herseyonunls basladi
Bencede...
+
Şunu birkere kendimize ve başkalat,rına sormamız gerekir: başörtüsünün Siyasal İslamı motive eden bir yanı var mı?
Bence ülkemizde son 25 yıldır bir İslami hareket oluştuğu iddia ediliyor. Bazı kesimlerde (ki genelde kendini burjuva sınıfından sayan bürokrat, akademik ve solcu siyasiler) başörtüsünü de bu oluşan hareketin bir parçası olarak düşünüyor. Bunun tartışılı bir yanı olup olmadığını tartışmak doğru değil. Çünkü tartşıldığını şuanki objektif (!) medyada görüyoruz. Evet başörtüsü islami bir hareketin bir parçası görülsede, demokratik rejimi tehdit etmedi. Erbakanın partleri (RP ve MSP), laik düzeni yada rejimi yıkma niyeti olmadığını düşünüyorum. Erdoğan'ın AKP'si için de aynı şeyi düşünüyorum. Fakat tesettüre (yad başörtüsü diyelim) karşıolanlar yani @ömer'in yazdığı gibi bir öcü olarak görenler ülkemizin gerçeklerinden dahaçok İran, Pakistan, Mısır ve Cezayir'deki İslami radikal grupları işaret ediyorlar. İşaret ettikleri en radikal, en militan gruplar. Ülkemizde bir şeriat düzeni tabanlı devleti kurma niyetleri taşıyan gruplar (yada hareketler) hiçbir zaman destek bulmadı ve bulamayacakta. Ha bunu sakın ordu ile ilişiklendirmeyin. Bu tamamen son zamanda her konuda bilinçlenen halkımız sayesinde olmuştur. Sonuç olarak İslami bir hareket söz konusu olmayan ülkemizde, başörtüsünün üstüne bukadar sert ve acımasız gidilmesini anlamıyorum.
Evet başındaki başörtüyü çıkarabilirsiniz ama asla beynindeki başörtüyü çıkaramazsınız.
Çelik Erişçi :
" Fikrini atmak değil
her gönle dikmek gerek
Bin türlü yermek değil
aşkla büyütmek gerek"
IcenGuard
11/11/2003, 12:03
ahh guzelim Turkiyem, bir taraf olmus bas ortulu obur taraf acık.. Kimin isene yaradı ?!?
kamusal alan olayını ortaya atanların da bunu mantıklı gördüğüne inanmıyorum.
çok partili döneme geçişle ömrünü tamamlamış siyasi görüşün, her varlık gibi yokolmama refleksini kullanarak ortaya çıkardığı suni bir kriz.
telepati
11/11/2003, 14:12
şöyle bir yakarış var idi ;
30 bin insanın katili APO ya kendini savunma hakkını verdiniz. Başı örtülü diye bir bayana Kendini Savunma Hakkını vermeden mahkemeden kovuyorsunuz.. bumu adalet bumu hukuk devleti ? PEH!
Saygılar...
Adrenalin
12/11/2003, 00:08
Herkes bir gün yanılabilir...
Volkan Uzun
12/11/2003, 06:38
gene bir tartismaya gidiyor durun bakalim
Mingitau
12/11/2003, 14:02
bence oturup inceleme yapmak gerekiyor.
Neleri mi?
Dünya üzerindeki Para rüzgarlarını,
Silah akışlarını ,
Uyuşturucu akışlarını,
hatta manyetik akımın insanlar üzerine etkisindeki değişimleri vs vs vs.....
Altemur Kılıç' ın güzel bir önermesi vardı. "Kim ne derse desin Türkiye Cumhuriyeti' ni kuran ve yerleşmesini sağlayan bir çekirdek kadro vardır. Devletin geleceği bu kadronun ve ardısıra yetiştirdiği kadroların çizdiği yolda olacaktır."
Aslında Türkiye Cumhuriyeti kelimesini alıp yerine bir birlik ile kurulmuş olan herhangi bir devleti söylesek aynı şartlar geçerlidir.
Mesela ABD' yi kuran kadro Boston Çay partisinde oluşan tüccar kesimidir. İngiltere' yi kuran kadro bilmem kaç yüzyıl önce güçlüler kadrosudur vs vs vs. Bu devletlerde de görülmekteki devlet hayatta olduğu sürece amaçta hayattadır.
Şimdi gelelim fasülyenin faydaları kısmına "Türban" nedir? 1940-50' lerde MustafaKemal Derneklerinin bayanlara kara-çarşaf yerine giymeleri için dağıttıkları başörtü ve pardesülere karşı, kara çarşafın devamını isteyen ama çevre baskılarına dayanamayarak, evet değişeceğiz ama bizim istediğimiz gibi onların istediği gibi değil diyen grubun oluşturduğu moda hareketinde başörtüsünün yerini alan giyecek.
(Bu arada not: MHP' nin geçen seçimlerdeki AB' ye onurlu giriş söyleminde de aynı kalıp vardır.)
Kamusal alana giren yerler konusu ise kişiye ve duruma göre değişmektedir. Doğru bir tespit. Zira dini inancı gereği başını örten bir kişinin 30-40 km öteden kendini belli edecek şekilde makyaj yapması ve newton kanunlarını yerle bir edecek çekicilikte esanslar kullanması "dini inanç gereği" kısmında şüphe uyandırmaktadır.
Tabii birde dini inanç ve gelenekler nedeniyle örtenler var.Bu yüzden şekil 1 ve 2 deki fotoğrafların bulunduğu alan kamusal alana girmemektedir:
Şekil 1 (http://www.ikdm.hho.edu.tr/hho/bay/untitled8.jpg)
Şekil 2 (http://www.ikdm.hho.edu.tr/hho/bay/untitled4.jpg)
Zira dini inancı gereği başını örten bir kişinin 30-40 km öteden kendini belli edecek şekilde makyaj yapması ve newton kanunlarını yerle bir edecek çekicilikte esanslar kullanması "dini inanç gereği" kısmında şüphe uyandırmaktadır.
Suphe uyandırsa ne yazar? Bundan kıme nekı? Yanı dını ınanclarına gore yasamak bı ozgurlukse bunu dıledıgınce yasamakta bı baska ozgurluk degılmı?
Baska bı deyıste anayasada "dını ınanclar ancak tum sartları tam olarak yerıne getırıldıgınde ve sahıs gercekten samımıyse yasanabılır" dıye bı ıbaremı var?
Dıger yandan "Kim ne derse desin Türkiye Cumhuriyeti' ni kuran ve yerleşmesini sağlayan bir çekirdek kadro vardır. Devletin geleceği bu kadronun ve ardısıra yetiştirdiği kadroların çizdiği yolda olacaktır" lafınada dıyecegım bı kac sey var..
Acıkcası benTürkiye Cumhuriyeti'nı kuran(!) cekırdek kadronun bu denlı şekilci olduguna ıhtımal vermek ıstemıyorum.. Gercı ıstıklal savası ıcın hayatını ortaya koymus ankaralı koylulerın savas bıtıp cumhurıyet ılan edıldıgınde o cumhurıyetın sımgesı halıne gelmıs kızılay meydanına sırf oraya "yakısmadıgı" ıcın alınmadıgınıda bılıyorum..
Ama yınede bunu kabul etmek ıstemıyorum.. Ben bu ulkede cagdaslıgın yada sıyası kımlıgın gıyım kusamla belırlenebılecegını kabul etmıyorum.. Helekı devlet seckınlerının benım ıcım belırledıgı ustelık sadece sekılden ıbaret ıcı bos sablonlara uydurulmayı kesınlıkle reddedıyorum..
Bılmem anlatabılıyormuyum?
"Kavgam" kitabindan bir alinti... (sy. 100-101)
...
Bizim daima "kamuoyu" dediğimiz şey, bireylerin kişisel tecrübelerine ve bilgilerine ancak gayet az miktarda dayanır. Kamuoyu, büyük kısmı itibariyle, dışarıdan tahrik edilmiş ve yönlendirilmiştir. Bunu "haber" denilen şey, çok kere büyük bir inandırma kuvveti ile oluşturur.
Nasıl herkesin dinsel inançları, egitimin ürünü ve bunlar insanın kalbinde uyuklar bir haldeki dini eğilimlerden ibaret ise halk kitlesinin kamuoyu da ruhun ve bilincin çok kere inatla ve derin bir biçimde hazırlanmasının neticesidir.
Propaganda kelimesiyle gayet başarılı bir biçimde ifade edilen bu siyasi "eğitimde" en büyük hisse basına düşer. Basın birinci derecede, "haber" işini üstlenerek tembeller için bir nevi okul haline gelir. Yalnız bu eğitim devletin elinde değil, çoğunluğu itibariyle tamamen meşum birtakım kudretlerin pençesindedir. Henüz genç bulunduğum sıralarda, Viyana'da halkı eğitmeye mahsus bir makinenin sahiplerine ve nedenlerine yaklaşmak fırsatı bulmuştum. ilk duydugum hayret devletin içindeki bu en zararlı kuvvetin toplumun en temel eğilimlerine ve değerlerine tamamen ters düşse bile, belli bir düşünceyi kabul ettirmek için pek az bir zaman ihtiyaç duymasıydı. Basın birkaç gün içinde, gülünç bir olayı pek büyük önemli bir devlet meselesi yapmayı bilir ve bunun aksine, yine o kadar az bir zaman zarfında hayati meseleleri halkın düşüncesinden ve hatırasından tamamen silecek derecede unutturmayı başarır.
işte bu yolladır ki birkaç hafta içinde bazı isimleri tılsımlı bir biçimde yoktan ortaya çıkarıyorlar ve büyük reklamlarla bunlara işitilmemiş ümitler bağlamayı gerçek değere sahip bir adamın bütün hayatınca ümit edemeyeceği kadar geniş bir şöhret temin etmeyi başarıyorlar. Bir ay önce kimsenin işitmemiş olduğu isimler her tarafta yayımlanıyor, diğer tarafta ise devletin hayatına yahut kamu hayatına ait resmi olaylar canlı canlı gömülüp unutturuluyordu. Hatta bazen bu isimler öyle pisliklerle ilgili olarak dile getiriliyor ki, daha çok belirli bir alçaklığın veya ihanetin hatırasına bağlı kalmaları gerekir gibi görünüyordu. Namuslu bir adamın lekesiz giysileri üzerine, sanki sihirli bir değneğin daveti ile, en çirkin iftiraları birdenbire yüzlerce kova ile boşaltmaktan ibaret olan bu rezaleti özellikle xxxxxx'lerde yakından araştırmak gerekir. O zaman, gazetelerin o tehlikeli haydutlarına layık oldukları hürmet gösterilebilir.
...
Bunlari okuduktan sonra, bazilarinin bizim ne ile mesgul olmamizi istediklerini tekrardan hatirlamis oldum. Dolayisiyla bu konu uzerinde daha fazla zaman harcamayi, o insanlarin ekmegine yag surmek olarak gordugumden, bu konuya daha fazla ileti gondermemem gerektigini dusunuyorum...
Pardon ama bu konuyu acmaktakı amacın neydı oyleyse? Yada adına basın denılen seyın suanda neyı amacladıgı bızı neden baglasın?
Yanı onlar bızım dusunmemızı, tartısmamızı degıl sadece "bılmemızı" ıstemıyolarmı? Oysa bız burda bıldıklerımızı bırbırımızle paylasarak aslında "ogrenmıs" olmuyormuyuz? Oyleyse nasıl onların ekmegıne yag surebılırızkı? Aksıne onların oyunlarını bosa cıkarmıyormuyuz?
Neyse.. Daha fazla uzatmıyım.. Sanırım anladınız..
Konuyu acarken farkli sesler cikabilecegini dusunuyordum. Oysa herkes ayni fikirde.
Bu yalnizca forumda boyle degil, sokakta da kiminle bu konuyu konustuysam benzer yanitlar aliyorum.
O zaman insanin aklina baska seyler geliyor ister istemez. Kim yada kimler rahatsizlik duyuyor kamusal alandan, turbandan, basortusunden?
Ateistinden solcusuna, tarikatcisindan alemcisine kiminle konustuysam, herkes benzer seyler soyledi. Kimse rahatsizlik duymuyorsa basortusunden, neden hep gundemimizde kaliyor?
Dun aksam da yukarida yazmis oldugum sayfayi okuyunca birseylerin ters gittigini dusundum.
Konuyu acmamis olmak isterdim...
Tabi ki tartisarak ogreniyoruz. Ogrenene kadar kacirdiklarimizi bilmeden...
Basinin neyi tasarladigi bizi ilgilendirir, eger bizim gelecegimizle ilgili ise... (degil mi?)
Tabi suclu basin da degil... Kendimizde de aramaliyiz biraz sucu. Hani guzel bir deyimimiz vardir ya, merkebe semer vurmakla ilgili... :(
Adrenalin
12/11/2003, 18:01
Kamusal Alan: Devletin kısmen yada tamamen yönetimini üstlendiği şirket/işletme v.b yerler.
Peki neden hapishanelere başörtülüleri alıyorlar ? Orası kamusal alan olmuyormu yoksa işlerinemi gelmiyor.
Orjinal mesajı gönderen Axion
Altemur Kılıç' ın güzel bir önermesi vardı. "Kim ne derse desin Türkiye Cumhuriyeti' ni kuran ve yerleşmesini sağlayan bir çekirdek kadro vardır. Devletin geleceği bu kadronun ve ardısıra yetiştirdiği kadroların çizdiği yolda olacaktır."
Altermur Kılıç'ın statükocu olmasının, düşünce açısının bu olmasının, babasının çekirdek kadroya dahil olmasının konu ile bir alâkası yok.
Ancak çekirdek kadroda bazılarının ve sonra gelenlerin çoğunun cehâleti, özellikle din konusu üzerine cehâleti önemli.
Fakat M.H.P.'nin, Türk töreleri ile İslam arasında kafalarına göre bir bağ kurmaya çalışıp çuvallayanların konu açısından pek bir önemi yok.
Ortada kanunlarla ya da özgürlüklerle alâkalı bir sorun yokken, ortada siyâsi bir sorun var.
Anayasa ile din ve vicdan hürriyeti koruma altına alınmış olmasına rağmen, kamu alanı gibi içi boş ve yuvarlak tâbirler ile siyasi eğilim göstermeye çalışanlar var.
Bunları bir yana bırakalım çok soyut bir kavram olan iyiniyete rağbet etme cehâletine düşenler, insanın içini görmeye çalışanlar, kafalarına göre bir samimiyet terazisi kuranlar var.
Kişinin türbanlı olması ve 30-40 metreden duyulabilecek bir koku sürünmesi ise tam bir samimiyet terâzisi kurmaya çalışmaktan başka birşey değil.
Özgürlükler ve özellikle din ve vicdan hürriyeti ve bu özgürlüklerin sonucunda kişinin takınacağı tavır tamamen kişiye özel bir tavırdır. Kişi bu tavrını kafasına taktığı bir takke ile gösterebileceği gibi, türban takıp streç bir pantolon giyerekte gösterebilir. Ya da kişi beş vakit namaz kılabilir ama ramazanda oruç tutmayabilir. Ya da hiç namaz kılmaz ama ramazanda otuz gün oruç tutar. Kişinin kendi bileceği bir iştir. Dinî inançtır. Kişinin mantığı, aklı, tavrı ile alâkalı tutumlardır.
Eğer bir özgürlük varsa kişi özgürlüğünü kullanma hakkına sahiptir. Ve bu özgürlük devlet tarafından güvence altındadır.
Bu sebepledir ki statükoyu değil liberalizmi savunmakta fayda görüyorum. Her ne kadar vahşileşmiş liberalizm büyük bir tehlike ise de, statükocu yaşamak zâten bir eziyet.
Sonuç olarak bu sorun en az otuz yıl daha çözülmez. Ortaya olaylar çıktıkça ve buralarda oldukça konuşmaya devam ederiz.
muharrem_tac
13/11/2003, 01:18
Bazı şeyler bazı yerlerde olmaz . Mesela başörtüsü takan ama streç giyen birinin camiye girmesinin ve namaz kılmasının hoş karşılanmayacağı gibi...Herşeyi siyasi olarak değerlendirmeyin .Bazı şeyler bizim arabeskliğimizden ve lümpenliğimizden de kaynaklanıyor olabilir . Bazı şeyler bazı yerlerde olmaz .Bunu fazla zorlamak zaten yeterince uyumsuz olan kültürleri iyice bozabilir . Kimse kimsenin kılık kıyafetine karışamayacağı gibi kimse de kimsenin evine zorla giremez . İlla girmek isteyen varsa zulüm etmiş olur . Statükonun da liberalizmin de aklı ve mantığı vardır :
Bazı şeyler bazı yerlerde uymaz.
Bu uyumsuzlukları ve tezatları engellemek için bugün kamusal alan dersiniz yarın Allah 'ın evi...Sonuçta felsefeler en temelden çökmüş olduğundan bu konu değil otuz , bu mantıkla gidersek otuz bin yıl daha çözümlenmez...
"Bazi seylerin, bazi yerlerde olmamasi/uymamasi" kurali ile "basortusunun kamusal alanlara uymadigi" savi arasinda mantik bagi kurulmamis. Dolayisi ile olay yine yoruma acik kalmis. Birinin mantigina gore uyar, bir baskasinin mantigina gore uymaz.
Aslinda bu ikisi arasinda bir mantik bagi var ama pek dile getirilmiyor. Axion'un alintiladigi "Kim ne derse desin Türkiye Cumhuriyeti' ni kuran ve yerleşmesini sağlayan bir çekirdek kadro vardır. Devletin geleceği bu kadronun ve ardısıra yetiştirdiği kadroların çizdiği yolda olacaktır." alintisi dogru. Bu kadrolar, basortusune ve onun cagristirdigi seylerin varligina, tahammul edemediklerinden onu, hayattan mumkun oldugu kadar silmek istiyorlar. Tahammul edilebilir oranda kullanimini ise (yine Axion'un linklerini verdigi resimlerde oldugu gibi) hayatin akisi icinde yokolmaya birakiyorlar.
Tabii bu, cekirdek kadronun mantigi... Herkese uymayabilir.
muharrem_tac
13/11/2003, 21:32
Tahammül bir mantık kavramı değil duygulsal bir kavram . Bu konu tahammül ile hiç açıklanamaz . Herkes herkese tammül edebilir ama bir yere kadar . Tahammülün ve hoşgörünün de bir sınırı vardır . Bu sınırı ortadan kaldırmak imkanı yoksa birbirine tahammül edemeyen kutuplaşmaları ortadan kaldırırsınız , tek başınıza tek kutuplu bir dünyada yaşar gidersiniz . Ama bu da "en doğru mantık benim mantığım" ya da "ben en doğruyu düşünürüm" gibi bir sonuca gider ve tek bir çiçekten bal almaya mahkum edilmiş bir arıya döndürür insanları .
Bugün kamusal alana başörtüsü nedeni ile giremeyenler iktidarı tümden ele geçirmeye başladıklarında emin olun bu alana sözgelimi dekoldeyi sokmayacaklardır ki bu da onların hakkı olacaktır .Bu işler sırayla...
Volkan Uzun
13/11/2003, 22:10
evet o yuzden allahtan duzgun calisan hala BIR kurum var
Tahammül bir mantık kavramı değil duygulsal bir kavram
Evet "tahammul" ile mantik bagi kurulmamali...
Ama "kamusal alana basortusu ile girilemez" diyenler, bu bagi bu sekilde kuruyor. "bu alana giremezsin cunku ben sana tahammul edemiyorum ve burasi benim kontrolumde..."
muharrem_tac
13/11/2003, 22:43
Evet "tahammul" ile mantik bagi kurulmamali...
Ama "kamusal alana basortusu ile girilemez" diyenler, bu bagi bu sekilde kuruyor. "bu alana giremezsin cunku ben sana tahammul edemiyorum ve burasi benim kontrolumde..."
Diyoruz ki belki de iş tahammülde değildir . Belki de esasen son derece tahammülkar ve liberal insanlar bir takım uyumsuzlukların önüne geçebilmek için veya bazı konuların kaşınması için ya da elemizdeki hukuksal yapı böyle gerektirdiği için bu işleri yapıyor olabilirler .
"kamusal alana basörtüsü ile girilemez" diyenler mantıksızssa bu mantıksızlık çeşitli biçimlerde tezahür edebilir .Ya burada bir mantık ararız ya da tümden reddeder geçeriz . Fakat bu "bazı şeyler bazı yerlere uymaz" önermesi bana çok mantıklı görünüyor .
En son Mısır bayan voleybol takımının başörtüleri ile yaptıkları maç gündeme geldi . Ne kadar saçma ... Hem başını örtecek kadar dini bütün olacaksın hem de voleybol oynayacaksın . Dini bütün mümin bayanların yapacağı işler bellidir . Bunlara hangi imam fetfa vermiş bilmiyorum ama son derece komik olmuşlar.
Ulkemizde "uyum"a bu kadar onem veren kisilerin olmasi ne guzel
bir yere bir adamı sokmamak, adamı adamdan ayırmak tamâmen duygusaldır zâten. bu işler âidiyete, hissiyâta bağlı işlerdir. kurallar / kanunlar insanların duygularına göre yön bulur. umumun infialinden korkmadıkça âidiyete uygun bütün duygusal davranışlar istenildiği gibi kanuna uydurulur. güçlü olanın borusu öter. güçsüzün hâli güçlünün merhametine kalmıştır. güçsüzlerin de hakkını bulduğu devirler çok geride kaldı.
Orjinal mesajı gönderen muharrem_tac
Dini bütün mümin bayanların yapacağı işler bellidir . Bunlara hangi imam fetfa vermiş bilmiyorum ama son derece komik olmuşlar.
Çocuk doğurup evinde oturmak falan mı?
Volkan Uzun
14/11/2003, 10:21
yada doktor olup ben erkek hastaya bakmam demek mi ?
Bana kalırsa "komık" degıl "alısılmısın dısında" olmuslar.. Oysa onlardan cok daha garıp kıyafetler gıyıp cok daha garıp ısler yapan ınsanları bırakın "komık" deyıp dalga gecmeyı, alkıslıyoruz cogu zaman..
Yanı.. Buna kendımızı alıstırmalıyız.. Dını butunlugunu, samımıyetını bı kenara bırakarak dıleyenın, dıledıgını, dıledıgı yerde, dıledıgınce yapabılecegını kabul etmelıyız.. Yanı bu kısı tessetturu ıle voleybolda oynayabılır (kı bunun ıcın fetva almasına gerek yoktur, ıstıyorsa yapar) yada ıkı gun sonra soyunup podyumada cıkabılır.. Bıze nekı?
Dıger yandan neyın nereye uyacagı konusu ıse bana gore "yoruma mahal vermeksızın" kanunlar tarafından belırlenmelıdır.. Ha ama tabı kanun yapıcılarda dıleyenın dıledıgını yapabılecegı gercegını goz ardı etmemelıdır..
Kı meseleye bu acıdan yaklasırsak "sıra savmanın" otesınde gercekten bı problemın cozumu ıcın gayret ederız..
Ve bırde meseleye dıger taraftan bakmak ıstıyorum hazır lafı gecmısken.. Yanı hanı camılere basortusuz gırılemıyorya..
Bana kalırsa buda yanlıs bı uygulama.. Yanı dusunun bı orası Allahın evı ve bız Allahın evıne kımın gırıp kımın gıremıyecegıne onun nezdınde karar verıyoruz.. Soylemek ıstedıgım gercekten buna hakkımız varmı sızce? Yanı sızce gercekten Allah, kullarını kendı evıne alırken kapıda vıze kontrolu yaparmı?
Fazlada gunaha gırmeden demek ıstedıgımı dıyım.. Bence bunu bılemıyecegımız ıcın bırakalım Allah'ın evıne dıleyen dıledıgı sekılde gırsın.. Nasıl olsa ondan oncesı yada sonrası Allah'ın bılecegı ıs...
Yanı kaldırsak su kotaları ha nedersınız? Insanları bu denlı sınarlamasak.. Ozgurluklere saygılı olsak.. Ne olur ne cıkar bundan? Neden korkuyoruzkı? Sadece gecmısten gelen geleneklerın yıkılmasımı endısemız? Yada artnıyetlı ınsanların duzenı bozmaları?
Sızce bu nedenlerden oturu hem anayasada hem de kuranda ınsana verılmıs ozgurluklerın onune gecebılırmıyız? Buna hakkmımız varmı gercekten?
ya şimdi hastane yada mahkeme salonunu, camiyle karşılaştırmak lazım. Cami diğer bir anlamıda ibadethane olmasıdır. Ve ibadet yaparken kişinin zorunluğu olduğu bir giyim vardır. buna uymak zorunda. Kişi eğer buna uymaz ise bazı günahlar işlemiş olur. Ve genel olarak düşünülürse cami sadece müslümanlara yöneliktir.
Ama hastane ve mahkeme salonlarını bu şekilde düşünmek yanlış. Hasta olan birinin doktora görünmeme gibi bir şansı yoktur. Ama cami olayında ise yapılacak ibadeti, kişi isterse evde yapabilir..
Ve ibadet yaparken kişinin zorunluğu olduğu bir giyim vardır
Buna kım karar verır? Allah... Oyleyse bırakalım kontrolude ona aıt olsun bıze degıl.. Demek ıstedıgım buydu.. Kı tartısma konusu da bu degıl.. Yenı bı tartısma yaratmak ıstemem..
Yınede soylemeden edemıyecegım.. Bı pragraf alta hastaneler ve doktorlar ıcın hasta ayrımı yapmadıklarını soyleyıp ustteyse hasatanelerden daha kutsal mekanların yanı camılerın, doktorlardan -ellebette- daha yuce Allah'ın kul ayrımı yaptıgınımı ıma edıyorsun? Bu mumkunmu?
Neyse.. Ben susuyum yınede.. Zıra soyledıgım gıbı tartısma konusu bu degıl..
Yanı ben zaten Allahın yucelıgının onunde belbukup, dız cokmeye gıdıyor yere kapaklanıp ondan af dılıyorsam ıman etmısımdır.. Ve bu ımanın geregı basımı ortmek ıse oraya basımı ortup gıderım.. Burda bı problem yok..
Ama dusunun ben henuz Allah'ı yenı yenı tanıyan ve basını ortmeyen bırı olarak onu evını merak etmıs ve o havayı solumak ıstıyor da olabılırım.. Gozunuzde canlandırın.. Kapayı geldım ve ıcerı gırmek ıstıyorum ama gorevlı benden basımı ortmemı ıstıyor.. Iste tam bu noktada benım basımı ortmeme ozgurlugum engellenıyor.. Ve ben bu noktada kanunlar benım tarafımda olmalı ve o kapıdan bası acık gırme hakkını bana tanımalı dıyorum..
Ha dıger taraftan kapıdakı gorevlı ıcın benım oraya bası acık gırmem kendı ınanc ozgurlugunu sekteye ugratıyorsa baska bı duzenlemeye gıdılmelı.. Ornegın ben zıyaretcı salonuna alınmalıyım yada zıyaret saatlerı belırlenmelı.. Ama ben oraya mutlaka gırebılmelıyım..
Cunku basımı ortmek yada ortmemek hem anayasa hem kuran acısından sadece benım bılecegım bı ıstır.. Burda kımse Allah'ın sozculugune soyunup benım bu sekılde onun karsısına cıkamıyacagımı soyleme hakkını kendınde gormesın.. Yanı ıkı onemlı nokta var aslında..
1. Bu bana anayasa tarafından verılmıs bı haktır..
2. Inanc benım ve Allah'ın arasındadır.. Yanı ben ıcımden geldıgınce ıbadet etme hakkına sahıbım.. Kabul edıp etmemekse onun bılecegı ıs..
Dıyıp kapatıyım...
Mingitau
14/11/2003, 12:28
Başı örtmenin gereği iman değil, toplumsal yaşayışı düzenlemedir.
Bayanların tahrik edici olmamaları ve kendilerine bir zarar gelmemesni sağlamak için konmuş bir kural.(Kadınları hor gören bir ayrım mı yapıyoruz? Yok hayır Erkekler için olan kurala uymak daha zordur: her şartta tahrik olmamak.)
Ama aynı zamanda dikkat çekmek isteyeceksiniz( bu dikkati tahrik etme olarak da anlayabilirsiniz), bir de thrk etmemek için başınızı örteceksniz. Samimiyet terazi kurmak bu ise evet bu teraziyi kuruyorum.
/*Devam edeceğim...*/
Volkan Uzun
14/11/2003, 12:29
erkek tahrik olmasin diye kadin kapanacak yani
buda ilginc baskasi kotu dusnmesin diye kapanmak
Axion ve sanal_programcı çok önemli bir noktaya temas etti...
Ben imam hatip'li ya da dini bütün, Kuran-ı Kerim'i anlayarak hatmetmiş arkadaşlara bir soru yöneltmek istiyorum... Art niyet aramadan beni aydınlatırsanız sevinirim :
Kutsal Kitabımızda kadınların camiiye ya da belli yerlere belli giyim standartlarına uyarak girmesi gerektiği yazıyor mu? Yazıyorsa hangi ayette? Numara vererek kaynak gösterirseniz makbule geçer...
Siz de kadınların örtünme zorunluluğunun müslüman erkekleri tahrik etmeme temeline dayandığını mı düşünüyorsunuz?..
Hafif giyinmiş ya da en azından saçı görünen bir kadına baktığı zaman tahrik olan... bir müslüman erkeğin aklından kötü düşünceler geçiyorsa... hatta bu kötü düşünceleri uygulama girişiminde bulunuyorsa gerçekten müslüman sayılır mı? Bir müslümanın en önemli özelliklerinden biri nefsini kontrol etmek olmalıdır değil mi?..
Camiiye başı açık girmek isteyen tüm kadınların amacı müslüman erkekleri tahrik etmeye çalışmak mıdır?.. Kadının saçını görmek ibadete engel midir?
Yani yüce Allah ile aramıza kadın saçı mı giriyor? Bazı insanların bütün söylemeye çalıştıkları bu mu?..
Günaha giriyor muyum, bunları sormakla?
Saygı...
Mingitau
14/11/2003, 13:34
fixman konu iman konusu değil. İslamın vakti zamanına göre/* Bu vakit ve zaman her zaman geçerli olabilir, 1400 yıl önce ya da bugün farketmez. Bugün insanlar saçtan tahrik olmuyor olabilir ama bir yüzyıl sonra ne olacağını bilemeyiz. Genel anlamda konulmuş olan kurallardır Kur' an-ı Kerim' de belirtilenler.*/ koymuş olduğu yaşayış biçimini düzenleyen kurallardır. Bugün içinde bulunduğumuz toplumda geçerli olmayanları olabilir.
Kısaca Allah ile bir kişi arasına Kadın Saçı girmez girmesi düşünülemez. (Ancak bu daha çok o kişi ile ilgilidir.)
@sanal_programcı : Farkettiysen o kural, korunma içindir. Önemli olan nokta bu, o mesajda da bahsettiğim gibi erkekler için olan kural daha da zordur: Tahrik olmamak
http://www.diyanet.gov.tr/kuran/fihrist.asp?index=435&konu=Ortunme
Aslında baya uzun bir yazı yazmıştım ama yollamaya çekindim. Daha bilgili arkadaşlar cevaplar soruları umarım.
Çekinme be abi... Yani en azından bana yolla...
Çekinmemim sebebi o kadar bilgili değilim. Eminim ki güzel açıklamalar gelecektir.
Ama aynı zamanda dikkat çekmek isteyeceksiniz( bu dikkati tahrik etme olarak da anlayabilirsiniz), bir de thrk etmemek için başınızı örteceksniz. Samimiyet terazi kurmak bu ise evet bu teraziyi kuruyorum.
Bu kısının kendı sorunu degılmı axion? Ornegın bende senı tanımıs olsaydım musluman oldugun halde yerıne getırmedıgın belkı onlarca yukumlulugu sayardım?
Bu durumda akla ıkı soru gelıyor.. Bır benım bunları saymaya hakkım varmı? Ikı, sen sadece ben oyle ıstedıgım ıcın tum yukumluluklerı yerıne getırmek zorundamısın?
Tabı senı yanlıs anlamıs degılsem.. Yanı terazıyı kurmaktakı amacın onları dogru olana sevk etmek daha amıyane bı tavırla "yapıcaksanız adam gıbı yapın" demekse?
Yok degılse neyı ısaret etmek ıstedıgını soyleyebılırmısın? Ornegın bu samımıyetsızlık beraberınde bı tur tehlıkemı getırıyor?.. Mesela tartıda hafıf cekenler devlet ıcın bırer tehdıttır bunlar duzenı yıkmak ıstıyormu dıyeceksın?
Bunu gercekten merak ettım ...
Mingitau
16/11/2003, 11:55
Samimiyeti her hafif olan devleti yıkmak istiyor şeklinde bir algılamaya sahipsen senin için evet.
Burada samimiyet tartısı ne şekilde kurulmuştur onu görmek gerek. Dini inancı gereği başını örten ama bunu dini inancı gerektirdiği gibi yapmamaktan bahsediyoruz. Hem din gereği hemde dinin gerektirdiği gibi değil...
/*Merak edene: Alalh' a olan kulluğu düşünmeden, kafanda bin tilki oynarken namaz kılmakda bana göre ters bir durumdur.*/
1 bit ya 0 olur ya da 1. İslamı byte olarak düşünürsek, ancak 1 bit kadar anlamı olan şeylerde griyi aramak bence gereksiz.
Olaya insan hakları açısından bakarsak:
a. Kimseye karışamam.
b. Benim değer verdiğim şeylerin değersizleştirilmesine karşı koymaya benimde hakkım var.
Benim hakkımın başladığı yerde karşımdakinden hakkıma saygı beklemek sanırım benim en doğal ödevim.
Dini inancı gereği dinin gerektirdiği gibi örtünmesinde bir sorun yok, bildiğim kadarıyla bu konuda karar veren mahkeme heyetininde bir sorunu yok. Zira açıklamaları bunu gösteriyor. Ama dini gereği dinin gerektirmediği şekilde örtünme ile sorun var. Niye mi? Cengiz Aytmatov benzer bir durumu Kıvrak Mümin' in Akmaralı vurması ile Beyaz Gemi' de anlatmıştı.
Orjinal mesajı gönderen HunTER
Ve bırde meseleye dıger taraftan bakmak ıstıyorum hazır lafı gecmısken.. Yanı hanı camılere basortusuz gırılemıyorya..
Bana kalırsa buda yanlıs bı uygulama.. Yanı dusunun bı orası Allahın evı ve bız Allahın evıne kımın gırıp kımın gıremıyecegıne onun nezdınde karar verıyoruz.. Soylemek ıstedıgım gercekten buna hakkımız varmı sızce? Yanı sızce gercekten Allah, kullarını kendı evıne alırken kapıda vıze kontrolu yaparmı?
Allah'ın evi tâbiri bence hoş bir tâbir değil. Zirâ Allah'ın evi olmaz.
Bunu geçersek aslında senin söylediğin bir çelişki yaratıyor gibi görünüyor ilk etapta. Daha doğrusu, kamusal alana girişte başörtüsü takmamak bir kuralsa, camiye girişte başörtüsü takmakta bir kuraldır. O zaman iki tarafta haklıdır gibi...
Ancak bu bir çelişki değil. Çünkü devlet bir din devleti değil. Eğer devlet bir din devleti olsa idi, müslümana farklı, museviye farklı yaklaşabilirdi. Ancak devlet din devleti olmadığı için ve laikliği temel olarak benimsediği içindir ki herkese eşit mesâfede olmak zorunda. Bu eşit mesafe onun dini inançları sebebi ile giyindiklerine, düşündüklerine karışmama ilkesini de içeriyor elbette.
Ancak din, devlet değildir. Dinlerin yüce yaradan tarafından haram ve sevap dengesinde konulmuş sabit kuralları vardır. Bu kurallara uymamanın cezası "devletsel bir yaptırıma bağlı" değildir. Kişinin kendi vicdanı ile olan bir bağdır. Doğal olarak kişinin somut yaşamını kısıtlamaz ya da somut yaşamına etki edecek sonuçlar doğurmaz.
Bu sebeplerledir ki camiye o dinin belirlediği esas unsurları gözederek "saygılı" bir şekilde girmek girekir. Bir yahudi ya da hristiyan'da aynı saygıyı göstererek girmek zorundadır. Çünkü din devletten üstündür, kişinin vicdanı ile ilgilidir ki devlet bunu korur. Kişiler bir birey olarak önce bir dine tabi olabilir ya da olmayabilir, ama sonrasında yaşadığı devletin vatandaşıdır.
Orjinal mesajı gönderen HunTER
Yınede soylemeden edemıyecegım.. Bı pragraf alta hastaneler ve doktorlar ıcın hasta ayrımı yapmadıklarını soyleyıp ustteyse hasatanelerden daha kutsal mekanların yanı camılerın, doktorlardan -ellebette- daha yuce Allah'ın kul ayrımı yaptıgınımı ıma edıyorsun? Bu mumkunmu?
Allah elbette kul ayrımı yapmaz. Kul ayırmını gördüğümüz gibi insanlar yaparlar. Allah'ın kul ayırmı yapmaması adaleti işaret ederken kulun kul ayrımı yapması eziyeti işaret eder.
Camiye başörtüsüz girilmemesindeki amaç o kadınların özgürlüklerini alma amacını gütmez. Oradaki amaç dini tam olarak bilen vazifeli müslümanların ibâdetlerini yaparken dinin kurallarına göre rahatsız olmasını engellemektir.
Orjinal mesajı gönderen fixman
Kutsal Kitabımızda kadınların camiiye ya da belli yerlere belli giyim standartlarına uyarak girmesi gerektiği yazıyor mu? Yazıyorsa hangi ayette? Numara vererek kaynak gösterirseniz makbule geçer...
Bu düşünce sistemi kendi aldığı temel referans olarak çürüktür.
Bu bir devletin sadece 132 maddelik bir anayasa ile idâre edildiğini söylemeye benzer. Örneğin Türkiye Cumhuriyetinde bir anayasa vardır. Bu anayasaya aykırı hükümler anayasa mahkemesince iptal edilir. Ancak daha binlerce kanun, tüzük, yönetmelik ve içtihad vardır. Bunlarda anayasa aykırı olmadıkları sürece yürür.
Bu düşünce açısından bakarsak 600 sayfalık bir kitapta herşeyin yazmasını bekleyemeyiz. Kur'an bir Prusya medeni kanunu gibi binlerce maddelik bir kanun metni değildir. Kur'an'da sadece verilen hükümler değil, o hükümlein geliş amacı ve sonuçları da önemlidir. Bu sebepledir ki Kur'an mealleri kişilerin Kur'an'ı tam mânâsı ile anlamasına yetmez. Yetmediği içindir ki onlarca tefsir, ve tefsirlere ek olarak çok küçük bir konuyu aydınlatacak binlerce eser verilmektedir.
Orjinal mesajı gönderen fixman
Hafif giyinmiş ya da en azından saçı görünen bir kadına baktığı zaman tahrik olan... bir müslüman erkeğin aklından kötü düşünceler geçiyorsa... hatta bu kötü düşünceleri uygulama girişiminde bulunuyorsa gerçekten müslüman sayılır mı? Bir müslümanın en önemli özelliklerinden biri nefsini kontrol etmek olmalıdır değil mi?..
Burada insan faktörlerini ezdiğimizi düşünüyorum. Allah bizi yaratırken içimize irâde koymuş. Bu irâdenin fesada uğramaması elbette ki istenecek birşey. Ancak uğrayabilir. Çünkü insanız.
Eğer bir müslümanın karşısına çıplak bir kadın çıkıyorsa ve o kafasını çevirip tahrik olmaktan kurtuluyorsa bu çok iyi birşeydir. Ancak insan olmasından ötürür tahrik oldu diye gerçek müslüman değildir de diyemeyiz. Netice itibariyle müslüman olmakta "insanlık" ile orantılı birşeydir. Nasıl ki kötü insan iyi insan varsa, iyi müslüman kötü müslüman da olabilir. Bunu yadırgamamak gerekir.
Orjinal mesajı gönderen fixman
Camiiye başı açık girmek isteyen tüm kadınların amacı müslüman erkekleri tahrik etmeye çalışmak mıdır?.. Kadının saçını görmek ibadete engel midir?
Yani yüce Allah ile aramıza kadın saçı mı giriyor? Bazı insanların bütün söylemeye çalıştıkları bu mu?..
Bence böyle düşünmemek gerekir. Yukarıda da bahsettim, câmi de esaslı bir islam içtihadına göre yaşayanlar olabilir. Hayat felsefesi bu yöndendir. Bu ibâdethanenin gene Kur'an'dan doğan belli unsurları vardır.
Mesela o sebepledir ki erkekler ile kadınlar ayrı namaz kılarlar. Önünüzde bir kadının rukuya, secdeye varması sizi rahatsız edebilir ve dikkatinizin dağılmasına, ibâdetinizi tam manası ile yapamamanıza sebep olabilir. Burada amaç dediğim gibi müslümanların câmide ibâdetlerini daha rahat ve daha temiz olarak yapmalarını sağlamaktır. Çünkü ibâdet bir mânâda kul ile yaratıcının temas hâlinde bulunduğu, kulun yaradıcısına yalvardığı bir andır. Rahat olması gerekir.
muharrem_tac
16/11/2003, 17:56
Orjinal mesajı gönderen Ansugo
Çocuk doğurup evinde oturmak falan mı?
http://www.diyanet.gov.tr/kuran/meal.asp?page_id=421
AZHAB Suresi 33.Ayette ne yapılması gerektiği apaçık yazıyor .
Ayrıca :
Orjinal mesajı gönderen Ansugo
Allah'ın evi tâbiri bence hoş bir tâbir değil. Zirâ Allah'ın evi olmaz.
Peki "Beytullah" tabiri nereden çıkmış ?
Orjinal mesajı gönderen Ansugo
câmi de esaslı bir islam içtihadına göre yaşayanlar olabilir. Hayat felsefesi bu yöndendir. Bu ibâdethanenin gene Kur'an'dan doğan belli unsurları vardır.
Bu esaslı İslam içtihadı kimin içtihadıdır ? Tasavvufu harşeyden üstün tutan İmam- ı Rabbani 'nin mi ? Yoksa Şafii olmasına rağmen pekçok hanefinin evinde bulunan İhya - ül Ulumiddin 'in yazarı İmam-i Gazali mi ? Yoksa hepsi birbirinden farklı şeyler söyleyen İmam-ı Azam , İmam-ı Ahmed bin Hanbel , İmam-ı Malik , İmam-ı Şafi mi (kudisse sirruh) ? Ya da Şia 'nın imamları mı yoksa Vahhabi 'lerin imamları mı ? Hangisine göredir bu "Esaslı İslam içtihadı ? "
Birinin bir dediğine ötekinin iki dediği bu imamlar enflasyonunda hangisinin dediği doğru ? Yoksa Bediüzzaman Said -i Nursi 'nin dedikleri mi ? Ya da şu an pekçok kişinin imamı olan Yaşar Nuri 'nin mi ?
"Ey inananlar , her kim Muhammed 'e inanıyorsa bilsin ki Muhammed ölmüştür.Her kim Allah 'a inanıyorsa bilsin ki Allah ölmez..."
Orjinal mesajı gönderen muharrem_tac
[B]http://www.diyanet.gov.tr/kuran/meal.asp?page_id=421
AZHAB Suresi 33.Ayette ne yapılması gerektiği apaçık yazıyor .
33. ayeti okumadan önce 32. ayeti okursanız bunun genele değil Peygamber'in hanımlarının özel durumlarına hitaben gönderildiğini görürsünüz. Ki görmüşsünüzdür de. O ayeti diğer "kadınların evinde oturup çocuk bakması mı gerekiyor" gibi bir soruya cevap olarak göndermeniz ilginç.
Tasavvufu harşeyden üstün tutan İmam- ı Rabbani 'nin mi ?
bu imâm-ı rabbânî hazretlerine en son yapılabilecek ithamdır. mektûbâtı'nı iki kere okudum, hiçbir yerde tasavvufu şeriatten üstün tuttuğunu görmedim. aksine böyle yapanlara yazılmış azarlayıcı mektuplarını gördüm.
muharrem_tac
17/11/2003, 00:14
Orjinal mesajı gönderen nohurge
33. ayeti okumadan önce 32. ayeti okursanız bunun genele değil Peygamber'in hanımlarının özel durumlarına hitaben gönderildiğini görürsünüz. Ki görmüşsünüzdür de. O ayeti diğer "kadınların evinde oturup çocuk bakması mı gerekiyor" gibi bir soruya cevap olarak göndermeniz ilginç.
Peygamber 'in hanımlarına hitaben gönderilen bir ayetin bütün hanımlara hitab etmediğini nereden bileceğiz ?
Orjinal mesajı gönderen mustafa
bu imâm-ı rabbânî hazretlerine en son yapılabilecek ithamdır. mektûbâtı'nı iki kere okudum, hiçbir yerde tasavvufu şeriatten üstün tuttuğunu görmedim. aksine böyle yapanlara yazılmış azarlayıcı mektuplarını gördüm.
Bu bir itham değildir . İtham suçlamak maksadıyla yapılır .Bizim öyle bir amacımız yok , olamaz da ...Şeriat demek kanun demektir . Ve pekçok yerde Şeriat İslamiyet yerine kullanılır . Herşeyden üstün tutmak derken batıni ilimleri zahiri ilimlerde üstün tuttuğunu söylemek istemiştim.
Orjinal mesajı gönderen muharrem_tac
http://www.diyanet.gov.tr/kuran/meal.asp?page_id=421
AZHAB Suresi 33.Ayette ne yapılması gerektiği apaçık yazıyor .
O ayette peygamber hanımlarına hitaben yazıldığı görülüyor. Ancak net birşey söylemek sadece ayet meâline bakarak mümkün değil. Dediğim gibi, açıklaması, evveli sonrası önemli. Bir venhar kelimesinin bile hâlen sayfalarca tartışıldığını düşünürsek bu konuda tartışmaya gerek duymuyorum.
Orjinal mesajı gönderen muharrem_tac
Peki "Beytullah" tabiri nereden çıkmış ?
Allah'ın evi tanımlaması hoş değil. Bu tanımlama belki cahiliyeden belki hristiyanlıktan gelmiş olabilir. Tam olarak nereden geldiğini bilemeyeceğim. Ancak laf itibariyle bir kavram olarak Allah kavramına uymadığını düşünüyorum.
Orjinal mesajı gönderen muharrem_tac
Bu esaslı İslam içtihadı kimin içtihadıdır ? Tasavvufu harşeyden üstün tutan İmam- ı Rabbani 'nin mi ? Yoksa Şafii olmasına rağmen pekçok hanefinin evinde bulunan İhya - ül Ulumiddin 'in yazarı İmam-i Gazali mi ? Yoksa hepsi birbirinden farklı şeyler söyleyen İmam-ı Azam , İmam-ı Ahmed bin Hanbel , İmam-ı Malik , İmam-ı Şafi mi (kudisse sirruh) ? Ya da Şia 'nın imamları mı yoksa Vahhabi 'lerin imamları mı ? Hangisine göredir bu "Esaslı İslam içtihadı ? "
Bu soru da garibime gitti. Netice de Türkiye'de yaşadığımız için bizim sorunumuz Türkiye ile alâkalı. Bu sebeple Türkiye'yi baz alarak Hanefi içtihadından söz etmek gerekir.
Zâten içtihad olarak 4 imamın birbirinden çok farklı olduğunu zannetmiyorum. Şia'ları da buna eklemek kısmen mümkün.
Fakat bu 4 imam, 12 imam, 126 imam meselesi de değil. Genel bir inanış ve genel bir kabul olduğu aşikar. Bu genel kabule göre içtihadlar gözardı edilerek bile gerekli düzen ve saygı ortamı sağlanabilir.
"Bunun örneği var mı?" dersek, sokaktaki 100 tane bayanı çevirip "Camiye girme adâbı nasıldır?" diye sormak kâfidir zannederim.
Orjinal mesajı gönderen muharrem_tac
Birinin bir dediğine ötekinin iki dediği bu imamlar enflasyonunda hangisinin dediği doğru ? Yoksa Bediüzzaman Said -i Nursi 'nin dedikleri mi ? Ya da şu an pekçok kişinin imamı olan Yaşar Nuri 'nin mi ?
Tek doğru yoktur. Ama genel inanç çoğu zaman tek doğrudan yeğdir. Ama genel inanç bazen yanlışta olabilir. Doğrusunu Allah bilir.
Orjinal mesajı gönderen muharrem_tac
Şeriat demek kanun demektir . Ve pekçok yerde Şeriat İslamiyet yerine kullanılır .
Aslında şeriat kanun demek değildir. Şeriat düzen kurallarıdır. Düzeni sağlamak için zaman içinde koyulmuş yönetim kuralları. Ancak bu kurallar yönetimden yönetime farklılık gösterir. Aynen Roma hukuku temelli Avrupa'da her devlette genel olarak aynı ama teferruaatta farklı yasaların olması gibi.
Bu sebeple aslında şeriatın islamiyet yerine kullanılmaması gerekir. İslamiyet bir dindir, şeriat ise onun zaman içinde dünyevi yaşama uygulanış biçimi sonucunda oluşan kurallar bütünüdür.
Burada şunu da söylemekte fayda var : Bir insan Şia, Hanefi ya da hepsini reddeden müslüman olabilir. Bu kişi şeri hukuk sisteminde de, roma-germen hukuk sisteminde de müslüman olarak yaşayabilir. Yâni yaşanılan devletin hukuk sistemleri farklı olabilir ancak din temel itibariyle aynı teferruat itibariyle de farklı olabilir.
Allah'ın evi tabırı benımde hosuma gıtmedı aslında ama sadece bıseye vurgu yapmak ıstedım.. Dıger yandan benımkı sadece bı onermeydı.. Yanı bı soru gıbı.. Eger bunu cevaplıyacak ilahıyatcılar yada dın adamları "hayır efendım, olmaz oyle sey derse" kabulum.. Cunku senınde dedıgın gıbı din devlet degıl.. Bu yuzden ınanclar ozgurluklerden daha onemlı..
Ama yınede eger benımle Allah arasına kımse gıremez ve ıslamda gercekten zorlama yoksa benımde bası acık bı musluman olarak camılere gırmem gerekır..
Dıger yandan bu yaklasımın camılerden sokaklara cıkmasıda ozgurlukler karsısında bı tehdıt olusturabılırmı? Yanı benım basımın acıklıgı yada mevcudıyetım camıde ıbadetı sekteye ugratıyorsa ve ıbadet sadece camıde yapılmıyorsa gunun bırınde bırı bu uygulamanın sokaklarada tasınması gerektıgını soylıyemezmı?
Yada "Allah'ın evi yoktur" dıyen bır dınde benzer uygulamalar sadece camılere yansıtılıyor ve bı anlamda bu mekanlar kutsallastırılıyorsa buda dın ıcın bı tehdıt degılmıdır?
Kısaca bence ortada her ıkı acıdanda barız bı celıskı var. Yanı ne ben bu devletın vatandası olarak "ozgurce" camıye gırebılıyorum, nede musluman sokakta camıdekı kadar "rahat" degıl..
Sanırım bu laık bı devlet olmanın gereklılıgı ...
kur'ân-ı kerîm'de çok yerde "evimiz" diye geçiyor. ve islâm âlimlerinden hiçbirisinin "beytullah" tâbirinin yanlış olduğu konusunda bir şey söylediklerini bilmiyorum. ancak îzâh getiriyorlar ki allah-ü teâlâ mekândan münezzehtir, bu ev bizim bildiğimiz ev değildir.
Forum Yazılımı : vBulletin v3.6.8, Copyright ©2000-2008, Jelsoft Enterprises Ltd.