Tam Sürümünü Görmek İçin : Evrİm Teorİsİ Ve İhtİmaller
Eskiden evrenin sonsuz olduğuna, sonsuzdan beri var olduğuna ve sonsuza kadar da var olacağına (Statik evren modeli) inanmak bilimsel görüşü, yaratılışa inanmak ise dini bir inancı temsil ediyordu. Bilim yeterince gelişmediğinden tartışmalar bir nevi çene kavgasına dönüşüyordu.
1929’da Amerikalı astronom Edwin Hubble, yıldızların yaydıkları ışıklarının tayflarını inceleyerek evrenin genişlediğini keşfetti. Bu durumda zaman içinde geriye doğru gidilirse sıfır hacme ve sonsuz yoğunluğa sahip bir noktaya varılıyordu. Evren, bu noktanın patlamasıyla ortaya çıkmıştı. (Big Bang) Oysa patlamalar düzensizlik oluştururlar.
Büyük Patlama ile ortaya çıkan fizik kuralları, 15 milyar yıldır değişmemiştir. Prof. Stephen Hawking: “Evrenin genişleme hızı o kadar kritik bir noktadadır ki, Big Bang'ten sonraki birinci saniyede bu oran eğer yüz bin milyon kere milyonda bir daha küçük olsaydı evren şimdiki durumuna gelmeden içine çökerdi.”
Paul Davies de: “Çok küçük sayısal değişikliklere hassas olan evrenin şu andaki yapısının, çok dikkatli bir bilinç tarafından ortaya çıkarıldığına karşı çıkmak çok zordur... Doğanın en temel dengelerindeki hassas sayısal dengeler, kozmik bir tasarımın varlığını kabul etmek için oldukça güçlü bir delildir.” demiştir.
Amerikalı Astronomi Profesörü George Greenstein ise şöyle der: “Kanıtları inceledikçe, ısrarla önemli bir gerçekle karşı karşıya geliriz. (Evrenin oluşumunda) bir doğa üstü Akıl devreye girmiş olmalıdır.”
1965’de Arno Penzias ve Robert Wilson adlı iki araştırmacı kozmik fon radyasyonunu keşfettiler. Bu radyasyon yerel değildi ve Big Bang'den kalmıştı. Bu buluş onlara Nobel Ödülü kazandırdı.1989’da NASA, bu radyasyonu araştırmak içiçn uzaya COBE uydusunu gönderdi ve 8 dakika sonra bilgileri doğruladı. Bu, bütün zamanların en büyük astronomik keşfi olarak adlandırıldı. COBE 2 uydusu da Big Bang'i doğruladı
Big Bang'den arta kalan H - He oranının teorik hesaplamalarına uyuyordu. Eğer evren sonsuz olsaydı, içindeki H tamamen yanarak helyuma dönüşmüş olurdu.
Charles Darwin, 1859'da yayınladığı, "Türlerin Kökeni" (The Origin of Species) adlı kitabında, tüm canlılar ortak bir kökene sahip olduğunu ve doğal seleksiyonla birbirlerinden türediğini yazdı. Ortama uyum sağlayanlar özelliklerini gelecek nesillere aktarıyor, böylece bu yararlı değişimler zamanla birikerek bireyi atalarından tamamen farklı bir canlıya dönüştürüyordu. İnsan, bu mekanizmasının en gelişmiş ürünüydü. Bir türün kökeni başka bir türdü.
O devirde genetik, mikrobiyoloji, biyokimya gibi bilim dallarının hiçbiri yoktu.
Neo-Darwinizm’e göre; canlılar genlerindeki mutasyon denilen ufak değişikliklerle evrimleşiyordu.
Sıçramalı evrim’e göre canlılar birdenbire, hiçbir ara geçiş formu olmadan bir başka türe dönüşüyorlardı. İlk kuş, bir sürüngen yumurtasından ortaya çıkmış olabilirdi...
Mutasyonun genetik bilgiyi geliştirmediği anlaşılınca "grosmutasyonlar" teorisi ortaya atıldı.
Darwin, kitabında “Eğer gerçekten türler öbür türlerden yavaş gelişmelerle türemişse, neden sayısız ara geçiş formuna rastlamıyoruz? Neden bütün doğa bir karmaşa halinde değil de, tam olarak tanımlanmış ve yerli yerinde? Sayısız ara geçiş formu olmalı, fakat niçin yeryüzünün sayılamayacak kadar çok katmanında gömülü olarak bulamıyoruz... Niçin her jeolojik yapı ve her tabaka böyle bağlantılarla dolu değil? Jeoloji iyi derecelendirilmiş bir süreç ortaya çıkarmamaktadır ve belki de bu benim teorime karşı ileri sürülecek en büyük itiraz olacaktır.” diye yazmıştır. (sayfa 134)
Kambriyen Devrindeki trilobitler bugünkü omurgasızlar kadar komplekstiler.
1912’de, İngiltere'de Piltdown’da, çenesi maymuna, dişleri ve kafatası da insana benzeyen bir fosil bulundu. Müzelerde 40 yıl sergilendi. Ancak 1949’da bu fosilin insan kafatasına bir orangutan çenesi monte edilmesiyle üretildiği, dişlerin törpülendiği ve eski görünmesi için potasyum dikromat ile lekelendirildiği anlaşıldı. Bu lekeler, kemikler aside batırıldığında kayboluyordu.
1922'de, Nebraska'da insan ve maymunların ortak özelliklerini taşıyan bir azı diş fosili bulundu ve adına Hesperopithecus Haroldcooki denildi ve Nebraska adamının vücut resimleri çizildi, ailece resimleri yayınlandı. 1927'de iskeletin öbür parçaları da bulundu ve dişin, bir yaban domuzuna ait olduğu anlaşıldı.
Australopithecuslar maymuna benzer fakat iki ayaklıdır ve eğik bir iskelete sahiptirler, eğik yürüyebilirler. 1996’da Robin Crompton, bu karma yürüyüşün imkansız olduğunu, bir canlının ya tam dik, ya da tam dört ayağı üzerinde yürüyebileceğini ispatladı. Eğik yürüyüş biçimi, enerji kullanımının aşırı derecede artırır.
Turkana Çocuğu fosili günümüzde tropik bölgelerde yaşamakta olan insanların iskelet yapısıyla tamamen uyuşmaktadır.
Evrimci paleantropolog Richard Leakey, homo erectus ve bizim aramızdaki fark, zencilerle eskimolar arasındaki farktan fazla değildir der. Yakın tarihlerde yaşamını sürdüren bir insan ırkıdır.
Neandertal adamları da ölülerini gömen, müzik aletleri yapan bir insan ırkıdır
Canlılık, cansız maddelerden aminoasit – protein – hücre sırasıyla oluşur.
1953’de Stanley Miller, aminoasitlerin tesadüfen oluşabileceklerini ispatlamak için, ilkel dünya atmosferini laboratuarında kurdu ve proteini oluşturan 20 çeşit aminoasitten 3’ünün sentezlendiğini gözledi. Ancak; deneyinde "soğuk tuzak" (cold trap) kullanarak aminoasitleri oluştukları anda ortamdan izole etmişti. Çünkü, ortamdaki ultraviyole, yıldırımlar, kimyasallar ve yüksek oksijen miktarı, bu molekülleri oluşur oluşmaz imha ederdi. İlkel dünyada bu sistem yoktu.
İlkel atmosferinde olması gereken N ve CO2’yi koymuyor, bunların yerine metan ve amonyak kullanıyordu. Çünkü amonyak olmadan, aminoasit sentezlenemezdi. Sonradan Miller de kullandığı atmosferin gerçekçi olmadığını itiraf etmiştir.
O dönemde, atmosferde aminoasitlerin tümünü parçalayacak yoğunlukta oksijen bulunyordu. Eğer deneyde oksijen kullanılsaydı metan, karbondioksit ve suya, amonyak ise azot ve suya dönüşecekti.
O dönemde ozon tabakası olmadığından yoğun ultraviyole ışınları organik moleküllerin yaşamasına izin vermezdi.
Deneyde aminoasitlerin yanında, çok daha fazla miktarda zararlı organik asitler de oluşmuştu. Aminoasitler izole edilmeyip de bu kimyasal maddelerle aynı ortamda bırakılsaydı, bunlarla kimyasal reaksiyona girip parçalanacaklardı.
Deneyde proteinlerin yapısına karıştıklarında onları kullanılmaz hale getiren sağ-elli aminoasitler de çıkmıştı.
Bilgilerin kavranması: Avogadro sayısı 6,02 x 10^23’dür. 18 gram suda bu rakamın 3 katı kadar atom vardır. (H2O = 2x1 + 16=1 Bir insan ömrü boyunca 2 milyara kadar sayabilir. 18 gram sudaki atomları 3 x 6,02 x 10^23 / 2 x 10^9 = 9,03 x 10^14 yılda sayabilir. Şu anda dünya üzerindeki 6 milyar insan beraber saysa; 9,03 x 10^14 / 6 x 10^9 = 1,505 x 10^5 yani 150 500 nesil eder.
Kainatta yaklaşık 500 milyar galaksi ve her galakside de yaklaşık 500 milyar yıldız vardır. Toplam 500 x 10^9 x 500 x 10^9 = 25 x 10^22 tanedir. Yani 18 gram sudaki atom sayısının 7’de birinden az. (3 x 6,02 x 10^23 / 25 x 10^22 = 7.224)
Dünyanın çevresi 40.000 kilometredir. (3,14 x 12470) Işığın saniyedeki hızı ise 300.000 km. Yani ışık 1 saniyede dünyanın çevresini 300.000 / 40.000 = 7,5 saniyede tamamlar. Işık 1 yılda 300.000 x 60 x 60 x 24 x 365,25’den yaklaşık 9,5 trilyon km yol alır. Dünyaya en yakın yıldız olan Alpha Centauri’nin uzaklığı 7000 ışık yılıdır. Kıyamet belki peygamberimiz vefat ettiğinde koptu ve o yıldız havaya uçtu. Bunun bilgisi bize 7000 - 1400 = 5600 yıl sonra ulaşır. Güneş sistemi,samanyolu galaksisinin merkezi etrafındaki turunu 225 milyon yılda tamamlar. Kainatın çapı 30 milyar ışık yılıdır.
Proteinler, belli sayı ve çeşitteki aminoasitlerin özel bir sırayla dizilmelerinden oluşurlar. Binlerce aminoasit içerebilirler. Yapısındaki tek bir aminoasitin eksilmesi, yerinin değişmesi ya da fazladan bir aminoasit eklenmesi o proteini işe yaramaz hale getirir.
Hücrede, proteinlerin yanısıra nükleik asitler, karbonhidratlar, lipitler, vitaminler, elektrolitler gibi birçok madde belli bir oranda yer alır. Evrimci Prof. Dr. Ali Demirsoy, canlılık için en gerekli enzimlerden biri olan Sitokrom-C'nin tesadüfen oluşma olasılığını şöyle ifade etmektedir: “Özünde bir Sitokrom-C'nin dizilişini oluşturmak için olasılık sıfır denecek kadar azdır. Yani canlılık eğer belli bir dizilimi gerektiriyorsa, bu tüm evrende bir defa oluşacak kadar az bir olasılığa sahiptir denilebilir. Ya da oluşumunda bizim tanımlayamayacağımız doğaüstü güçler görev yapmıştır. Bu sonuncusunu kabul etmek bilimsel amaca uygun değildir. O zaman birinci varsayımı irdelemek gerekir...Sitokrom-C'nin belirli aminoasit dizilimini sağlamak, bir maymunun daktiloda hiç yanlış yapmadan insanlık tarihini yazma olasılığı kadar azdır maymunun rastgele tuşlara bastığını kabul ederek.”
500 aminoasitli ortalama bir proteinin 20 çeşit aminoasitten tesadüfen oluşma ihtimalini hesaplayalım:
Proteinin 1.aminoasitinin rasgele doğru yerleşme ihtimali 1/20’dir. 2. aminoasit için de 1/20’dir....500. aminoasidin de 1/20’dir. 1/20 x 1/20 x....x 1/20 = 1/20^500’dür. 20^500 = 10 ^a ise log 20^500 = log 10^a => 500log20 = alog10 bulunur. log10 = 1 ve log20 = 1,301 olduğundan; 500 x 1,301 = a ise a yaklaşık 650 bulunur. Kainatta toplam 10^79 tane atom olduğu düşünülürse, kainatın tamamı aminoasit olsa bile bu ihtimal ötesi bir durumdur. Bu olasılığa yardımcı olmak için şu andaki kainatın yanına bir trilyon kainat dolusu daha aminoasit getirsek 10^79 x 10^12 = 10 ^91 eder ki sonucu etkilemez.
Yalnızca uygun aminoasit dizilimi yeterli değildir. Ayrıca herbiri sol-elli olması gerekir.Zıt yönlüdürler. Her iki cins aminoasit eşit miktarda bulunmaktadır. Bu da olasılığı her bir adım için ½ oranında düşürür. 1 / 2 ^500 de birine iner.
2^500 = 10^b ise log 2^500 = log 10^b olur. 500log2 = blog10 ise log2 = 0,301 olduğundan b= 500 x 0,301 o da yaklaşık 10^150’de bir olur. Yeni olasılık; 10^650 x 10^150 = 10^800’de 1 olmuştur.
Bu da yetmez.Ayrıca peptit bağı ile birleşmelidir.Bu oran da en fazla % 50'dir. Bu da her aşamada olasılığı %50 düşürür ve olasılık 1/ 2^500 = 1/10^150 oranında düşer ve 10^800 x 10^150 =10^950 eder. Yani 10’un önünde 950 tane sıfır vardır. Bu olasılığı gerçekleştirmek için dünya kurulduğundan beri 5 milyar yıldır her saniye 1 katrilyon deneme yapılsa, bu işlem; (10^950) / (10^15 x 60 x 60 x 24 x 365,25 x 5x10^9) = 10^(950-15-1-1-9) / 6x6x24x365,25x5 = 10^924 / 1 577 880 olur Yani yaklaşık 10^918. Olasılıkta pek bir değişiklik olmamaktadır. Sonsuzda bir ihtimalde olsa tesadüfen bir tane proteinin oluştuğunu kabul etsek bile (sonsuz-1) tane de hiçbir işe yaramayan madde de olmalıdır.
Vücudunuzda milyarlarcası olan kırmızı kan hücrelerinin yalnızca bir tanesinde 280 milyon hemoglobin ve her bir hemoglobinde 574 aminoasit vardır.
En önemli yapıtaşımız olan DNA binlerce aminoasit içerir ama ona ihtimal hesapları teorik de olsa yetmez. Çünkü DNA’nın oluşması için bir enzim gerekiyor ve bu enzimi de ancak DNA sentezleyebiliyor. Bir kısır döngü. Her ikisi de aynı anda yaratılmış olmalıdır.
Bu bir tek orta boy bir protein için yapılan hesaplamadır. Daha yüzbinlerce proteinden oluşan hücreyi, organlar, sistemleri ve canlıyı meydana getirecek ayrıca evrimleştireceğiz. Olasılık hesaplarının korkunçluğunu anlamak için bir hesap daha yapalım: 1 milimetreküplük bir hacim düşünelim. Bu hacmin içindeki hava moleküllerinin hepsinin birden sağ tarafta olma ihtimalini hesaplayalım:
Normal şartlar altında 22,4 litre havada avogadro sayısı (6,02x 10^23) kadar molekül vardır. 22,4 litre (dm^3) = 22400000 milimetreküptür. O halde 1 milimetreküpte 6,02 x 10^23 / 224 x 10^5 = 0,026875 x 10^18 = 26875 x 10^12 tane atom vardır. Tek bir atom olsaydı ya sağda ya da solda olacaktı yani olasılık ½ olurdu. 2 tane atom olsa 4 ihtimal var: ikisi de sağda, ikisi de solda, 1.sağda, 2. solda ve 1.solda ikinci sağda. Yani olasılık ¼ olurdu. 3 tane atom olsa 1/8, 4 tane olsa 1/16 olurdu. Yani n molekül için 1/(2^n) olmaktadır. 26875 x 10^12 tane atom varsa, olasılığımız da 1/ (2^(26875 x 10^12)) dir. 2^(26875x10^12) = 10^b dersek ve her iki tarafın da logaritmasını alırsak; (26875x10^12) x log2 = b olur. Log2= 0,301’i yerine koyarsak; b= 8089375x!0^9 olur. Yani paydada bu kadar sıfır olacak. Her bir sıfırı yanındaki boşlukla birlikte 1 milimetre genişliğinde yazsak payda ne kadar uzun olur? 8089375 x 10^9 milimetre olur. 10^6’ya bölersek km cinsinden buluruz. 8089375 x 10^9 /10^6 = 8089375 x 10^3 = 8089375000 km olur. Dünyanın çevresi 40.000 km olduğuna göre;
8089375000 / 40.000 = 202 234 kere dünyanın çevresini dolanırdı paydanın uzunluğu.
Atomun çekirdeğinde proton ve nötron; kendi çevrelerinde ve çekirdek etrafında saniyede 1000 km. hızla dönen elektronlar vardır.
of of bunu bilimadamları kendi arasında çözememiş biz mi çözeceğiz.
Hem evrim teorisi adı üzerinde teori.
bırakın teori olarak kalsın.
Ben de öyle düşünüyordum ama yanılıyormuşum. Darwin'in "Türlerin Evrimi" adlı kitabında evrimleşmesini tamamlamış ırklarla tamamlayamamış ırklardan bahsediyor. Dünya üzerindeki düzen de bu yarı maymun ırkların (Türkleri örnek veriyor) ortadan kaldırılması gerektiğini savunuyor.
Amerika'nın Irak'ı işgalinin ideolojik alt yapılarından birisi evrim teorisidir, başka savaşların da olduğu gibi.
Evrim teorisinin hiç bir bilimsel dayanağı olmamasına rağmen neden hala ayakta tutulmaya çalışıldığını hiç düşündünüz mü?:confused:
Orjinal mesajı gönderen mescere
Ben de öyle düşünüyordum ama yanılıyormuşum. Darwin'in "Türlerin Evrimi" adlı kitabında evrimleşmesini tamamlamış ırklarla tamamlayamamış ırklardan bahsediyor. Dünya üzerindeki düzen de bu yarı maymun ırkların (Türkleri örnek veriyor) ortadan kaldırılması gerektiğini savunuyor.
Amerika'nın Irak'ı işgalinin ideolojik alt yapılarından birisi evrim teorisidir, başka savaşların da olduğu gibi.
Yok daha neler. Bunlara inanmayın ya. Bütün amaç para.
Orjinal mesajı gönderen mescere
Evrim teorisinin hiç bir bilimsel dayanağı olmamasına rağmen neden hala ayakta tutulmaya çalışıldığını hiç düşündünüz mü?:confused:
Bilimsel dayanağı var ama bu teori için yeterli değil. Ayrıca ayakta tutlmasının sebebi materyalist idolojiye kaynak olmak. Yani bir nevi İdolojik sebep ki bu konu hakkında bahsetmek doğru değil malum konu çok dağılır.
Yani bir nevi İdolojik sebep ki bu konu hakkında bahsetmek doğru değil malum konu çok dağılır.
Konu cok dagilacagi icin mi bu konudan bahsetmek dogru degil?
Daginikliktan pek hoslanmiyorsun herhalde :)
Mingitau
17/09/2003, 13:19
Eh akıllıca yapılacak işlerden biri de herhalde bu konuyu hiç tartışmaya açmamak :)
Charles Darwin 3 Temmuz 1881 tarihinde W. Graham adlı bir bilim adamına yazdığı mektubunda şöyle yazar:
"Doğal seleksiyona dayalı kavganın, medeniyetin ilerleyişine sizin zannettiğinizden daha fazla yarar sağladığını ve sağlamakta olduğunu ispatlayabilirim. Düşünün ki, birkaç yüzyıl önce Avrupa, TÜRKLER tarafından işgal edildiğinde, Avrupa milletleri ne kadar büyük risk altında kalmıştı, ama artık bugün Avrupa'nın TÜRKLER tarafından işgali bize ne kadar gülünç geliyor. Avrupa ırkları olarak bilinen medeni ırklar, yaşam mücadelesinde TÜRK BARBARLIĞINA karşı galip gelmişlerdir. Dünyanın çok da uzak olmayan bir geleceğine baktığımda, BU TÜR AŞAĞI IRKLARIN ÇOĞUNUN MEDENİLEŞMİŞ YÜKSEK IRKLAR TARAFINDAN ELİMİNE EDİLECEĞİNİ (YOK EDİLECEĞİNİ) GÖRÜYORUM." (Francis Darwin, The Life and Letters of Charles Darwin, Vol. I, 1888. New York:D. Appleton and Company, s.285-286)
Bu bilgi Darwin'in Türk Düşmanlığı adlı kitaptan alıntıdır. Kitabı www.harunyahya.org'dan bedava download edebilirsin.
Bu sadece tek bir alıntı. Daha neler var neler...
Mingitau
17/09/2003, 14:07
Eh o da Darwin' in hatası bilmiyor ki, Latin Alfabe' nin dizilişi bir Türkçe cümle :D
Neyse Darwin' in ne düşündüğü hiç önemli değil. Biz kendi medeniyet bahçemize bakalım.
Haklısın yönetici bey kardeşim... Ben de aynı sonuç çıksın diye yazmıştım.
someone flooding the board?
Mingitau
17/09/2003, 16:45
Aywah...
Orjinal mesajı gönderen acemi
Konu cok dagilacagi icin mi bu konudan bahsetmek dogru degil?
Daginikliktan pek hoslanmiyorsun herhalde :)
yo hocam dağınıklığı severim hatta dağıtalım derim ama bu konular öyle konularki kimse kimseyi ikna edemiyor ve nedense sonuçsuz kalıyor.
Sonuçlandıracak varsa dağıtralım.
:D
Bir insan "ben hayvan kökenliyim" diyorsa ve diğeri de ben "yaratılış+ilk insan kökenliyim" diyorsa, burada ne sorun var? Bırakalım herkes kökeni ile mutlu yaşasın, hayvan olan hayvan, insan olan da insan olarak. Luzumsuz tartışmalar.
Bu bilimadamları önce 1 cm uzaklık olarak teorik olarak hesapladığımız mesafenin sonsuzluğu ile 10cm uzaklık olarak teorik olarak hesapladığımız mesafenin sonsuzluğunu karşılaştırıp bir sonuç bulsunlar.
Mezroyu her elime aldığımda rahatsız oluyorum. Düşüncelere dalıyorum.
muharrem_tac
18/09/2003, 00:14
Orjinal mesajı gönderen Ansugo
Bu bilimadamları önce 1 cm uzaklık olarak teorik olarak hesapladığımız mesafenin sonsuzluğu ile 10cm uzaklık olarak teorik olarak hesapladığımız mesafenin sonsuzluğunu karşılaştırıp bir sonuç bulsunlar.
Mezroyu her elime aldığımda rahatsız oluyorum. Düşüncelere dalıyorum.
Bu durumu gösteren önermelere yanlış hatırlamıyorsam "Sınırlı Sonsuzluk" tabiriyle yanıt veriliyordu , evrenin sonsuzluğu da bu şekilde "sınırlı ama sonsuz" olarak açıklanıyor . Gökkürenin bir zar gibi düşünülmesi durumunda sonsuzluk için bir engel kalmıyor . Zira soyut olarak boyutsuz olan noktaya herbir referans , onun tam koordinatları verilmediği sürece onun bir boyutsuz yanına isabet edebilir . Bilindiği gibi elimizde mevcut sayı kümeleri ile bütün sayıları tanımlayamıyoruz ve adını koyamadığımız sayıları yeni sayılar kümeleri ile tanımlamayı çalışıyoruz . Bu durumda peryotlar cetvelindeki gibi bulamadığımız sayıların yerini boş bırakalım ve oralara yeni sayı kümelerinin geleceğini varsayalım bu modelin periyotlar cetveline üstünlüğü sonsuza sonsuz bir alanda gerçekleşmesidir , yani sadece sonsuz adet sayı yoktur aynı zamanda doğal sayılar kümesi , tam sayılar kümesi , reel sayılar kümesi , asal sayılar kümesi gibi sonsuz sayıda sayı kümesi de vardır .
Sonsuzluk üzerinde düşünülmesi veya anlaşılabilmesi ancak sonlu bir vücuttan sıyrılınca gerçekleşecek, hayatın sırrına mâlik bir kavramdır.
Orjinal mesajı gönderen muharrem_tac
yani sadece sonsuz adet sayı yoktur aynı zamanda doğal sayılar kümesi , tam sayılar kümesi , reel sayılar kümesi , asal sayılar kümesi gibi sonsuz sayıda sayı kümesi de vardır .
Bu hesap biraz ters geldi.
Çünkü sonsuzu "eksi sonsuz" ve "artı sonsuz" diye aıramayacağımız için, herhangi bir sayı kümesi; örneğin sayma sayıları kümesi işimizi görebilir. Nasılsa hepsinin sonu sonsuza gidiyor deyü teorik olarak düşünülmüyor mu?
Yanlış temeller üzerine oturan bir sistemi fazla zorlamayın. İşinize geldiği gibi kullanın, yeter.
Mingitau
19/09/2003, 14:18
Orjinal mesajı gönderen ee++
Yanlış temeller üzerine oturan bir sistemi fazla zorlamayın. İşinize geldiği gibi kullanın, yeter.
Hankı yanlış temeller ? Temel yanlış ise düzeltelim de bir işe yarasın...
Düzeltmek için "kalan bir temel" gerek ama ben "temel" kaldığına da inanmıyorum.
Mingitau
19/09/2003, 15:21
Temel "Gözlem" de, yapılan gözlemler kasıtlı olarak farklı yorumlanmış olabilir. Ya da sonuçların bir kısmı yok sayılmış olabilir.
abi bu ceviz net forumun kaderindemi var
neden bu forumda konu bu kadar dagitilir yeni bir konu acmaymi ü$eniyoruz
ahımmm
ilk önce topic bu kadar uzun bir metni derliyip atmis olan arkadasa 10 puan
tekrarlıyorum konu darwnizim
@kara_lahana bana gore aslında konuyu acan kısının yanı mescerenın takıp etmesı gerekır bunu.. Yok o soruyu sorar ve gerı cekılırse konuyu ıstedıgımız gıbı dagıtabılırız :)
bu tür konuların dağılması sadece ceviz.nette değil bir çok forumda var. yani konular dağılmaya müsaitse elimizden gelen ne olabilirki.
:D
Devamlı bilgisayar başında olmadığım için her zaman için fikrimi belirtemiyorum. Bir de admin abi bana kızdı. Bir günde 5 tane konu açtın, kaşıdın her yeri dedi.
Ben burada evrim teorisinin bilimsel değil, ideolojik amaçlarla ortaya atıldığını göstermek için 1-2 örnek derlemiştim.
muharrem_tac
23/09/2003, 22:47
Peki evrim teorisinin karşısına konulabilecek bilimsel bir teorimiz var mı ? Yaratılış diyelim .Yaratılış teorisine benim en az üç farklı itirazım var.
1.) Maymun insan olmaz doğrudur ; peki ya toprak nasıl insan olur ?
2.) Genetik hastalıklar Yüce Yaratıcı 'nın yaratma becerisinin yetersizliğinden mi (haşa) kaynaklanıyor ?
3.) Tasarlanık bir evren yani GAIA evreni bir dış bilinç tarafından da şekillendirilmiş olamaz mı ? Yani bizim tanrı diye taptığımız ya da bir dönem taptıklarımız gerçekten bizi tasarlayan bir başka uygarlığın askerleri olamaz mı ?
Burada olasılığı reddeden ve tamamen herşeyin üstün bir bilinç tarafından yaratıldığını söyleyen inanış ile herşeyin olasılıkların eseri olduğunu söyleyen inanış ile bir harmanlama yapmak gerekiyor . Yoksa ya Yüce Yaratıcı 'nın yetersizliğini ya da olasılıkların tanrısallığını kabul eden paradoksal bir bilinçaltı ile yaşamaya devam mı edeceğiz ?
Orjinal mesajı gönderen muharrem_tac
1.) Maymun insan olmaz doğrudur ; peki ya toprak nasıl insan olur ?
Bu itiraz külliyen yanlış.
Maymun'un evrimleşerek insan olduğu bilimsel bir teori. Maddeye dayanan bir teori.
Ama insanın çamurdan yaradılışı ise ilmi bir inanış.
muharrem_tac
24/09/2003, 00:21
Hah işte maddi ve manevi diye ikiye de ayırma temayülümüz var buna da değinelim ve madde ile ilgili forumumuzda da açılmış bir konuya göndermelerde de bulunalım , mesela orada SGürel Bey maddenin inkarının İslamiyet 'e aykırı olduğunu vurgulamıştı . Bu çok yerinde bir tespittti . Zira maddenin yok olduğunu iddia etmek ile madde gerçeğini yok edemiyoruz . Fakat madde nerede başlıyor nerede bitiyor bunu da çok kolay söyleyemiyoruz .Maddenin enerjiye ve enerjinin de maddeye dönüştüğünü fakat ikisi arasında bir korunum kanunu bulunduğunu da iyi biliyoruz , şu durumda bütün inanışlarımız da bu kanunlar ile uyum göstermelidir . Evrim teorisinin karşısısına evrimden çok daha sıkı bir teori koyamadığımız sürece inanışlarımızı inanmayanlara "dikte" etmekten ya da daha İslam 'cası "Emr-i bil Maruf ve Nehy-i anil Münker" yapmaktan başka şansımız kalmıyor.
Orjinal mesajı gönderen muharrem_tac
3.) Tasarlanık bir evren yani GAIA evreni bir dış bilinç tarafından da şekillendirilmiş olamaz mı ? Yani bizim tanrı diye taptığımız ya da bir dönem taptıklarımız gerçekten bizi tasarlayan bir başka uygarlığın askerleri olamaz mı ?
Buna tanıdığım bazı 'sorunlu' insanlar ciddi ciddi inanıyor.
Bu sorunun kaynağı bizi o uygarlığın askerlerini kim yarattı sorusuna götürüyor.
İnsanların dünya dışından gelen ziyaretçilere tanrı diye tapması onların tanrı olduğu anlamına gelmez.
Akıl ve bilgi sahibi her insan bunun nedenini ve kaynağını biraz düşünürse anlayabilir.
muharrem_tac
24/09/2003, 00:27
Neden olmasın ?
Şimdi teknolojinin bu ilkel dönemlerinde bile bir yapay zeka korkusudur gidiyor . Zeka , bilinç , evren ...aklınıza ne geliyorsa tasarlanmış ve planlanmış ise pekala yaşadığımız evren aslında bizden çok daha gelişmiş canlıların tasarladığı bir tasarım olabilir . Tabii eğer tanrımız bir mühendisten çok öte değilse...
muharrem_tac
24/09/2003, 00:33
Tasarlama meselesine bir itirazım yok pekçok itirazım var . Bakınız sonsuz ilim ve kudret sahibi Yüce Allah 'ın evreni tasarladığını söylemek küçük bir şirk oluşturuyor . Yani zamandan münezzeh Alemlerin Rabbi birden bire bir "t" anında evreni yaratmış ve zaman ile birlikte kararlarını değiştirmeye başlamıştır . Bu size mantıklı geliyor mu ? Bu bana en az mekandan münezzeh Allah 'ın göğün yedi kat üzerinde , Arş 'ın ve Sidret 'ül Münteha 'nın üzerinde bir yer belirlenmesi kadar mantıksız geliyor...
Volkan Uzun
24/09/2003, 01:48
evrim teorisi.
teori ne demek ?
Varlığı kontrollü deneyler ile kanıtlanmış hipotez.
Volkan Uzun
24/09/2003, 02:39
kanunun bir onceki adimi
kanundan ayiran sey ?
Orjinal mesajı gönderen muharrem_tac
Tasarlama meselesine bir itirazım yok pekçok itirazım var . Bakınız sonsuz ilim ve kudret sahibi Yüce Allah 'ın evreni tasarladığını söylemek küçük bir şirk oluşturuyor . Yani zamandan münezzeh Alemlerin Rabbi birden bire bir "t" anında evreni yaratmış ve zaman ile birlikte kararlarını değiştirmeye başlamıştır . Bu size mantıklı geliyor mu ? Bu bana en az mekandan münezzeh Allah 'ın göğün yedi kat üzerinde , Arş 'ın ve Sidret 'ül Münteha 'nın üzerinde bir yer belirlenmesi kadar mantıksız geliyor...
Bu bizim yetki alanımızın dışında bir soru. Ama insan olduğumuz için bunu düşünmemiz normal.
Şimdi t anında verilen karar t + U anında birinci değişiklik ve t + 2U anında ikinci değişiklik ve t + dU anlarında diğer değişiklikler olarak belirlenmiş olabilir.
Biz Yüce Allah'ın sonsuz ilmi karşısında acizoğluaciz kalan basit mantığımızla bunu bir switch'e benzetebiliriz. Bir switch var bu karardır. Switch kararı duruma göre değiştirir.
O zaman bizde programlarımızda switch kullanmayalım. Neden bir defa karar verip programı çalıştırmıyoruz.
(Allah'ım bu cümlelerde haddimi aştıysam beni affet.)
Orjinal mesajı gönderen sanal_programci
kanunun bir onceki adimi
kanundan ayiran sey ?
Sürekli olarak tekrarlanamaması... (Bknz. Do-loop içinde olmaması)
t anı madde için var, ona zaman yoktur.
"tasarlama" kelimesi hiç sıcak değil. "allah özene bezene yaratmış" demek mâlum küfürdür. allah-ü teâlâ'ya insan sıfatı yakıştırmaktır. dediğin gibi tasarlama konusu da ona benziyor.
mekâna gelince, allah-ü teâlâ'ya mekân isnâd eden sözlerin hiçbir kurtarır yanı yok. cennet - cehennem için arşın üstünde / yedi kat göğün dışında gibi şeyler söyleniyor evet.
yedi kat göğün dışı kâinâtın dışı mı demektir? maddenin olmadığı yerde boşluk vardır. boşluğun olmadığı yerde ne vardır? kâinâtın bitmesi boşluğun bitmesi olacağına göre kâinâtın dışı diye bir yer maddeye göre yoktur. ya da maddeden ötesini kavrayamayan aklımızı boşa zorluyoruz.
Orjinal mesajı gönderen mustafa
maddeden ötesini kavrayamayan aklımızı boşa zorluyoruz.
+1
Yaradılışa itiraz olması bakımından ortaya atılabilen tek teoridir evrim teorisi. Yaratılışı da bir "gerçek" olarak değil de bir teori olarak kabul edersek,birinin yanlışlığının ispatlanması diğerinin doğruluğunu göstermez mi? (Olmayana ergi metodu)
Ayrıca "emr-i bil maruf, nehy-i anil münker" bir dikte ifade etmez. Anlamı, iyiliği emredip kötülükleden sakındırmaktır. Bu da sadece müslümanların değil, tüm insanların görevi olmalıdır.
Muharrem Taç'ın Yaradılış' karşı olduğu üç itirazdan en sonuncusu bana Eric Van Daniken'in Tanrıların arabaları kitabı aklıma getirdi.
Yazar gerçekten bu eseriyle çok ilginç senaryolarda ve varsıyımlarda bulunmuş ama ben bunları kabul etmek için aklın bu kadar zayıf kalacağını zannetmiyorum. Bu ayrı bir konu olduğu için ve konunun dağılacağında pek girmek istemiyorum.
Gelelim bu olanlara aklın neden ermediği olayına.
Şimdi Tanrı kavramını neden anlamıyoruz diyen arkadaşlar vardır(ki bunlardan biride bendim) Bu soru herzaman aklımdan geçerdi. Tanrı nasıl birşey. Neden bizi yarattı, ne yer, ne içer..vs gibi sanki bir insanmış gibi sıfatlarını düşünür dururdum. Ve düşündükçe düşündüklerimin bana zarar verdiğini anladım. Ve bu konuların kesinlikle sonu olmadığını anladım. Bu zaman istiyor tabi.
Mesela arkadaşlar: elinizde bit bardak var. Siz bu bardağa sığdıracağınız su miktarı en fazla ml. ki hadi ton sığdorın. Peki okyanusu sığdırabilirmisiniz, bardağa?
hayır çünkü okyanusun kapasitesi, bardağın kapasitesi nden büyük. Bu kadar kolaybir açıklaması var. Peki akılı bir bardak dini de bir okyanus olarak kabul etsek bu konu böylece açıklağa kavuşmaz mı?
Tabi Evrim Teorisi gibi benim ki de teoride kalıyor.
+
Ayrıca yaradalıştaki en önemli olay, yoktan var etmek değil mi?
Peki bilim yoktan varolmayı kabuyl etmiyormu?
Big Bang kanunu(ki teori değil kanun) hatırlayalım. Ve insanın nasıl toprak yarattığı sorusunu bir daha düşünelim.
Yaratılışı da bir "gerçek" olarak değil de bir teori olarak kabul edersek,birinin yanlışlığının ispatlanması diğerinin doğruluğunu göstermez mi? (Olmayana ergi metodu)
Gostermez. Olmayana ergi metodu, sadece iki durumlu onermeler icin kullanilabilir.
Mingitau
24/09/2003, 10:57
Okyanusu bardağa sığdırmak güç ile yapılabilecek bir şey.
Ama o kadar güzün varmıdır yok mudur o kısmını bilemem.(Okyanus derken tüm yeryüzü sularını kastediyorum.)
Madde dediğin enerjinin bir formu iken ve sadece kapladığı hacim büyük olduğu için zararsız iken hacmi almanla birlikte okyanus bir bardağa belki daha da küçük bir şeye sığar.
ben okyanusu bardağa sığdıracak kadar güçlü değilim. ben şimdilik sadece bir yandan doldurup bir yandanda boşaltıp tüm okyanuasları elden geçirmeye çalışıyorum Gücüm ancak buna yetiyor.
Mingitau
24/09/2003, 11:18
Orjinal mesajı gönderen muharrem_tac
........
Evrim teorisinin karşısısına evrimden çok daha sıkı bir teori koyamadığımız sürece inanışlarımızı inanmayanlara "dikte" etmekten ya da daha İslam 'cası "Emr-i bil Maruf ve Nehy-i anil Münker" yapmaktan başka şansımız kalmıyor.
..........
İslam Aleminin yıllarca içinde olduğu bir yanlış. Güzel tespit.
Ama "İslamca" tabirini uygun bulmadım. İslamın bir dili yoktur.
Hatta islam değil hiç bir inanışın bir dili yoktur. Her inanış her dille anlatılır.
t anında Tanrı dünyayı yarattı. Daha öncede söylemiştim bilmediğimiz bir ortam ya da durum için söyleyebileceğimiz bişi yoktur.
t anından ve m mekanından münezzeh bir ortamda olan şeyleri anlamak için öncelikle t ve m mekanından münezzh olmayı sağlamalıyız. Bunları şu halimizle yapamadığımıza göre bunların yerini başka şeylere bırakıp durumu anlama şansına sahip olabiliriz.
İnsanın aklı sınırlı. Ne kadar akıllı olursa olsun tüm bilgileri kapsaması düşünülemez. Eksik bilgiyle de yanlış sonuçlara varmak doğaldır. Bu hepimiz için geçerli. Aklımzın almadığı her şeyi inkar edemeyiz.
Müddessir suresindeki bir ayette cehennem zebanilerinin sayısının 19 olduğu bildirilince zamanın pehlivanlarından birisi ben onların 18 tanesini hallederim. Siz de geri kalanı halledersiniz, böylece Muhammed'in cennetine gideriz, demişti. Ardındaki uzun ayette de açıklandığı üzere bu bilginin verilmesinin zorunlu olmadığı ama verildiğine göre inanılması gerektiği ifade edilir. İspatlayabilse ne mutlu ama ne mümkün!
yleyse, bir müslüman için bir bilgi Kuranda geçiyorsa ona önce inanır, sonra da onu ispatlamaya çalışır. Bu durum sadece "nas" kategorisine giren bilgiler için geçerlidir.
Zaten müslümanla kafiri ayırt eden sınırlardan biri de bu değil mi?
Orjinal mesajı gönderen mescere
Ö yleyse, bir müslüman için bir bilgi Kuranda geçiyorsa ona önce inanır, sonra da onu ispatlamaya çalışır. Bu cümle biraz kulağımı tırmaladı.İnanılır kelimesi yanlış. (tabi sizin müslüman olduğunuzu düşünerek) Zaten müslüman Kutsal Kitabta geçen herşeye inanmak zorundadır. Bu cümleyi
"bir müslüman Kuranda geçen bir olayı yada bilgiyi önce sorgulayarak anlamalı, sonra da kabul etmelidir.."
Orjinal mesajı gönderen mescere
Zaten müslümanla kafiri ayırt eden sınırlardan biri de bu değil mi? bu cümleyi ve önceki cümleyi anlmadım "nas" kategorosi nedir acaba?
muharrem_tac
24/09/2003, 13:26
Bazı enteresan bilgiler vereyim.Bunlar şimdiye kadar hiçbir yerde yayınlandığını sanmadığım konulardır :
Işık hızından yüksek hızlarda kütle negatif çıkıyor.Bu ne demek ? Kütle negatif ... Enteresan.
İki doğru aynı anda hem paralel hem de dik olabiliyor . Eğimi komplex (karmaşık) sayı olan doğrular aynı anda hem diklik hem de paralellik eğimi verebiliyor .
Madde aynı anda iki yerde bulunabiliyor . Medyumlar uzaklardaki olaylardan haber verebiliyor .
Evrimin gerçekleşmesi için bildiğimizden çok daha fazla miktarda katalizör gerekiyordu . Bu katalizörler nereden geldi ?
Kurandaki ayetlerin kimisi muhkem (açık ve net) kimisi de müteşabih (yoruma açık (Elif, lam, mim gibi)) ayetlerdir. Muhkem ayetler net olarak bir şeyi ifade eder yoruma mahal bırakmaksızın. Bu bir nasdır.
Hadislerde ise durum karmaşıkır. Rivayete dayalı oldukları için kendi aralarında snıflandırılmışlardır kaynaklarının sağlamlıklarına göre. Uydurma hadisler de ok vardır. Bunların arasından çok azı kesin hüküm (nas) çıkarmada referans alınabilecek durumdadır.
Mingitau
24/09/2003, 13:30
Işık hızından yüksek hızlarda kütle negatif çıkıyor.Bu ne demek ? Kütle negatif ... Enteresan.
Normal bir durum benim aklıma yattı. Biraz didiklemek lazım ama 1 ay sonra, okula bir alışalım yoksa yularımızdan boşanırız. Zaten uyku rejimimizi zor düzelttik :)
muharrem_tac
24/09/2003, 13:31
Türler arasında geçişler vardır . Aynı anda hem ökaryot ve hem de prokaryot hücre gibi davrananlar , hem bitki hem de hayvan hücresine benzeyenler , hem ambifyum hem de balık gibi davrananlar (kurbağalar)...Yani evrim için illa kafatası aramaya gerek yok genetiğe ve biyolojiye biraz bakarsanız bunun ne kadar tutarlı bir kuram olduğunu görürsünüz . Evrimi yenmek için -tabii eğer gerçekten yenmek istiyorsak- biraz daha radikal olmak gerekiyor.
muharrem_tac
24/09/2003, 13:39
Orjinal mesajı gönderen mescere
Kurandaki ayetlerin kimisi muhkem (açık ve net) kimisi de müteşabih (yoruma açık (Elif, lam, mim gibi)) ayetlerdir. Muhkem ayetler net olarak bir şeyi ifade eder yoruma mahal bırakmaksızın. Bu bir nasdır.
Hadislerde ise durum karmaşıkır. Rivayete dayalı oldukları için kendi aralarında snıflandırılmışlardır kaynaklarının sağlamlıklarına göre. Uydurma hadisler de ok vardır. Bunların arasından çok azı kesin hüküm (nas) çıkarmada referans alınabilecek durumdadır.
İşte bana bir itiraz gerekçesi daha çıktı .
Ey inananlar şu kitap Allah 'ın bu kitap filanın diyerek bir ayırım yapmış olmuyor muyuz ? Yani O 'ndan başka kim ne yazabilir ki ?... Bütün kudretlerin tek sahibi ve tek maliki Allah ise gizli ve açık bütün yazılanlar gibi biz de O 'nun ayetleri değil miyiz?
Biz Allah 'ın Eşref-ül Mahlukat 'ı isek ve O'nun yeryüzündeki halifesi isek mutlaka bir biçimde Okyanuslar ne kadar büyük olursa olsun birer bardak olduğumuzu kanıtlayamayacak , İnsan olduğumuzu bize anımsatacaktır.
Mingitau
24/09/2003, 13:49
:p Demezler mi bu ne lahana turşusu bu ne perhiz... :p
Radikallikten çok bilimsel bakışa ihtiyacımız var biz Evrim Teorisi ortaya çıktığında karşı koyanlardan değiliz. Olmamamız lazım.
ben evrim teorisinin yenileceğini zannetmiyorum yada yeneceğini. Bunu ancak maddenin gerçek anlmada olmadığı tezi ile yenebileceğini düşünüyorum (ki harun yahyanında bunu yapmaya çalıştığını zannediyorum)
her atomun evren bir ikizi olduğunu Bilim teknik dergisinde okumuştum. Bu quantum fiziğin şuaralar uğraşı halinde.
+
Türler arası geçişe gelirsek bence burada dikkat etmemiz gereken nokta geçişteki amaç. Evrime göre türü geçiş yapan canlı gelişim göstermektedir ki burada ki geçişte gelişim değilde ortama uyum çabasıdır. Bunada varvasyon denilmektedir(yanılmıyorsam tabi)
+
@mescere, muhkem ayetleri açık olduğunu kabul ediyorumda müteşabih ayetlerin müteşabih ayet olduğunu nasıl kabul edebiliriz. Yani Müctehidin bir çıkıp müteşabih ayetin muhkem olmadığını söylese haksız mı sayılır. Ayrıca Maddenin varlığı yada evrim teorisi çürütmek için müteşabih ayetlerin kullanılması sizce doğru mu?
Şimdi teknolojinin bu ilkel dönemlerinde bile bir yapay zeka korkusudur gidiyor . Zeka , bilinç , evren ...aklınıza ne geliyorsa tasarlanmış ve planlanmış ise pekala yaşadığımız evren aslında bizden çok daha gelişmiş canlıların tasarladığı bir tasarım olabilir . Tabii eğer tanrımız bir mühendisten çok öte değilse...
Ismını hatırlamadıgım bı yazarın "Otostopcunun Galaksi Rehberi" adında bı kıtabı vardı.. Kıtaba gore dunya ve ıcınde yasayan canlılar fareler tarafından 42 sayısının ne anlama geldıgını bulmak ıcın yaratılmıs dev bır bılgısayarın parcalarıydı.. Sonra bu dev bılgısayar (yanı dunya) yenı yapılacak galaksı otobanın uzerınde oldugu ıcın bılmem hangı ırk tarafından yok edılıyor ve bınlerce yıllık calısma heba oluyordu :) Herneyse konumuz bu degıl tabı :)
Soylemek ıstedıgım bana kalırsa evrende olan herseyı gunun bırınde cozumleyebılırız.. Oylekı evrendekı her olayı kapsıyan ve herseyın kuramı dıyebılegımız kuramı bıgun bulabılırız.. Ama ogune dek bu farklı farklı kuramların acıkta bıraktıgı noktalarda Allah'ın mudehalesıne ınanmak durumundayız.. (Allah ınsanı topraktan yarattı gıbı)
Yanı bana kalırsa hersey henuz yaradılısın baslangıc anında (bigbang) Allah tarafından hesaplanmıstı.. Ve o hesap hıc zaman sapmadı.. Allah bu surecın hıc bı anında mudahılde olmadı.. O ol dedı ve oldu hepsı bu.. Sımdı bız bu olanın ne oldugunu cozmek durumundayız..
Hem babamın bana sıkca tekrar ettıgı bı ayet soyle dıyor.. "Benim (Allah) hakkımda dusunmeyınız, helak olursunuz.. Ancak benım yarattıklarım hakkında dusunebılırsınız"
Sanırım dogrusuda bu..
Aslında ilk hata, bilimsel bir konuyla din olaylarını birbirine karıştırıp tartışmak ya da bilimsel bir konuyu din ile aydınlatmaya çalışmak ya da dini bir konuyu bilimle çürütmeye çalışmak.
Orjinal mesajı gönderen mescere
Darwin, kitabında “Eğer gerçekten türler öbür türlerden yavaş gelişmelerle türemişse, neden sayısız ara geçiş formuna rastlamıyoruz? Neden bütün doğa bir karmaşa halinde değil de, tam olarak tanımlanmış ve yerli yerinde? Sayısız ara geçiş formu olmalı, fakat niçin yeryüzünün sayılamayacak kadar çok katmanında gömülü olarak bulamıyoruz... Niçin her jeolojik yapı ve her tabaka böyle bağlantılarla dolu değil? Jeoloji iyi derecelendirilmiş bir süreç ortaya çıkarmamaktadır ve belki de bu benim teorime karşı ileri sürülecek en büyük itiraz olacaktır.” diye yazmıştır. (sayfa 134)
Diye yazmıştır ama şu anda kitabı elimde olmadığından ben devamını yazamıyorum, sende yazmamışsın, bir hipotez ortaya atan bilim adamı bunu delillerle destekleyip teori haline getirmişse kendisine yapılabilecek en büyük itirazada az çok cevap niteliğinde bir şey yazmıştır sanırım.
Buna benzer şekilde ama sadece Türkiye'de ve türkçe kaynaklarda geçen bir itirafı daha var duyan olmuştur sanırım "Gözleri araştırdıktan sonra teorimin tamamen yanlış olduğuna bende inandım" geyigide şu şekildedir "ya adam bile gözleri araştırdıktan sonra maymundan gelemeyeceğimizi anlamış bizim maymunlar hala inanıyor, bırak ya onlar maymundan geldiğine inanıyorsa maymun olduklarına inansınlar bizde insan olduğumuza inanalım".
Sonraki hesaplamalrın sebebini hiç anlamam zaten sadece bu teoriye karşı çıkanların ne kadar bilimsel düşündüklerini gösterme çabası bence. İlk tek hücrenin oluşumu ancak tesadüfle olmuş olmalıdır ki bugün o zaman ki atmosferi oluşturup içine şunu bunu katmakta abesle iştigaldir çünkü sadece varsayımlarla gidiliyor olayın üzerine. Şu yoktu o zaman bu yoktu bu yüzden böyle olamaz deniyor ama o anın kaderini değiştiren bir doğa olayı bir dış etken mesela bir meteor düşmesi şartları sağlamışta olabilir.
Orjinal mesajı gönderen mescere
Charles Darwin 3 Temmuz 1881 tarihinde W. Graham adlı bir bilim adamına yazdığı mektubunda şöyle yazar:
"Doğal seleksiyona dayalı kavganın, medeniyetin ilerleyişine sizin zannettiğinizden daha fazla yarar sağladığını ve sağlamakta olduğunu ispatlayabilirim. Düşünün ki, birkaç yüzyıl önce Avrupa, TÜRKLER tarafından işgal edildiğinde, Avrupa milletleri ne kadar büyük risk altında kalmıştı, ama artık bugün Avrupa'nın TÜRKLER tarafından işgali bize ne kadar gülünç geliyor. Avrupa ırkları olarak bilinen medeni ırklar, yaşam mücadelesinde TÜRK BARBARLIĞINA karşı galip gelmişlerdir. Dünyanın çok da uzak olmayan bir geleceğine baktığımda, BU TÜR AŞAĞI IRKLARIN ÇOĞUNUN MEDENİLEŞMİŞ YÜKSEK IRKLAR TARAFINDAN ELİMİNE EDİLECEĞİNİ (YOK EDİLECEĞİNİ) GÖRÜYORUM." (Francis Darwin, The Life and Letters of Charles Darwin, Vol. I, 1888. New York. Appleton and Company, s.285-286)
Bu bilgi Darwin'in Türk Düşmanlığı adlı kitaptan alıntıdır. Kitabı www.harunyahya.org'dan bedava download edebilirsin.
Bu sadece tek bir alıntı. Daha neler var neler...
Evrim teorisi gibi üzerinde en çok tartışılan bir teoriyi çürütmek için o şahsın kendi ırkına şirin gözükmek için yazdığı başka bir ırka hakaret niteliği taşıyan yazılarını ıspat olarak sunmakta ne kadar bilimsel bunu da tartışırım ama Darwin bu mektubu yazmışsa da o da showmenlik, yobazlık ve şovenistlik yapmıştır tek açıklaması da budur.
Orjinal mektup bu adresten (http://pages.britishlibrary.net/charles.darwin/texts/letters/letters1_08.html) okunabilir.
Değil Darwin, Einstein bile hatta bir çok büyük bilim adamı bile inançları uğruna bilimsel buluşlarını saklamışlar, açıklamamışlar ya da yoketmişlerdir. Galileo dünya yuvarlaktır dediğinde başına gelen olayda dinin insan üzerindeki etkisine örnek değilmidir? Darwin'de burda din değil ırklar üzerinde durduğundan o zamanlar ve hala en çok nefret edilen ırkı karalamıştır.
Orjinal mesajı gönderen Axion
Eh o da Darwin' in hatası bilmiyor ki, Latin Alfabe' nin dizilişi bir Türkçe cümle :D
Neyse Darwin' in ne düşündüğü hiç önemli değil. Biz kendi medeniyet bahçemize bakalım.
Hiç duymadım hangi cümle bu Ali? Seninkide başka bir ırkçılık olmuyor mu, Necmettin Hocada sıfır rakamınının telifini istemeyi düşünüyordu bir ara ona benzettim şimdi bunu.
Orjinal mesajı gönderen Ansugo
Orjinal mesajı gönderen muharrem_tac
1.) Maymun insan olmaz doğrudur ; peki ya toprak nasıl insan olur ?
Bu itiraz külliyen yanlış.
Maymun'un evrimleşerek insan olduğu bilimsel bir teori. Maddeye dayanan bir teori.
Ama insanın çamurdan yaradılışı ise ilmi bir inanış.
Ansugo'nun Muharrem'in bu sözüne itirazı da bana tamamen demogojik geliyor. İlim-bilim demogojisi. Oysa Muharrem sorduğu soruda çok haklı iki soruda aynı kefeye konulup tartılabilecek cinsten, o zaman neden birine ilimsel birine bilimsel bakmak zorunda insan?
Bunun yanısıra yine Muharremin söylediği GAIA evreni konusu dışardan gelen zeki yaratıkların genetik kodlamalarıda bir açıklama getirsede EAN'ın cevabıda bu konuyu çıkmaza sokacak doğrulukta o zaman onları kim kodladı. Bugün insanlık şu anki teknolosi ile bile genlerle oynayıp hayvan, insan klonlayabiliyorsa demekki bunlar düşünülebilecek şeyler ama sonu bir yere varmıyor.
Bundan sonra geçen sonsuzluk, t anı, mekandan münezzeh olma, boşluk kavramı, evrenin sonrası, tanrı kavramını neden anlamıyoruz, tanrı nasıl birşey, neden bizi yarattı, ne yer, ne içer ... konularında yazılabilecek hatta düşünülebilecek bir şey olduğunu sanmıyorum. Ömrümü versem bunları anlamaya ömrüm elimden uçup gidecek en iyisi aklıma bile getirmeyeyim.
Orjinal mesajı gönderen mescere
Yaradılışa itiraz olması bakımından ortaya atılabilen tek teoridir evrim teorisi. Yaratılışı da bir "gerçek" olarak değil de bir teori olarak kabul edersek,birinin yanlışlığının ispatlanması diğerinin doğruluğunu göstermez mi? (Olmayana ergi metodu)
...
Mescere'nin bu sölerinde şahsen bir anlam bulamadım. Olmayana ergi metodu!?
Ortada iki teori var diye bir üçüncüsü olamaz mı? Hadi olamaz diyelim birinin yanlışlığını isbat etmek demek neden öbürünü doğru yapsın ki?
Hadi bana şunu ısbatla mescere;
Televizyon izliyorum iki adam sürekli tartışıyor biri diyorki iki kere iki 7, diğeri hayır kardeşim 513 diyor ve tahtaya bir şeyler yazıp ısbatlıyor 7 olamayacağını ve diğer adam inanıyor yedi olamayacağına televizyonun başında bende inanıyorum ama bu bana öbürünün doğru olduğunu hissettirmiyor bir türlü sanki öbürü daha yanlış bir teori imiş gibi geliyor. Sen izlesen bunu sana da öyle gelmezmiydi?
Orjinal mesajı gönderen mescere
Öyleyse, bir müslüman için bir bilgi Kuranda geçiyorsa ona önce inanır, sonra da onu ispatlamaya çalışır.
Bu cümle sessiztetik kadar benimde kulağımı tırmaladı. İslam için değil genelde dinler için dine aykırı olduğu düşünülen her ne olursa olsun önce karşı çıkılır sonra doğruluğu isbatlanırsa aslında dinin bunu çok önceden bildiği isbatlanmaya çalışılır. Bu konulara bu kadar meraklı olan herkesin aklına hemen en az 2-3 bu tür olay gelecektir ben şunu örnek vereyim bunu örnek vereyim diye yazmayacağım.
Orjinal mesajı gönderen muharrem_tac
Bazı enteresan bilgiler vereyim.Bunlar şimdiye kadar hiçbir yerde yayınlandığını sanmadığım konulardır :
Işık hızından yüksek hızlarda kütle negatif çıkıyor.Bu ne demek ? Kütle negatif ... Enteresan.
İki doğru aynı anda hem paralel hem de dik olabiliyor . Eğimi komplex (karmaşık) sayı olan doğrular aynı anda hem diklik hem de paralellik eğimi verebiliyor .
Madde aynı anda iki yerde bulunabiliyor . Medyumlar uzaklardaki olaylardan haber verebiliyor .
Evrimin gerçekleşmesi için bildiğimizden çok daha fazla miktarda katalizör gerekiyordu . Bu katalizörler nereden geldi ?
Bunlar dediğin gibi kulağa ilginç gelen şeyler, gerçi Ali biliyormuş ama bana ilginç geldi. Ama "Işık hızından yüksek hızlarda kütle negatif çıkıyor." gibi kesin cümleler kullanıyorsun Muharrem. Hemde hiç bir yerde yayınlanmamış. Kanun mu, teori mi, hipotez mi düşünce mi?
Sonuç olarak bende Hunter gibi "Soylemek ıstedıgım bana kalırsa evrende olan herseyı gunun bırınde cozumleyebılırız.." diyeceğim ama bugün zaten yeterince kafamı Karıştırdım bu konu ile.
Olaya biraz kabaca bakalım,
DNA denilen yapı evrime dayanarak kendi kendine doğru kombinasyonu oluşturabiliyorsa bu zeka ve bilinç gerektirir o halde DNA bizden daha zeki?
Yok eğer değilse bizim ve dna nın zekasından üstün bir zeka var demektir:rolleyes:
Olmayane ergi metoduna itirazınız, 3. teori de olamaz mı açısından bakarsanız doğru ama verdiğiniz örnek bunu kapsamaz. Çünkü orada 2 kişinin tartışması söz konusu. Ama bu konu milyonlarca insanı meşgul etmiş. Ancak örnekteki iki kişiyi insanlar olarak düşünüp de tv seyreden kişiyi tanrı olarak düşünürsek olabilir ancak.
Müteşabih (açık olmayan) ayetler çok azdır. Mesela "Elif, Lam, Mim" gibi 3 tane harften oluşanlar. Nedir bunun anlamı? Bu harflerla başlayan ayetlerin arasında bir ilişki mi var diye yorumlar yapılmış. Mesela Yasin suresinin ilk ayetindeki "yasin" ne demektir? arapçada bir anlamı olmadığına göre peygambere Allah'ın özel bir hitabı mıdır gibi işin özüyle alakalı olmayan sayılı ayettir.
Mingitau
24/09/2003, 17:45
Orjinal mesajı gönderen Sahin
...............
Hiç duymadım hangi cümle bu Ali? Seninkide başka bir ırkçılık olmuyor mu, Necmettin Hocada sıfır rakamınının telifini istemeyi düşünüyordu bir ara ona benzettim şimdi bunu.
...............
Bunlar dediğin gibi kulağa ilginç gelen şeyler, gerçi Ali biliyormuş ama bana ilginç geldi. Ama "Işık hızından yüksek hızlarda kütle negatif çıkıyor." gibi kesin cümleler kullanıyorsun Muharrem. Hemde hiç bir yerde yayınlanmamış. Kanun mu, teori mi, hipotez mi düşünce mi?
.......................
Geçen yıl İsveç' teki yazıtlardan bahsetmiştik, hatırlarsan. Bir çok konuda Fenikelilerin Alfabe oluşturma yetisi olmadığıda belirtilmiştir yaşam şekilleriyle açıklanan. Ayrıca Klasik Yunan Alfabesi Girit ve anadolu kıyılarındaki adalarda bulunmaz. Ki burdaki yazıtlarda Grekçe değildir. Latin Alfabesinin dizlişi açıklanamıyor. Şu ana kadar açıklamalarda sadece bir Türkçe cümle tamgalar ile yazılmış olan bulunabildi. Tam hatırlamıyorum ama Sorbon özel kitaplığında kabul edilen bir tez vardı bu konu ile ilgili.
Olay bundan ibaret. Sıfır' ı telif etmekten çok tarihte dini inançla yapılan saptırmalara karşı evrensel tarihin ortaya çıkarılması. Şu an bu konuda çalışan Tacik, Macar Türkoloji kurumları var.
Şu an sunulan önerilerde kuru milliyetçilikten çok somut delillere, yazının gelişimine dayanıyor. Ayrıca eskiden yapılan tarihlemelerin çevre kültürlerdeki yazılı tarih kaynaklarınca düzeltilmesi ya da doğrulanması sağlanıyor. Mesela Kültigin Bitig Taş' ı, (Her ne kadar bizim tarihçilerimiz kabul etmesede) Çin Kaynakalrında MS 5. yy da bu taştan bahsedilmesinin gün ışığına çıkması ile 700'lü yıllar olarak duran tarih bilgileri çöpe gitti. Şu an cümlenin bulunduğu kitap yanımda değil. Buraya daha sonra eklerim.
Orjinal mesajı gönderen mescere
Müteşabih (açık olmayan) ayetler çok azdır. Mesela "Elif, Lam, Mim" gibi 3 tane harften oluşanlar. Nedir bunun anlamı?
Kesin bir kanıdım olmasa da bunun anlamının A, U, G rna kod dizilimi olduğunu düşünüyorum. Bunlar her canlıda (yaşayan herşeyde) ortaktır. Protein sentezini yani yaşamı başlatırlar.
Dikkat ederseniz Kur-an'ı Kerim, Fatiha'da yaşama ve duaya ilk bakış. Herşeyin öncesi. Fatiha'dan sonra diğer surelerde genel olarak dünya ve ahiret yaşamında bahsediliyor. Bu bölümden önce yani Fatiha ile Bakara arasında bu müştebih ayetle karşılaşıyoruz.
Diğer müştebih ayetlerinde böyle ince mesajlar taşıdığına inanıyorum. "Ta-Ha", "Ya-Sin"
Dediğim gibi kanıtlayamadım.
muharrem_tac
24/09/2003, 20:13
Aslında ilk hata, bilimsel bir konuyla din olaylarını birbirine karıştırıp tartışmak ya da bilimsel bir konuyu din ile aydınlatmaya çalışmak ya da dini bir konuyu bilimle çürütmeye çalışmak.
Bunun bir hata olduğu kanısında değilim . Forum kuralları için düşünülmediyse tabii...
Din ile bilim mutlaka biryerde birleşmek zorunda . Bilinçaltımız bilimsel ilkeler ile çalışıyor ve burada kullanılan algılama , anlama , yorumlama , öğrenme teknolojisini çözeceğiz . Bunun bir takım gizil güçler tarafından engellenmiş olması imkansız . Sadece yolun başındayız ve bu yüzden araya paradoksal veya tutarsız önermeler atabiliyoruz . Hiç şüphe olmasın ki bilimsel ve teknolojik bir inanış gelecektir ve bu inanış , sistemlerimizi nasıl daha stabil ve daha başarılı tutarız bunu bize gösterecektir . Şu ana kadar yapılan bütün yeni inanç arayışları da bunu kanıtlıyor.
Düşünebiliyor musunuz son kitabi dinlerden bu yana o dinlerin varsayım uzaylarının kat be kat üzerinde bilgi edindik ama halen bu bilgileri kapsamlı bir insan işletim sistemi geliştirmek için kullanamıyoruz , felsefelerin , dinlerin ve doktrinlerin birbiri ile çelişmediği bir ortak payda bulmak zorundayız . Eğer bunun için bir risk almak gerekiyorsa ben cehennemde yanmaya razıyım .
Yoksa herşeye gücü yeten ama can almak için ayrı , tabiat olaylarını idare etmek için ayrı , kıyameti koparmak için ayrı sistemler kuran ve sonra da bunlara kayıtsız şartsız inanmamı emreden bir düşünceden ; öbür dünyada karşıma köprülerden , ateşlerden , elleri kamçılı yaratıklardan , irin akan nehirlerden kurulu kabus dolu bir son çıkaracak bir tanrıdan ,
Alemlerin Rabbi Yüce Allah 'a sığınırım .
muharrem_tac
24/09/2003, 20:40
Bunun yanısıra yine Muharremin söylediği GAIA evreni konusu dışardan gelen zeki yaratıkların genetik kodlamalarıda bir açıklama getirsede EAN'ın cevabıda bu konuyu çıkmaza sokacak doğrulukta o zaman onları kim kodladı. Bugün insanlık şu anki teknolosi ile bile genlerle oynayıp hayvan, insan klonlayabiliyorsa demekki bunlar düşünülebilecek şeyler ama sonu bir yere varmıyor.
Bu konuyu atlamışım sanırım . Onları kim yarattı diye sorulmuş .
Onların da bir üst bilinç tarafından yaratıldığını ve onların da bir üst diye giden bir üst bilinçler varsayımı ortaya atılabilir. Böyle bir varsayımı yapmak için Allah 'ın varlığını inkar etmek gerekmiyor ki . Hepsinin üzerinde bir güç varsa o tabii ki bizce de Allah 'dır . Buradaki maksat tasarımcı tanrı düşüncesini çürütebilmek . Yani İlahi Güç tasarlamakla kendini gösteriyorsa biz de tanrıyız ya da pekçok tanrı olabilir demek istendi . Ve her tasarımda hata payı olabileceği gibi ilahi tasarım olduğunu sandığımız bizlerde de teknolojik hatalar olabiliyor .
Müteşabih (açık olmayan) ayetler çok azdır.
Mutesabih kelimesi; açık olmayan, anlami bilinmeyen veya yoruma acik anlamina gelmez. Bu kelimenin anlami benzer/benzesik demektir. Zaten bircok Kur'an-i Kerim mealinde de bu kelime, benzer/benzesik olarak cevrilmistir.
Edebiyat derslerinden belki hatirlarsiniz, edebi sanatlardan birisi de tesbih sanatidir. Mutesabih ile ayni kokenden turetilmis bu kelime, edebiyatta "sozu daha etkili kilmak amaciyla ortak nitelikleri bulunan nesne ya da kavramlar arasinda benzerlik kurma sanati" icin kullanilir.
Kur'an-i Kerim'de anlami acik olmayan ayetler oldugunu soylemek Kur'an-i Kerim'in ayetleri ile celismektedir. Bircok ayette Kur'an-i Kerim, kendisinin apacik oldugunu, anlasilabilmek icin kolaylastirildigini soylemektedir.
Dolayisi ile mutesabih ayetler icin "anlami bilinemeyen, anlasilamayan" ayetler diye soz etmek yanlistir. Mutesabih ayetler de apaciktir ve anlasilirdir. Ve mutesabih ayetler, soylenenin aksine, ayetleri daha da acik/anlasilir yapmak icin kitapta yer alirlar.
Bildiginiz gibi bircok ayette bizim algilayamadigimiz boyutlardan/mekanlardan/zamanlardan bahsedilmektedir. Ornegin cennet ve cehennem, kiyamet gunu, melekler gibi... Bunlari kendi algilarimizla algilayamadigimizdan, bunlari algilayabilmemiz icin bildigimiz seylere benzetilerek bize anlatilmasi gerekmektedir. Mutesabih ayetler, benzerlikler kurarak bunlari bize anlatan ayetlerdir.
Benzerlikler kurma yoluyla her ne kadar bunlar bize anlatildiysa da, soz konusu seylerin gercek mahiyetini bilmemize imkan yoktur. Bunlari sadece Allah'in bize bildirdigi kadariyla bilebiliriz ve bunun otesinde de bu konularda birsey diyemeyiz. Ornegin Allah tarafindan bize bildirilmediyse "cennet/cehennem soyledir, boyledir" diye laflar edemeyiz.
Zaten Al-i Imran suresinin 7. ayetinde de bunu yapmamamiz, bu konular hakkinda bize bildirilenleri oldugu gibi kabullenmemiz ve bunun otesine giderek tevillerde bulunmamamiz soylenmistir.
"7. Sana Kitab'ı indiren O'dur. Onun (Kur'an'ın) bazı âyetleri muhkemdir ki, bunlar Kitab'ın esasıdır. Diğerleri de müteşâbihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için ondaki müteşâbih âyetlerin peşine düşerler. Halbuki Onun tevilini ancak Allah bilir. İlimde yüksek pâyeye erişenler ise: Ona inandık; hepsi Rabbimiz tarafındandır, derler. (Bu inceliği) ancak aklıselim sahipleri düşünüp anlar." (Al-i Imran 7)
muharrem_tac
24/09/2003, 21:25
Bunlar dediğin gibi kulağa ilginç gelen şeyler, gerçi Ali biliyormuş ama bana ilginç geldi. Ama "Işık hızından yüksek hızlarda kütle negatif çıkıyor." gibi kesin cümleler kullanıyorsun Muharrem. Hemde hiç bir yerde yayınlanmamış. Kanun mu, teori mi, hipotez mi düşünce mi?
Işık hızından yüksek hızlarda kütle negatif çıkıyor.Bu ne demek ? Kütle negatif ... Enteresan.
Bu relativistik bir denklem . Bu denklem Avni BULUT arkadaşıma ait .Kendisi birkaç zamana kadar Internet 'te bu konuyu denklemleri ile birlikte açıklayacaktır diye umuyorum .
İki doğru aynı anda hem paralel hem de dik olabiliyor . Eğimi komplex (karmaşık) sayı olan doğrular aynı anda hem diklik hem de paralellik eğimi verebiliyor .
Bu da matematik bir teorem ispatı biçiminde . Bu ispat Ozan OKTAR arkadaşıma aittir ve konu çeşitli matematikçiler ile tartışılmıştır . Aynı şekilde bu konu da zamanı geldiğinde açıklanacaktır diye umuyorum .
Evrimi Tartışamak Amacsız Vırakalım İstiyen istediği gibi düşünsün diyosunuz.
Ancak Bu konu ileri sürldüğü 19 yüzyıl zamanına bakarsanız zaten kimsenin rağbat etmediği görülür Fakat biz bıraksak dahio nların vırakmadığı son derece kesindir Şu nu kesinlikle unutmayın Dünyada diktatörlerin hepsi koyu bir evrimci dir ve hepsi darwinin sosyal darwnizm olgusunu ilaham alarak dünya diktatörleri kayıp nesili yaratmayı başarmıştır.
Almaya sözde darwnizm teorileriyle hareket ederek Öceni kavramı yani insanın kendi evrimini kendi yötmesi şeklinden ilham almıştır. Onlarca insanı kamplara ayırımıştır. Kayırılmış olanların hepsi sözde tedavi diye katledildi diğerleri ise de çiftleşme kampları denen merkezlerde yetiştirilerek kendi lerince üstün ırk oluşturuldu. Almanyaa dahi bunların hepsinde küfrün temeli olan Maddecilik vardır.
GERÇEKTEN EVRİM TEORİSİ BU KADAR ÖNEMLİ DİYENLERE TÜM BUNLARA YOL AÇABİLİRMİ DİYENLERE LÜTFEN RİCA EDİYORUM AŞAĞIDAKİ LİNKTEN SESLİ ANLATIMI TIKLAYIN VE İNDİRİN
Dinsizliğin Dini İle Mücadele
Bölüm 1 (5 MG )
http://api.fmanager.net/xml_db/gateway_tr_sound_xml.php?link=http://www.harunyahya.org/ses_kasetleri/mp3/dinsizligindiniilemucadele01.mp3&dil=tr
Bölüm 2 (4 MG )
http://api.fmanager.net/xml_db/gateway_tr_sound_xml.php?link=http://www.harunyahya.org/ses_kasetleri/mp3/dinsizligindiniilemucadele01.mp3&dil=tr
UYARI : Linki tıklatınca bir script hatası var HAYIR basın :)
--------------------------------------------------------------------
Diğer Sesli Anlatımlar : www.belgeseller.net
:super:
evrim_cont
28/11/2003, 12:46
Evrim bilimsel makale sayfalarında sınırlı birşey değildir. Yaşamımızın tam ortasındadır. Korkularımızı dindirebileceğimiz yaşam sevgimizi sonsuz yaşamla ödüllendirebilecek bir tanrıya ihtiyac duyarız. Size bir adres veriyorum ve biliyorum ki yazılanları biraz düşününce materyalist bakışa farklı bakacaksınız.
www.geocities.com/ozan_fidan/evrim_revival
bu bir demo sayfasıdır.
muharrem_tac
28/11/2003, 17:20
Eğer iş korkuları dindirmek ile açıklanablir olsaydı hiç şüpheniz olmasın evrimin ilk dönemlerinde kalmış canlılar mesela bilinç düzeyi çok yüksek olan hayvanlar da tanrıya ibadet ediyor ve kendi aralarından peygamberler çıkarıyor olurdu . Tanrı inancı ilkel bir dürtüde veya evrimsel bir gende değil insanların ve daha üst organizmaların sahip oldukları bir bilinç düzeyinde mevcut . Bu bilinç zaten Peygamberin gördüğünün halisünasyon olduğunu iddia edebiliyor da -yeterince gelişmediği için olacak- halen bizim yaşadığımızı varsaydığımız bu dünyanın halisünojenik bulutlarını dağıtamıyor .
Bir küçük not : Hz.Muhammed 'in gördüğü gerçekte Cebrail olmasa dahi biz O 'nu çok seviyor ve O 'nun Allah 'ın peygamberi olduğuna iman ediyoruz . Bu konuyu sizin veya başkalarının sürekli olarak gündeme getirmesi bizim Peygamberimize ve Rabbimize olan imanımızı azaltmıyor bilakis arttırıyor . Bu konu da böyle biline !
Forum Yazılımı : vBulletin v3.6.8, Copyright ©2000-2008, Jelsoft Enterprises Ltd.