Tam Sürümünü Görmek İçin : Metrekareye 6000 mermi
Türkiye'ye Japonya'dan bir egitim
heyeti gelir. Temas ve incelemeler yapacak, neticeyi
yetkililere aktaracaklar. Gerektigi kadar da ikili
isbirligi gerçeklestirecek.
Isler buraya kadar çok iyi..
Japon heyeti yurdumuzun bazi bölgelerinde gerekli
incelemelerini yapar. Sonra Bakanlikta toplanirlar.
Heyetin hakkımızdaki tespiti ilginç: "Sizin çocuklarinizda milli Suur yok".
Bizimkiler sasirir! Bizim çocuklarin damarlarindaki kan milli duygumuzun kaynagidir." Yine de fazla ses
çikarmazlar! Ne de olsa misafirdir !
Bizimkiler sorar, "Peki, Sizin gençlerinizde milli suur var
midir?"
Japon uzmanlari anlatmaya baslar:
Biz gençlerimize ilk mektebe baslamadan "sok testler"
uygulariz. Mesela uçak gibi hizli giden trenlerimize
bindirir, bir tur yaptiririz. Çok katli yollardan da
geçen tren, onlari söyle bir sarsar. Mini mini
çocuklarimiz teknolojinin bu bas döndürücü neticesini
görerek bir sok olurlar.
Sonra...
Bu soktan sonra Hirosima'ya götürürüz. Bölgeyi aynen
koruyoruz. Bombalanmis bu bölge hakkinda
bilgilendirir; degil hayvan, bitkinin bile
yesermedigini gösteririz. Ve deriz ki "Eger sizler
çalismaz, sizden öncekileri geçmezseniz vataniniz,
iste böyle düsmanlar tarafindan bombalanir. Hiç bir
canli yasamayacak biçimde size birakip giderler.
Çalisirsaniz, bindiginiz hizli trenleri bile geçecek
yeni vasitalar yaparsiniz. Gerisi sizin bileceginiz
is. Çocuklarimiz bununla ikinci bir sok daha yasarlar.
Sizlere sunu hatirlatalim ki, Türkiye'de birçok teknik
elemanlarimiz bulunmaktadir. Bunlarin herhangi birine
bu konuyu sorabilirsiniz."
Bizimkiler şaşkınlık içinde sorarlar :"-Peki ya Türkiye için tespitiniz varmi? Varsa Gözlemleriniz
nedir?
-Japonlar elbette var derler. Bizimkinden çok daha
önemli. Bir tanesi Çanakkale Savaslari'nin oldugu
bölge. Bu bölümü gençlerinizin sok olmasi için yeter
de artar bile. Bir metre kareye alti bin merminin
düstügü savasta, Türk'ler herseye ragmen galip
çikiyor, olamayacagi olur hale getiriyorlar. En son
teknolojiye ve donanima meydan okuyarak,inancin galip
geldiginin ispatini yapiyorlar. Üstelik karsilarinda
tek bir düsman degil, müttefik güçler; sizin
tabirinizle yetmis iki millet var.
Evet M2'ye 6000 Mermi!...
M2'ye 6000 Mermi!...
6000 Mermi!...
bilenininiz varmıydı ?
Ben bılıyordum.. Hatta Çimenlik Kalesi'nde havada çarpışan mermileri, kale duvarlarına saplanmıs top güllelerini kendi gozlerımle gordum.. Kı cıdden ınsan bu manzara karsısında urperıyor..
Hele bıde savasta kullanılan alman, amerıkan, ıtalyan fransız agır makınelı tufeklerın ve karsısında bızım dandık tufeklerımızın sergılendıgı karanlık muzeye gırdıgınızde.. Savası nasıl kazanabıldıgımıze hayret edıyorsunuz..
Ama benı en cok etkıleyen Conk Bayırı'nda sayısını hatırlamadıgım mıktarda (bınlerce dıyelım) turk askerının tek bır emırle kursunlara karsı (metrekareye 6000) bayırdan assagı kosarak dusmana saldırmaları..
Sanırım benzer bır manzarayı sımdıye dek hıc bır pahalı Hollywood yapımında gormemısızdır..
bu tür olaylar hala mevcut galiba.
mesela çeçenistan.
16-17 yaşında harp okulundan Çanakkale savaşına gönderilip subay rütbesiyle savaşa katılan bir askerin anılarını okumuştum önceki sene. Tabiri yerinde ise içim cız etmişti.
Mingitau
19/08/2003, 13:12
İnsanın Ah çekesi geliyor. Yapılanları gördükçe...
Ve gelişme için Milli Şuur' un belleklere kazınması gerekliliğini, Japonlardan çok önce, şimdi itibarıyla 100 yıl öncesinden söyleyenleri düşünüyorum.
Öncelikle görev ve sorumluluk alanların hepsine bu işi yapmadıkları için kızıyorum, ama Allah' a dua ediyorum, neyse ki kitaplar yazmışlar ve bunlar bize ulaşmış ve neyse ki bunu içinde taşıyanlar bu kitapların yokedilmesine izin vermemiş. Eğer ki eski Babil' de olduğu gibi tabletlerimiz kırılsaydı......
Düşünmesi bile zor geliyor.
Predator
19/08/2003, 13:40
Herkez gibi bende çok çetin bir savaş olduğunu biliyordum ancak metre kareye 6.000 mermi olayı gerçekten çok enteresan
Mingitau
19/08/2003, 14:03
Sanırım Çanakkale Gazileri için kurulmuş bir derneğin hazırladığı katalogda okumuştum. Aynı katalogda Osmanlı' nın geri çekilişinden 1972 ' ye Kudüs' te nöbet tutan onbaşının hikayesi de vardı. Çok etkilenmiştim...
Bu konuyu bilmiorudum ama o 6000 mermi olayı falan biliyordum hunter ın sölediği mermilerin havada çarpışması imkansız (!) mış
Mingitau
19/08/2003, 15:24
Şimdiki mermiler için imkansız ama o zaman ki mermiler normal ;)
6 mılyarda bır (yanlıs hatırlamıyorsam) ıhtımal elbette ımkansız sayılır.. Ama metrekaraye 6000 mermının dustugu bı yerde oldukca olagan..
Kaldıkı muzede ıc ıce gecmıs mermılerı (ve sanırım havan toplarını) gozunuzle gorebılırsınız..
bence mermilerin çarpışmasıda olabilir. lisedeyken arkadaşla birbirimize tebeşir atıyorduk ve aramızda 5 metre vardı.ikimizin attığı tebeşir havada çarpışarak yere düştü. yüzbinlerce mermidende birbirne çarpan olmuştur yani :)
İki haftadır yoktum, tatildeydim. Balıkesir`e; Akçay`a gitmiştik. Bulunduğumuz yerle Çanakkale arasında 200 kilometreden fazla vardı ama o destansı savaşın gerçekleştiği yeri de görmeyi çok istiyordum. Sağ olsun babam Çanakkale`ye gitme teklifini reddetmedi de oraları görme imkanınım oldu. Hayatta en çok istediğim şeylerden biriydi bu, sonunda oldu. :cool:
Mehmet Niyazi`nin "Çanakkale Mahşeri" isimli kitabını okumuştum geçen yıl. Savaş canlı canlı anlatılıyordu kitapta. Annelerin evlatlarını nasıl uğurladıkları ( bir kınalı asker hikayesi vardı. Ağlamamak mümkün değil.), yaşanan hastalıklar, yaşanan yiyecek sıkıntısı, vazgeçilen güzel hayatlar, geride bırakılan sevgililer...
Ama kitapta geçen bir de güzel bölüm vardı. Savaşın sonlarına doğru siperler arasında gidip gelen konservelerden, bisküvilerden, kuruyemişlerden bahsediliyor. O anda niçin savaştığına anlam veremeyen, gelip de başkalarının topraklarına niçin göz diktiklerini kavramayan düşman askerler bizim askerlerimizin siperlerine konserveler gönderiyorlarmış. Tabi bizimkiler de bu hediyeleri karşılıksız bırakmıyorlar, onlarda onların siperlerini "hediye" yağmuruna tutuyorlar.
Buket Uzuner`in "Gelibolu" isimli kitabında bu konuyla ilgili çok hoş bir kitap. Tavsiye ederim.
Çanakkale Şehitleri Anıtı`nın ordaki mezar taşlarını okurken bazı askerlerin 19 yaşında ölmüş olduğunu görünce oturup ağlamak geldi içimden. Hayatınızın en güzel yıllarını savaş içinde geçirmek, savaşma kararını verebilmek, en önemlisi de bunu nesfsinize kabul ettirebilmek... Takdir etmekten başka söylenebilecek bir söz yok sanırım.
Ama takdir etmek yetmez. Bu ülkeye sahip çıkmayı da bilmek gerekir...
Orjinal mesajı gönderen acelya
Çanakkale Şehitleri Anıtı`nın ordaki mezar taşlarını okurken bazı askerlerin 19 yaşında ölmüş olduğunu görünce oturup ağlamak geldi içimden.
Dün oradaydım.
Tüm anlattıklarınızı en ince ayrıntısına kadar inceledim. Sabah 8:30'dan akşam 17:00'ye dek.
Herkesin gidip görmesi gerekiyor. Conk bayırı bir tepeden denize kadar uzanan bir düzlük göz alabildiğince çalılık ve ufak ağaçlar.
Savaşın kaderini değiştiren yer de anafartaların denize göre sağ yakası, yani conk bayırı ve kanlıtepe sırtları. Alb. Mustafa Kemal Haintepe tarafından gelmekte olan düşman askerlerinden kaçan bir grup asker görür.
- Neden kaçıyorsunuz?
- Efendim, düşman.
- Düşmandan kaçılırmı hiç? (Mustafa Kemal şöyle diyor daha sonra; O an bu sözcükleri kendi şuurumla mı yoksa bir inançla mı söylediğimi tam olarak bilemiyorum. Kesin ve hızlı bir emir gelecekti. )
- Efendim cephanemiz bitti.
- Cephaneniz yoksa süngünüz var. "Süngü tak yere yat".
" Askerlerin yere yattığını gören düşman ilerlemeyi durdurdu ve yere yattı. Ardından bana bağlı olan tümeni 'Marş Marş' ile bölgeye çağırdım. Savaşın kazanıldığı an işte bu andır. "
Türkiye Cumhuriyeti topraklarına basan herkes ama herkes buraları görmelidir. Bu toprağı özgür bırakan insanlara karşı görevlerini yerine getirmelidirler.
Biraz daha yazarım bunun hakkında..
Çanakkale Abidesi yakınındaki şehitliği gezerken gözüme 15 yaşında bir çanakkale şehidinin mezarı takıldı. Orada bir süre dua ettim. Bu sırada orada duran yaşla bir adam bana bu gencin nasıl cepheye gittiğini anlattı.
Bu gencin bir abisi varmış 21 yaşında, cephede yaralanmış evine geri göndermişler. Abisi cephede kopan kıyameti evdekilere anlatmış. Bunun üzerine 15 yaşındaki kardeşi cepheye kaçmış ve 3 gün sonra da şehit olmuş.
Çok sarsıcı gerçekler.
Mingitau
27/08/2003, 01:31
Çok fazla sarsılması gereken bir toplumuz.
Aynı şekilde yakın olanların, ya da tatilden araçları ile dönenlerin eski aydın Şosesinden, eski Çine-Aydın yolundan, giderek
Emrezköy ü görmelerini de tavsiye ediyorum. Ne yazık ki Emrezköy' de oturanlardan bir kişi kalmadı ve köy şu an yıkıntılar halinde...
1919 yılında belki tonlarca gülle yağdı o topraklara. Dokuzun Mehmet belki hala elinde nişanlısının oyaladığı mendil ile ot basan siperlerde bekliyordur.
Papazoğlu' nun eski köprü başında Yörük Ali' ye teslim ol demesi ile aldığı cevap hala orda yankılanıyordur...
Adnan Bey(Menderes)' in ve Ethem Bey(Menderes)' in belki yine Çakırbeyli Çiftliklerinden çeteleri Ayyıldız ile Miralay Şefik Beye yardıma koştuklarında bıraktıkları izler duruyordur.
Kuşadasına giderseniz, kalmışsa eski Galeri ye uğrayın orası Yunan ordusunu 1 yıl daha güneyde mıhlayan silahların yeridir. Şükrü Bey ve Mehmet Efe ruhunuz şad olsun.
Germencik' te Cafer Efe ile Şamlı Yüzbaşı Mehmet Bey belki hala İstasyona bakan tepede bizlerin geriden destek olarak gelmesini bekliyordur. Bir de derler ki bunlar geçmişte kaldı ne kadar ırkçısın
Söyleyin Adriyatik' ten Çine bu bölgede aynı dini, dili, ekmeği paylaşan insanların Türk dışında herhangi bir isimlendirildikleri görülmüş müdür? Tabii Avrupaya şu sıralar gidip Yaşasın PKK Yaşasın Kadek derseniz ayrı ama unutmayın, 1800 lerden 1950 lere bu Osmanlı hakimiyet sahasından başka ülkelere göç edenler devamlı Türk olarak anılmıştır. Bunun en güzel örneği ABD' deki Haçlı ayyıldızlı mezar taşlarıdır.
Ne derseniz deyin bir Arnavud da bir Makedon da bir Rum da bir Ermeni de bir Çerkes de bir Arap da Batı için hep Türk tür. Mutlaka yokedilmesi gerekir. Sanmayın ki diğerleri ayrı...
Artık şiddet olmasın. Bunlar geçmişte oldu ve bitti. Şimdi biz bunları görüp ders almalıyız. Karşıdakilere kin beslemek olmamalı yaptığımız.
Ben ulusal kimlikten çok uluslararası kimlik taraftarıyım. Ben Türk değilim. Arap da, Kürt de...
Bu yaptığım soyu inkar değildir. Zaten açıkçası ne olduğumu bilmiyorum. Ben sadece yapıya baş kaldırıyorum. Şiddeti doğuran her türlü yapıya. Sadece insanlar dünyayı fark edecek kadar yaşasınlar istiyorum. İnsanları ayırmak şiddeti doğuran yapının başlangıcıdır.
Kimsin sen?
Ben Dünya Vatandaşıyım (İnsan), Müslümanım (Allah'a şükür).
Tüm dinlere ve görüşlere saygılıyım; tabii bitiminde insanların özgürlüklerini (örneğin yaşam haklarını) kısıtlayan bir sonuç bulunmuyorsa.
Şimdi din konusuna çekmesin birileri, çelişmiyorum kendimle asla, din ayrı bir şey.
Kral'la başetmek için Kraldan fazla kralcı olmak gerekebilir.
Sırlarla dolu bir örgüt ile ancak gene sırlarla daha fazla dolu olan bir başka örgüt başedebilir.
Bir faşiste yaptığının yanlış olduğunu, ancak daha faşist bir kişi gösterebilir.
Stalin'in yaptıklarının yanlış olmasını görmesini için bir koministin onun zülmune maruz kalması gerektir.
İstiklal mahkemelerini savunan bir kişinin, yargısız infazı görünce cıyak cıyak bağırmaması gerektir; ya da batılı olalım idam olmasın dememesi...
İğne batınca ortalığı yaygaraya veren kişiye bir demir kazık sokmak gerektir ki iğnenin kıymetini anlasın.
Toplumların kaderi ile oynayan devletlerin tepesine bir belâ gerektir ki ettiklerinin ne olduğunu bilsin.
Başkalarını korku ile yaşatanlara bir korku gerektir ki korkmak nedir bilsin.
Teröre destek çıkanların başına uçak gerektir ki terörün gün gelip kendi başına da düşeceğini bilsin.
Atom bombası atana yirmibeş tane atom bombası atmak gerektir ki eşşekliğini bilsin.
Kocasını öldürüp kadınına tecavüz edene 2,5'luk pet şişe gerektir ki yaptığını bilsin.
Bölücüye karşı daha fazla milliyetçi olmak gerektir ki milliyetçilik nasıl olur görsün.
Orjinal mesajı gönderen Ansugo
Bölücüye karşı daha fazla milliyetçi olmak gerektir ki milliyetçilik nasıl olur görsün.
Bölücü şiddet doğurandır. Şiddeti yok etmek için yöntem ayırt etmem. Gerekiyorsa 180 derece zıttımda olan yapıya bile destek verebilirim. Bu hiç önemli değil.
İnsan olmayı öncelikli değer sayan biri için bu açıktır zaten.
Bu gün daha önce atv de yayınlanmış olan çanakkale savaşlarının gerçek görüntülerini anca izleme fırsatı bulabildim.. Ağlamamak için kendimi zor tuttum diyebilirim ..Şu an ağlayarak yazıyorum bu satırları tam bir irade kahramanları Çanakkale şehitleri şehit olan Anamızın yanına ilk bomba düşüyor banamısın demiyor kollarının arasında tam göremedim (bebeği ,cephane mermisi ) beyaz bir şey var.. sanırım cepheden dönüyor korku adına izlediği yoldan tek bir adımlık bile sapma yok..ve ikincisi tam üzerine düşüyor..bir anamızda hasta bir şekilde tir tir üşeyerek yatan oğlunun üzerindeki battaniyeyi gözünü kırpmadan alıyor ve onunla Öküz arabasındaki silahları gizlemek için kullanıyor
Ben aslen çanakkaleliyim Çanakkale-Biga -dikmen
Çanakkale savaşında Köydeki yaşlılardan duydum gök yüzünde yaldızlı bir şekilde Euzubillahihimineşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim yazıyomuş
Meteryus
21/01/2006, 21:14
Topkapı sarayındaydı sanırım yada tam hatırlamadığım bir yerde benim de havada çarpışıp birbirine girmiş , adeta birbirine sarılmış kurşunları görme şansım olmuştu. Bu m2 ye 6000 mermi olayını yeni öğrendim, fazla şaşırmadım o mermileri ilk gördüğümde duyduğum hayret geldi aklıma ama :)
Şimdi bu başlığı tamamen okuduğumda gözlerim yaşardı ( mecaz anlamda değil ) , belki bizler yeterince ders alamadık eskiden yaşananlardan , belki japonlar kadar güçlü yapamadık milli irademizi, belki biz unutmaya yüz tuttuk bunları artık , ama asıl unutulmaması gereken şu ki , yaşananlar yaşanabileceklerin göstergesi belkide kendimize güvenmeyi inaçla herşeyi başarmanın mümkün olduğunu. Belki artık topla tüfekle yapılmıyor savaşlar ama topla tüfekle de kazanılmıyor demekki.
Konuyu bastan degerlendırdıgımde.. Aslında Canakkale cokta basarılı bır "sok testı" degıl.. Zıra bız Canakkale'de zafer kazandık.. Ote yandan Japonya agır kayıplar verdı Hırosıma'da... ve savası kaybettı..
Demek ıstedıgım.. Canakkale'de bende uyanan ızlenım eger dıkkatlı olmazsam bu yıne basıma gelebılır degıl.. Aksıne her ne olursa olsun kazanabılırım.. Buda ınsana halıyle bır gevseklık verıyor..
Belkı bızım sıkıntımızda budur.. Bugune kadar hıc agır bı yenılgı yasamadık..
Bizde bir halk devrimi olmadığı sürece,halkımız her konuda eleştiren ve örgütlü bir yapı taşımadığı sürece(sivil toplum örgütlerinden bahsediyorum) ve halkımız sürekli bilindik partilere oy verdiği sürece(Bunların hepsinin felsefesi ve insana bakış açısı aynıdır) sanırım biz hep çağı gerilerden takip edeceğiz.Herşeyin alaşağı edildiği bir devrim şart. Ama tepeden değil inanarak sadece halkın yapması gereken bir devrim.Her şey halk için diyebileceğimiz bir zamanda biz herşeyi yapabilecek kapasitedeyiz. Tarihimiz den bunu görebilirsiniz.
Fatih Sultan Mehmet bizansın kalelerini bir azim ve cesaret örneğinin yanında ilk defa toplarla döverek ele geçirdiğini unutmayalım.Buradada islam düşüncesi ve islamiyetin yeni topraklar elde etmesi ve yayması düşüncesi vardır. Fatih sultan Mehmet'in ordusunda her tür Milleten asker vardı.
Türkler belkide ilk teknolojiyi bu anlamda kullanan milletlerden birisidir.
Çanakkale'de sadece derme çatma silahlar yoktu cesaretlede savaş kazanılmadı! o insanlarda inanç vardı. Bu inanç tabiki Müslüman olmaktı Gavuru islamiyetin hüküm sürdüğü topraklara sokmamaktı,o dönemlerde Türk'lükten çok en önemli şey buydu. Birçok askerin yanında Kuran'i kerim olduğunu belgeler yazıyor.
Bugün koşullar çok çok farklı. Bu koşullarda birşeylerin yapılabileceğini pek sanmıyorum. Devletin bütün kilit noktaları tutulmuş,bunları oradan söküp atmak şimdilik zor ve şimdilik bizim için çok fazla bir değişiklikde olmayacak.
Atatürk'ün gençliğe hitabesini okuyun ne demek istediğimi anlayabilirsiniz.
Atatürk gerçekten taa o zamanları ileride neler olacağının öngörüsünü yapmış,dahi bir insan.Öyle olmasaydı o zor koşullarda o günün anlayışını sürdüren bir halkla Cumhuriyet kurabilirmiydi.
Atv deki görüntüleri izledikten sonra kendi kendime Öz eleştiri yapmaya Başladım..
Şu an bir Savaş olsa Acaba biz o savasa hangi ruh haliyle giderdik..Çanakkaledeki Savaşan Atalarımızın ruh hali neydi..Onları kenetleyen,
yanına Bomba düştüğünde reflekse bağlı olarak bile korku namına gram ayak sekmesi olmayan şehitlerimize ve gazilerimize bu cesareti veren neydi
Kendi gözlerimle gördüm her bir mermi 25 kilo Analarımızın bazısının sırtında 4 tane olan vardı yani 100 kilo yük! Çocuğunun saçlarına kına yakarak askere yollayan analarımız var..Kafir ordusunun Müslüman topraklara ayak Basmaması için Allah yolunda savaşıyordu Atalarımız
Yani herşey Allah içindi ve buna Bağlı olarakta Ummet-i Muhammed-i düşünüyorlardı Yani bizleri.Onlara bu gücü veren de iman gücüydü Ustadın da dediği gibi Hakiki imana kavuşmuş birisi tüm dünyaya meydan okur..
Japonya örneğine gelelim Japonya hiroşima bombasının düştüğü yeri gösteriyor çocuklara Çalışmassanız bunlar başımıza gelir..Yani tüm amaç Güçlü olmak ve Diğer devletlerin bize zarar vermemesi..Bu çocukları nasıl bir ruh hali kaplayabilir sizce Korku+öfke+intikam ve bunlarda Milliyetçilik çatısı altında birleşir..Bunlarla üreten bir toplum oluşabilir ama Savaşta, kafamıza bomba düşmesin korkusuyla Büyüyen çocuğun Ruh hali ne olabilir.Ne Kadar rahat düşünebilir..
Gelelim bize Allah sevigisi olmadan vatan sevgiside olmaz ..
Atalarımızın Ne için yaşıyorlardı ve ne için öldüler..İşte bunları anlatmalıyız çocuklarımıza .Onlarda kalan mirasa kutsal emanete ne kadar sahip çıkabiliyoruz bunları sormalıyız Kendimize Atalarımızın O iman güçlerini anlatacak bir çok yer var çanakkale-Maraş-erzurum...
Gelelim şu anki durumumuza en basit internetten örnek verelim istanbulda o kadar internet cafe var ve o cafelerin çoğunluğu 20 yaş altı yani gençlerimiz
ve onlar orada ne yapıyorlar oyun-chat en çok popiler olan siteler hangileri adult içerikli forumlar ve mp3 oyunla alakalı siteler..yani durum vahim..
şu internet çok faydalı bir ve aynı zamanda çok ta zararlı çok hızlı dejenere oluyoruz..Universitemde ben makine müh son sınıf öğrencisiyim gözlemlediğim
Çok zeki arkadaşlarım var sınırlı şartlar da robot kolu ürettiler ve yarışmaya katıldılar mesala yani zeki ve üretebilen bir toplumuz
Ama bazılarıda yenilgiyi şimdiden kabullenmişler üniversitemiz iyi eğitim vermiyor hocalar kötü ve bazılarıda üniversiteleri sertifica veren bir kurum olarak görüyor "Mühendis diploması öğretmen diploması vs"
Bu yaz Antalyadaydım ve bir çok yabancıyla tanıştım. Küçümsemiyorum onları ama biz daha zeki bir toplumuz onu gördüm onlar niçin mi bizden teknolojik olarak ilerdeler çünkü onlar çalışıyorlar adamlar tatilde bile saat 7 de kalkıyo ya biz ise hafta sonlarını uyumakla geçiriyoruz genelde
Tek yapmamız gereken çalışmak ve üretken olmaya çalışmak çalışmalarımızı nasıl verimli hala getirebiliriz ATALARIMIZIN RUH HALİNİ YAKALAYARAK
Ha şu an bir savaş olsa dünyanın hangi ülkesiyle olursa olsun yine kazanırız İnsallah
Demek ıstedıgım.. Canakkale'de bende uyanan ızlenım eger dıkkatlı olmazsam bu yıne basıma gelebılır degıl.. Aksıne her ne olursa olsun kazanabılırım.. Buda ınsana halıyle bır gevseklık verıyor..
Aynı olayı ben daha farklı değerlendiriyorum.
- Çanakkale'deki onca gayrete, ölüme, inanca rağmen İngilizler, Dolmabahçe'nin önüne demir attı mı?
- Attı.
- Çanakkale'yi geçti mi?
- Geçti.
Öyleyse bu işler, demek ki sadece inançla, cesaretle olmuyor. Ne kadar gayret edersen et, inancın olursa olsun, aklı ve bilgiyi de düzgün kullanamıyorsan, yaptıkların boşa gider.
Ve "aklı kullanmak" demek, şark kurnazlığı ile anlık çözümler üretmek demek değildir.
Konuyu bastan degerlendırdıgımde.. Aslında Canakkale cokta basarılı bır "sok testı" degıl.. Zıra bız Canakkale'de zafer kazandık.. Ote yandan Japonya agır kayıplar verdı Hırosıma'da... ve savası kaybettı..
Türkiye'de birinci dünya savaşını kaybetmişti. Hatta Japonların Hroşima ve Nagazaki'deki kayıplarının birkaç kat fazlası kaybı sadece Çanakkale'de vererek. (250bin+ Türkiye'den, eh bir o kadar da karşı cepheden)
Gerçi Çanakkale'de şehit olan kadar bir doğu cephesinde olmuştur, ama Çanakkale savaşı dillere destan olarak öne çekildi. Galiba karşı tarafın İngilizler olması bu işi yüceltmiş olabilir. Hatta öyledir ki doğu'da ölenlerin çoğu açlıktan, soğuktan ölmüştür. Yani savaşmaya bile yetişemeden.
Olaya farklı bir yönden bakarsak japonlara atılan bir atom bombasıyla Enver Paşa komutasındaki 90 bin askerin savaşamadan ölmesi arasında fazla bir fark yok.
Bizim -öğretici- tarih tam anlamıyla objektif olamıyor.II.AbdulHamit'in kimi kitaplarda kötülenip bazı kaynaklardada yüceltilmesi gibi.(Ulu hakan - Kızıl sultan meselesi.)
Japonlar gibi "daha önce ne olduğunu" kabul edebilsek , kafkasya cephesini 2 satır yazı ile geçip çanakkale zaferini paragraflarca anlatmasak , en azından neyin ne olduğunu daha iyi anlayacak bireyler yetişir okullarda.
Zaferlerimiz öyle bir anlatılıyor ki , o savaş sonrası ne oldu ? Bizim için ne tür sonuçlar doğurdu ? Yararları zararları neydi ? bilmiyoruz.Ya da parantez içinde geçiyoruz.(Örneğin HunTER'ın savaşı kaybettiğimizi unutup Çanakkale'yi ön plana çıkarması gibi.)
Kısacası japonların yaptığı "şok" etkisini yaratabilmek için en başta okullarda bazı şeyleri göz ardı etmeden aktarabilmek lazım.
evet şu an o insanlar sayesinde buradayız.
Onlar saygıyı hakeden insanlar, her nekadar beklemeselerde ......
acemi sanırım en azından istanbula savaşarak girilip yağmalanmasının önüne geçilmiş oldu.
acemi sanırım en azından istanbula savaşarak girilip yağmalanmasının önüne geçilmiş oldu.
Gerçekleri olduğu gibi kabul etmek, orada ölenlere hakaret etmek anlamına gelmez. Maalesef Çanakkale'de de, Doğu Cephesi'nde de onca kişinin ölmesi pratikte hiçbir işe yaramamıştır.
Şu an yanıbaşımızda, Irak'ta olanlara bakarsak, belki o zaman olanları daha iyi anlayabiliriz.
* Amerika ve yandaşları, Irak topraklarını ele geçirmek için buraya gelmedi.
* Burayı uygun şekilde böldükten ve şekillendirdikten sonra gidecek çünkü yeni formatıyla zaten buraları uzaktan da gayet rahat idare edebiliyor olacak.
* Amerika işini bitirip gittiğinde Iraklı direnişçiler zafer kazanmış olmayacak. Ellerinde belki bir sürü kahramanlık destanı, mücadele anıları kalmış olacak ve bunları, bir sonraki nesilllere bir güzel süsleyip anlatacaklar ama artık bağımlı bir ülke olmuş olacaklar.
O zaman olanlar da bundan farklı değil. İngilizler buraya, kalıcı olmak için değil, şekillendirmek için geldiler. 3 milyon metrekareyi uygun buldukları şekilde bölüp toprakların bir kısmını da Türkiye adlı yeni devlete bıraktılar.
O zamanki Yunanlılar, bugün Irak'taki Kürtler gibiydi. Büyük gücün dengeleri kurarken kullandığı bir piyondu. Sunnilerin bazı yerlerde Kürtleri tokatlamış olması zafer anlamına gelmiyor çünkü asıl düşmaları o değil. Kurtuluş Savaşı'nda da biz düşmanla değil, piyonla mücadele ettik. Asıl düşman, işini halledip gitti.
Türkiye'de birinci dünya savaşını kaybetmişti. Hatta Japonların Hroşima ve Nagazaki'deki kayıplarının birkaç kat fazlası kaybı sadece Çanakkale'de vererek. (250bin+ Türkiye'den, eh bir o kadar da karşı cepheden)
Bunu bende dusundum ama.. Sonuc olarak kurtulus savası zaferle sonuclanmıstı.. ve bız gelecek kusaklara bu zafer aktarıldı.. Yanı Yns'nın dedıgı gıbı, yenılgılerımız anlatılmadı bıze..
Dun bır fılm ızledım ornegın.. Fılmde Tucker adındakı bır adam "fazla ıyı" bır araba urettıgı ıcın detroıtdekı uc buyukler tarafından "asılmak" ıstenıyor.. Bu nedenle sonucu onceden bellı bır mahkemede hakkında dolandırıcılık yaptıgı ıddasıyla dava acılıyor..
Herneyse.. Adamın kapanıs konusmasında soyledıklerı dıkkatımı cektı.. Adam dıyordu kı "Bombayı (atom bombası) yaptıgımız ıcın kendımıze fazla guvenıyoruz. Ama boyle gıderse bı cukurun ıcınde bulucaz kendımızı.. Gelecekte arabayı dusmanlarımızdan satın almak zorunda kalıcaz"..
Demek ıstedıgım.. Bız ısgalden zaferle ayrıldıgımız ıcın kendımıze fazla guvenıyoruz.. Bence.. Bu nedenle etrafımızdakı gelısmeler bızı urkutmuyor..
Ornegın hangımız japonlar bızden daha ıyı araba urettıgı ıcın endıse edıyorkı? Tum dunyanın bır olup bızı parcalara ayıracagına ınanan paranoyak kıtle bıle muhtac oldugu kudretı damarlarındakı asıl kanda aramıyormu?..
Sonuc olarak.. Bugun amerıkada en cok satın alınan arabalar almanlar ve japonlara aıt.. Bu bıze bısey ıfade etmelı..
karflake
23/01/2006, 12:47
... 3 milyon metrekareyi uygun buldukları şekilde bölüp toprakların bir kısmını da Türkiye adlı yeni devlete bıraktılar. ...Eğer İngilizler Sevr Antlaşması'nı kabul ettirebilselerdi, Osmanlı'yı uygun(istedikleri) bir biçimde bölmüş olacaklardı.
Eğer İngilizler Sevr Antlaşması'nı kabul ettirebilselerdi, Osmanlı'yı uygun(istedikleri) bir biçimde bölmüş olacaklardı.
İşte bence bu çok vahim bir durum. 2 milyon km2 toprak kaybediyorsun ve hala kazandığını sanıyorsun.
karflake
23/01/2006, 14:19
Tarihi olayları değerlendirirken dönemin şartlarını da göz önüne almak lazım gibi geliyor bana.
Sağlıklı bir insanın bir bacağının kesilmesi kayıptır. Ancak büyük bir trafik kazası geçirmiş bir insanın bacağının kesilerek yaşamasının sağlanması tıbbi açıdan bir başarıdır.
Kısacası şartları göz önüne almadan yapılan bir değerlendirme çok da sağlıklı olmaz bence.
Kısacası şartları göz önüne almadan yapılan bir değerlendirme çok da sağlıklı olmaz bence.
Öyleyse "o günün şartlarında daha iyisini yapmak mümkün olmazdı ama neticede ağır bir yenilgi aldık" diyebiliriz. Bir zaferden bahsedince, işin şekli değişiyor; bu, kendimizi kandırmak oluyor.
İlk dönemlerde, olayın bir zafer gibi sunulmasını anlarım. Morali bozuk bir millet vardır, elinde kalanlarla toparlanmak için morale, kendilerini iyi hissetmeye ihtiyaçları vardır. Onlara anlatırsın zafer/kahramanlık hikayeleri ama bugün, hala o şekilde düşünürsek olmaz, gerçekleri kabullenmek ve ona göre birşeyler yapmak lazım.
burda yazılanların bazılarını okudum gerçekten güzel şeyler yazılmış,metrekareye 6000 mermi düştüğünü biliyordum, havada çarpışan mermilerde gerçekmiş,i bencede tarihimize sahip çıkmalıyız...
İlk dönemlerde, olayın bir zafer gibi sunulmasını anlarım. Morali bozuk bir millet vardır, elinde kalanlarla toparlanmak için morale, kendilerini iyi hissetmeye ihtiyaçları vardır. Onlara anlatırsın zafer/kahramanlık hikayeleri ama bugün, hala o şekilde düşünürsek olmaz, gerçekleri kabullenmek ve ona göre birşeyler yapmak lazım.
Çanakkale bir zaferdir tüm dünyaya türkün gücünü göstermiştir inancın teknoloji üzerinde ki üstünlüğünü tüm dünya görmüştür Çanakkalede amaç düşman ordusunu türk topraklarına sokmamaktır ve buda başarılmıştır..ve daha sonra savaş diğer devletlerin şekilmesiyle bizim aleyhimize sonuçlanmıştır
Çanakkale bir zaferdir 1.dünya savaşı bir başarısızlıktır bunu iyi ayırt etmek lazım. Çanakkale savaşı o kadar önemlidir ki o olmasaydı kurtuluş savaşı başlayamacaktı.Çanakkale gazilerinin Kurtuluş savaşında savaştığınıda düşünürsen ..
Çanakkale savaşının ne kadar zor bir çarpışma olduğunu anlamak için metrekareye 6000 merminin nasıl düşeceğini canlandırmakta zorlanmayalım.
Savaş siper savaşıydı yani mermi veya şarapnel sizi başınızdan veya göğsünüzden vurur siper derken derin çukurları düşünmeyin sadece. Askerliğini güneydoğuda yapanlar bilirler siper: karşı ateşte kendini yere atabildiğin, hedef küçükttüğün çoğunlukla açık, savunmasız "eğimli bir arazi!!!"
Binlerce askerimizi, m2 6000 mermiyi, arzinin eğimli olduğunu(Conkbayırı gibi),
top güllelerini düşünün. Sonra...
Bir insan kaç litre kan taşır, vurulduğunda ne kadarı akar. Her sene kurban bayramında eline kamerasını alan basın mensubu arkadaşlar, denizin ve arzinin metrelerce nasıl kana boyandığını doya doya anlatırlar ekranlarda.
Bazen şiirlerde ve yazılarda öyle bir çarpışmaydı ki deryalar gibi kan aktı derler çanakkale hakkında.
Bunun benzetme değil gerçek olduğunu anlamak için japon olmaya gerek yok.
Ülkemizin her genci "devlet memuru" olayımda nolursa olsun derse ve geri kalan teknolojik işleri fabrikalarımızda üç kuruş maaş ve sosyal hakla çalışan mühendis ve işçiler yaparsa tabiki elin japonu gelip sizde milli şuur yok der ve çekip gider...
bi de bizde milli şuur yok diyorlar hiç bir şey olmasa bile şu yazdıklarınıza bakarak insanın ağlayası geliyor. peki ama abilerim ablalarım sorun nerde.
şunu unutmamak gerek diye düşünüyorum: bize bunu söyleyen japonlar elbetteki milli şuuru yüksek bir toplum diye düşünüyorum ancak böyle bir toplum nasıl olurda kapitalizmin pençesine bu derece düşer bu derece ileri bir tüketim toplumu olur hatta o kadar ki Tokyo'ya Amerikanın sembolü o "özgürlük anıtı"nın bir kopyasını diker . varın siz düşünün
Türkiye'de bölücülük her ne kadar baş göstersede, Türkiyenin stratejik konumuyla ilgili bir sorunda herkesin kenetlendiği kanıtlanmış birşey, bunu tartışmaya gerek yok...
Tek dileğimiz Artık şiddet olmasın
Her ülke uygarlık seviyesine çıkabilmek için çalışsın, ama sadece seviyesini yükseltebilmek için çalışsın, başka ülkelerin seviyesini düşürmeye çalışarak kendi ülkelerinin seviyelerini yüksek göstermeye değil..
selected
10/03/2006, 15:47
konunun tamamını okuyamadım bugun gelen bir maili sizlerle paylaşmak istedim. Gerçekmi bilmiyorum.
Konuya Aften;
18 Martı Unutmayalım Unutturmayalım..
2 milyon km2 toprak kaybediyorsun ve hala kazandığını sanıyorsun.
yahu hala 1. milenyumda yaşadığımızı mı zannediyorsunuz?
ülkelerin onuru metrekarelerle mi ölçülüyor günümüzde?
Bizler kendimize milli şuurun bilincide ve tarihimize sahip çıktığımızı anlatsakta ortada bir gerçek var ki buda duyarsızlık tır. İşimiz Konuşmaktır fakat somut bir şey ortaya koyamamızdır. Bizim tarihimiz bizim düşmanlarımıza daha kaç yıl korku salar bilmem ancak Bizleri yöneten şahışlar ellerinde bu tarihi gücü dahi değerlendirip siyasi bir kazanca dönüştüremeyip bizleri avrupa kapılarında madar etmekle birlikte bizlerin başına çuvalı geçirip bizlerin milli şurunu test edip kendilerine göre bir ağırlığımızın kalmadığını gören düşmanlarımızın ektikleri mevleri artık yeme zamanlarının geldiklerini görmekte ve aşina bir şekilde çekinmeden ortaya koymaktadırlar....
Ordusun'da ve, Hükümetin'de bu görevlerin, lahiki ile ihya eden olduğu kadar hainleride içersinde isteyerek yahut istemeyerek barındırmakla beraber, Milletin Kendi Milli Şuurunuda, yeni gelen neslimiz ancak tarih ile birlikte olan anılarla birbirlerimize anlattığımız bir kahramanlık masalı olmuş!.. Türk milletinin ipinin ucunun kopmasına namak kalmış bu kısa zamanda yeniden bu bilinç ve takva ölçüsü ile kendini eğitip uyanması ve bunlara sahip çıkmasımı gerçekten zor !
Bu saatten sonra bizler ancak düşman ateşiyle uyanırız beyler.. Ben dahi bu yazdıklarımdan sonra akşamleyin huzurlu bir şekilde yatağa yatacam bu konudaki endişem ve mücadelem işte buraya yazdığımız satırlar kadar olacaktır.
Ben bu milletinin kaderinin düşman ateşiyle uyandıktan sonraki perdesini merak ediyorum eğer Bu millet en büyük değerleri ile Devleti Milleti , Kul olma bilinci ile Dini İçin Allah deyip kuvaiyemilliye şuuru ile birleşemeyip savaşmaz iseler. Böyle bir durumda bize en büyük yardım olacak olan Allah arkamızda olmayacaktır.
Hangi Aklı selim müslüman ki Allah'ın razı olmadığını bildiği takvasına eren bir müslüman diyorum gidip şehit niyetine niyaziliğe koşar... Allah içi çarpışmak kolay iş değildir.Zira Onun razı olduğu şekilde çarpışan ile razı olmadıklarının çarpışmasını bizler tarite sözüm ona batmayan imparatorluklarını savunduğunu söyleyen asil soylu milliyetçilerinin paçasının nereye kadar milliyetçilik nidaları attığını siperlerindeki hikayelerinden gördük .
Velisi Allah olmayan Müslüman Milletilerin Akibetinin dünyadaki örneklerini anlatmamıza gerek yok sanırım :( . (Eğer ki gavur olsak sorun olmaz Dünyadan razı olanların hükmü farklıdır , müsümaım diyip o dairede bulunanın farklıdır ve Bizler 7 asır sancak-i şerifi taşımış olan bir milletiz. Ne olduğumuzu hepimiz iyi biliyoruz :) ) Evet eğer bu şuur ile birleşmessek bizlerin içindeki ayrılıkları zaten kendileri açmış olan düşmalarımız bunları fitne ile dahada körükleyip bizleri birbirimize düşürürse vay halimize o vakit buyrun cenaze namazına.
Bu noktada sanırım nazım hikmetin şu sözleri noktayı bulurdu.
"Mehmet ağanın cenazesi değilki bir güne defnedelim,1000 yıllık milletin cenazesi 100 seneye anca kalkar..."
cemaliozan
17/03/2006, 17:41
Hoş şeyler söylememişsin... Sen nerde askerlik yaptın bakıyım. Yoksa pravakatör filan mısın ? Ben itham ettiğin bu memleketin bir evladı olarak her şeyi ve herkesi satılık olarak ilan etmeni protesto ediyorum. Allahtan 'ki Bu memleketi senden benden daha çok düşünen insanlar hala seni ve beni korumak için çabalıyorlar. Hayince pusularda şehit olan mehmetçiğin yer aldığı şerefli ordumuzu , kahraman polislerimizi ve bunları idare edenleri genelleme yaparak "satılık" diye itham etmeni kınıyorum....
Genelleme iptal edildiğinden bu protestoyada gerek kalmamıştır
@cemaliozan
Kalp Kırmayı Hiç Sevmem Bundan ötürü uslübüne bir zımpara çek.
Alico sen nerelisin ?
Hıı.. Tüm Ayrılıklar böyle başlar dimi.. Ben senin olduğunu düşündüğünden çok bu vatana ve senin satılık diye çöpe attığımı düşünüp Allahtan seven var dediğinden çok o kurumlara sevip sahip çıkan bu vatanın askerliğinide yapmış bir evladıyım.
Benim orda yazdığım "benim mücadelem bu satırlar kadar" derken mecazi olarak duyarsızlaştığımızı ve sesimizin en fazla forum postlarında birbirimize cevap yetiştermeye kadar olduğunu açıklamak istedim.
Eğer o yazdığımızda birebir aynı olsaydı düşüncelerim şimdi kendimi sana doğru bir şekilde ifade etmek için cevap vermez yazdığın postu teyid edip güler geçerdim.
Burda kim kimden daha vatanseverci diye sen nerelisin deyip insanları sınıfları ayırmaya başlamak yerine birleşmeyi ne zaman öğrencez.
Yinede bir genelleme hatası yaparak yanlış anlaşılmaya mahal verdiğimiz için özür diler, Rahatsız olduğun ve benimde senin vatan haini gibi sonuca çıkan son derece mesnetsiz yorumlarını kınayarak rahatsız olduğum o gergin satırları daha oturaklı bir şekilde düzenledim.
Şimdi müsadenle AnadoluGençlik Ekibinin düzenlediği Çanakkaleye gidecek otobüse yetişmem gerek. Biz Forum Postunda Yaş 35 geçirmiş koçlarla bayrak yarıştıramıyız...
cemaliozan
17/03/2006, 18:38
@cemaliozan
Yinede bir genelleme hatası yaparak yanlış anlaşılmaya mahal verdiğimiz için özür diler duymak istediğim buydu bende teşekkür eder, üslubumdan dolayı özür dilerim.
hürriyet
18/03/2006, 15:15
Din adına yapılan savaşlar ortaçağda kaldı, artık herkes dinini kendi içinde yaşıyor ve Allah için, ümmeti için dini yaymak isteyen 300 yıldır bunu savaşmadan yapabiliyor.
Bırakın hakiki imanı herkes içinde yaşasın, Çanakkale deyince din dersi vermeyin siz Allah'a yakın olun ve bir başkasının yakınlığının muhasebesini yapmayın, Çanakkale deyince insanlara sarılın, din, dil, ırk demeden insanları kucaklayın.
Burda kim kimden daha vatanseverci diye sen nerelisin deyip insanları sınıfları ayırmaya başlamak yerine birleşmeyi ne zaman öğrencez.
Umarım çok geç olmadan öğrenebilirsiniz!
@hürriyet
300 yıl Yani Çanakkale Allah Yoktu !
Senin kendine soğuk ve uzak gördüğün meseleler ile bir türlü ilişki kuramadığın her düşünce senin için ortacağda kamış olabilir. Lakin Gerçek Dünyayla söylediklerinin zerre kad'i bir alakası yoktur.
Bizim Söylediğimiz Dedelerimizin Allah diyerek İman Perpesktifinde Şehitlik Nidasıyla Hz Peygamberle birlikte Allah'a varabilme aruzusu ile yüreklerinde tek bir endişe taşımadan vatanlarını savunmuşlardır.
Bana maval anlatmayın…
Böyle büyük bir karşılığı olmayan böyle bir karşılığı veren dinin eğittiği ahlak yapısı ile dinine,diline,vatanına,milletine,bayrağına,şerefin e,namusuna azziyetine,ırzına,mahremiyetine bulunduğu an içersinde olduğu gibi kendinden sonrasınıda düşünürek bu değerlerin ayakta durması için büyük bir çoşku ve sevinç ile canını seve seve vermeye razı olarak “ Allahtan Razı olan ve Allah’ından onlardan Razı olduğu” bilincine eren bir MÜSLÜMAN KULLAR olmadıkça Çanakklar destanı olmazdı , olmazdı. Böylesine bir yapıya sahip bir milletin bana bu değerler için yani temelinde bu saydığım değerleri benimseten DİNLERİ için savaşmadığını anlatmak Zırvalıktır…
Sen diyorsunki Alakası yok Yani Bunlara gerek yok !
Bir kere gerek varmı yokmu gibi bir anlama çıkan sözü senin yukarda yazdığımız düşüncelerden uzak olduğun meseleler üzerinde hüküm gibi sunman mesnetniz ve uygunusuz bir yaklaşım. Kavrayamasan bilem susup saygı gösteribilirsin. Senin medeniyet çatında bu anlayış da mı yok ?
Ben tarihimi bu bilgi birikim ile bana devreden dedelerimden bana vırakmak istedikleri bu değerleri soyutlayıp mı din dil ırk demeden herkese sarılacam. Sen kimin kuçağına sarılmak istiyorsan sarıl arkadaşım ben kuçağına sarılacağım dostlarımı seçerim ve kuçağına sıkı sıkıya sarılmam gereken dış ve iç düşmanlarımıza yine bizim senin o değerleri kendi içinde yaşayın dediğiniz dinin öğrettiği ölçü ile yakınlıktan fazla bir ilişki kuramayız. Bizim kuçağımıza esir olarak düşenler dahi bilirki müslüman türk’e esir düşmek otel’de yatmaktır. Sen burdan tart biç gerisini ama esirinde esir olduğunu unutmayız… Seküler konularda Herkese yakşılması gereken ölçüde yaklaşırız Ama kimseye Din Kardeşiyiz demeyiz Bilirizki Onun Hükmü ve kardeşlik gibi çok kutsal bir yakınlığım kimlerle yapılacağı bizlere açıklanmıştır. Ve yine bize kuçakla dediğin milletler ilede fazla yüz göz olmamız ve onların bizlere gülümsemelerine kanmamız gerektiği bu kavimlerin atalarının örnekleri ile kitabımızda açıklanmıştır. Bu böyle uzar açıklama…
Konuya dönersek ben diyorumki bunun böyle olduğuna dair yukarda yazdığımız çerçevede tarihi olarak binlercesi Türk Toplumunun yaşayısı yetiştirdiği ilim adamaları ve hüküm sürdüğü imparatorluğundaki Misyonu ile olmakla beraber şu an dahi canlı Şahit mevcuttur !...
Bak Bakalım Deden ne için şavaşmış ve yadıklarımızın aksine düşünenlerden nasıl utanıyor !
http://www.vakit.com.tr/index.php?sayfa=haber&haber=6033
Poliyannacılık masalını vırakalım bir kenera savaş bir gerçektir ve her savaşın maddi dünyevilik çıkar ilişkileri olduğu gibi manevi yönüde vardır olmak zorundadır. Dinler Savaşı tarihin başlangıcından buyana her zaman vardır bunu görmemezlikten gelmek olmaz .12 boyluk İsrail Oğullarının Dünya siyonizmi ile gerekli siyasi hareketleri sağlıyarak bu gün dahi Haçlı Seferlerini aşina bir şekilde yürütmesinden tutda , İsraili bana vadedilmiş topraklardır diyerek oturup kuranlara kadar kavimler üzerlerinde olan ve kendi elleriyle kendi hevalarına göre tahrif ettikleri Dinleri kullanarak bu misyon üzerinden haraket ettikleri bir gerçektir.
"Hür olmassa bilki vatan kalpte hapis kalır iman" diyen Akif’in Milli marşımızdaki mısralarımızdan tutun, Mustafa Kemal’in Siper önündeki Askerlerin Büyük bir övgü takdir ve mükemmelikle anlattığı İmanlarındaki takva ölçülerin’den burda yazamıyacağımız menkibelere kadar 300 yıl içersinde olan bu savaşın bahsettiğimiz değerler üzerine olduğu tartışmasız kat’i bir gerçektir.
İyi Geceler.
Bu arada Yorumsuz olarak
18 Mart Çanakkale Zaferi İçin Ulusal Büyük Kanallarımızın Herkesin televizyon başında en aktif bulunduğu saatteki programları ile milli şuurumaza karşı duyarlılıklarından ötürü tebrik ederiz.
Kanal D CANLI : Benimle Dans Edermisin
ATV CANLI : Ya şundadır Ya Bunda
STAR CANLI : He Babam De Babam
SHOW TV CANLI : Türkiyenin Yıldızları
TGRT TEKRAR YAYIN : TATLI KAÇIKLAR
TRT1 CANLI : İŞTE ŞANS İŞTE EĞLENCE
CİNE 5 CANLI : CEYHUN YILMAZ SHOW
ATV'nin KANAL 1' i FİLM :TAMDA GÜNÜNDE AMERİKA TARAFTARLI BİR FİLM
hürriyet
19/03/2006, 02:24
@alico, çanakkale ve birçok savaştaki askerlerin inançlarını internette öğrenecek değilim.yeri geldiğinde okuduk ve öğrendik, kuşkusuz bizim atalarımız savaşlarda "Allah Allah" diye hücum etti, kurtuluş savaşında da, çanakkale cephesinde de imamlar askerlerin motivasyonunu artırdı, bunu inkar eden yok.Atatürk'ün de bu konuda önemli sözleri var, şehitlik, gazilik ile ilgili son derece önemli sözler fakat sizin yaptığınız ayrı.
bugün ne yapıyorsunuz, çanakkale zaferi başlığı altında vaaz veriyor, kendi imanınızı bir kenara bırakıp bir başkasının inanç muhasebesini yapıyorsunuz, ayıp, çanakkale'deki asker onun bunun inancına dil uzatarak vatan kurtarmadı, çanakkale zaferi adına bu sorunlu ruh haline girmiş olamazsınız.
Başörtüsü konusunu da çanakkale zaferi ile ilişkilendirdiğiniz için ayrıca tebrik ederim sizi, sizden ricam baş örtüsü sorununun nasıl çıktığını okuyup öğrenin. dilerseniz yeni bir başlık açın orada dile getirin veya Fehmi Koru'ya telefon açın ne bileyim.
Senin kendine soğuk ve uzak gördüğün meseleler ile bir türlü ilişki kuramadığın her düşünce senin için ortacağda kamış olabilir. Lakin Gerçek Dünyayla söylediklerinin zerre kad'i bir alakası yoktur.
Ne biliyosunuz ki benim kendime uzak gördüğüm mesele ile yakın gördüğüm meseleyi? Dini mevzuları ağzına sakız etmeyen kişi bazı meseleleri kendine uzak mı görüyormuş?
güzel arkadaşım, Çanakkale'yi kendi kafanıza göre yorumlayıp dayatmayın insanlara, kendi içinizde yaşayın dininizi, sizden kim din dersi istedi ki!
Neden bilmiyorum, her önemli bir tarihi zaferin yıl dönümünde kendini topluma ders vermek üzere görevlendirmiş kişiler çıkıyor ortaya, ben bundan rahatsızım işte!
hürriyet
19/03/2006, 02:24
// istemeden üst üste iki kez gönderdim aynı yazıyı sanırım silinmiyor //
hürriyet
19/03/2006, 02:35
Bu arada Yorumsuz olarak
18 Mart Çanakkale Zaferi İçin Ulusal Büyük Kanallarımızın Herkesin televizyon başında en aktif bulunduğu saatteki programları ile milli şuurumaza karşı duyarlılıklarından ötürü tebrik ederiz.
Kanal D CANLI : Benimle Dans Edermisin
ATV CANLI : Ya şundadır Ya Bunda
STAR CANLI : He Babam De Babam
SHOW TV CANLI : Türkiyenin Yıldızları
TGRT TEKRAR YAYIN : TATLI KAÇIKLAR
TRT1 CANLI : İŞTE ŞANS İŞTE EĞLENCE
CİNE 5 CANLI : CEYHUN YILMAZ SHOW
ATV'nin KANAL 1' i FİLM :TAMDA GÜNÜNDE AMERİKA TARAFTARLI BİR FİLM
milli şuuru televizyon kanallarına ilişik kişiler için eksikleri tamamlayayım:
KANAL 7: şoray uzun yolda, kezban yenge
SAMANYOLU TV: Sırlar dünyası
Neden bilmiyorum, her önemli bir tarihi zaferin yıl dönümünde kendini topluma ders vermek üzere görevlendirmiş kişiler çıkıyor ortaya, ben bundan rahatsızım işte!
Bunların hepsı bı kose kapma yarısından ıbaret.. Kım sempatımızı kazanır, oyumuzu alırsa pastadan en buyuk dılımıde o kapacak.. Bu gıbı gunlerde yasanan kıyasa mucadelenın sebebı de bu.. Herkes gunun anlam ve onemını kendısıne mal etmeye calısıyor kı sempatımızı kazanabılsın.. Cunku bugun herkesın ortak paydası olan (yanı en cok oyu getırecek) nadır gunlerden..
Ama bız bunu zaten bılıyoruz.. 80 yıldır asker devlet bu zayıf noktamızı cok ıyı kullandı.. Bıze garıp gelen meselenın "yesıller" yorumuyla henuz yenı yenı karsılasıyor olmamız.. Ama zamanla bunada alısırız..
@alico, çanakkale ve birçok savaştaki askerlerin inançlarını internette öğrenecek değilim.
Nerden Öğrenceğini Söylemedim.
yeri geldiğinde okuduk ve öğrendik, kuşkusuz bizim atalarımız savaşlarda "Allah Allah" diye hücum etti, kurtuluş savaşında da, çanakkale cephesinde de imamlar askerlerin motivasyonunu artırdı, bunu inkar eden yok.Atatürk'ün de bu konuda önemli sözleri var, şehitlik, gazilik ile ilgili son derece önemli sözler fakat sizin yaptığınız ayrı.Bugün ne yapıyorsunuz, çanakkale zaferi başlığı altında vaaz veriyor,
Ayrı olan bir şey yok benim bu değerler üzerine bu mevzuların geliştiğini söylediğim var ortada.Ben Kimseye böyle düşünsün diye provaganda yapmadım. Bunun böyle olduğunu söyledim sen farklı anlamak isteyip sana senin anlamak istemediğin şekilde anlatanları hazmedebilmek yerine efendim sen neden vaaz veriyorsun şeklinde kulp takmak niye ? Ne vaaziymiş , Vaazin kimlere verildiğini söyleyip kalbini kırmak istemem.
kendi imanınızı bir kenara bırakıp bir başkasının inanç muhasebesini yapıyorsunuz, ayıp, çanakkale'deki asker onun bunun inancına dil uzatarak vatan kurtarmadı, çanakkale zaferi adına bu sorunlu ruh haline girmiş olamazsınız.
Nerenden Uydurup Hangi fikir ile bunları bize yakıştırıyorsun. Sana söylenenleri cevap verebilmek niyetine bu kesker alaka yakıştırmaları yapmak niye. Bu ne dengesizliktir.Ortada bir ayıp varsa o da bu mesnetsiz hakaretlerdir. Çanakkalede Askerimizin Savaşının Temelinde küfara karşı olduğunu belirtirken bizler kendi inancımızın gereği olarak karşımızdakilerin inanclarını aykalar altına alıp onları aşağılayıp küçük görerek savaştığımız bir yaklaşıma varan açıklamamı nereden çıkarabildin ki bana bu sözleri yazıyorsun. Senin anlayış bozukluğunu biz açarak sana her ifade ettiğimizde bunun adı bir sonraki postta bana niye vaaz veriyorsun oluyor dimi !.. Kısır Döngü.
Başörtüsü konusunu da çanakkale zaferi ile ilişkilendirdiğiniz için ayrıca tebrik ederim
Bunu ben değil mahremiyet ölçüsünün bir parçası olan türbanında içinde bulunduğu değerler üzerine savaştığını belirten Deden, Atan, Gazin Söylüyor, ve orda herhangi bir yorum değil Dedenin şahşi değil Biz ifadesiyle belirterek açıkladığı fikir ve amacları yazıyor.
Ve bunuda benim söylediğim şekilde üstüme yamadığınızdan ötürü ben sizi tebrik ederim.
Sizi, sizden ricam baş örtüsü sorununun nasıl çıktığını okuyup öğrenin. dilerseniz yeni bir başlık açın orada dile getirin veya Fehmi Koru'ya telefon açın ne bileyim.
Adı Müslüman olan milletin egemenlik kayıtsız şartız milletindir diyen atanın sözüne binayen eline aldığı ipler ile boy gösterince egemenlik kayıtsız şartsız emparyalist ve siyonizimlerin elinde olan ve bizimde içimizde kolları olan münafıklar tarafından bizlerin kendi eliyle yaptıkları ve yol açtıkları sözde yaratılan sebepler ile adlandırılıp bu sorunları ortaya çıkartılarak Senin kendi içinde yaşadığın dediğin inanclara dahi saldırıda bulunabiliyor. Atanın Sözleriyle dahili ve harici olan sözde yönetim kadarosunda bulunan bu vatan haini çöpçatan takımını ipte sallandırana kadar bu mücade devam eder.
Ama bu konu başka bir mesele Fakat ben bunları tartışmak istemem. Ben Yeri ve zamanı geldiğinde almam gereken kelleyi alırım.Bu yolda verilmesi gereken kelle varsada veririz.
Ne biliyosunuz ki benim kendime uzak gördüğüm mesele ile yakın gördüğüm meseleyi? Dini mevzuları ağzına sakız etmeyen kişi bazı meseleleri kendine uzak mı görüyormuş?
Ne Bildiğim senin sorduğun ve benim cevap verdiğim kadardır,tabi Burasu için. Ağzımda sakız olan bir konu yok herşey senin soruduğun kadar cevaplanıyor Ancak senin istediğin gibi cevaplanmayınca da bu sakız veya vazz oluyor...
Güzel arkadaşım, Çanakkale'yi kendi kafanıza göre yorumlayıp dayatmayın insanlara,
Sen kendine bir şey dayatılmış hissediyorsan bu senin sorunun Çanakkaleyi kendi kafama göre yorumlamam. Bence böyle olmuştur demem Çanakkele hakkında iki kelam karıştıran herkes bilirki Yukarıda yazılanlar dayatma değil gayet doğal olan 7 Asırlık Türk Milletinin Kendi değerleri üzerine çarpıştığı savaşlardan bir tanesi daha Ne var Bunda. Şimdi sen bana benim bu meselelerden uzak olduğumu nerden biliyor diyorsun Sonrada beş yaşındaki çocuğun dahi ayıracağı genel olan bu değerler ile anlatmak bir hata dır yanlıştır dayatamadır vaazdir vs gibi tamamen bu düşüncelerden kendi kendine imza atıp uzaklaşacaksın ! Ben bunu anlatınca suçlu olacak Hunter Dediği gibi oy toplayan bir siyasetci olacam kusura kalmada gazi dedemizin söylediği gibi utanılacak koca bir sıfırsınız.
kendi içinizde yaşayın dininizi, sizden kim din dersi istedi ki!
Ortada helan bir fikir yok, Halen aynı mesnetsiz yakıştırmalara devammı.
Neden bilmiyorum, her önemli bir tarihi zaferin yıl dönümünde kendini topluma ders vermek üzere görevlendirmiş kişiler çıkıyor ortaya, ben bundan rahatsızım işte!
Gazi dedenle yapılan Ropörtaj gibi dimi !
http://www.vakit.com.tr/index.php?sayfa=haber&haber=6033
Yat uyu yerinde diyorsun sanane diyorsun yani biz aptalmıyız. Sen kimsinki biz din ,dil arz namuz, Allah peygamber mahremiyeti belirten türbanımız için deyip bize ders veriyorsun Hatta dahada ileri gidyorsun, Hem siz utanmıyormsunuz ki , Hz Peygamberin sanckı şerfesini o savaşa götürüp bu savaşın bir değişlede Ümmetinde savaşı olduğunu dünyaya belirtiyorsunuz diyorsun.
Böylesine bir soruyu siyasi bir reklam malzemesi olarak yorumlamak ancak HunTer Yakışırdı. :) Ehee :) tam polatın sözleri denk gelir Ben Siyasi parti lideri değilim diplomat bilmemne hiç değilim… :) Ben Müslüma bir Türküm !
Hunter hakısız sayılmaz söylediklerinde böylesine değerleri malzeme olarak ordu siyasetide Hükümet siyasetide her zaman kendilerine malzeme yapmışlardır. Kendilerine sempati kazanmak isteyen Nurcular, Süleymancular, Seydacılar Cematleri Mahmut efendiciler Erbakancılar saydığımız ve sayamadığımız tüm kamplaşmalar bunları malzeme etmişlerdir kendilerine.
Ama bu saydığım cemaatler içersinde kalkıp bunları genelleyip yinede siz bu değerleri sırf çıkar malzemesi olarak kullanıyorsunuz demek biraz değil baya güç. Kul Hakkını bilen biri bunu söylemez Çünkü O değeri bilen kişi bu cemaatleri (Asker Hükümet Yeşilciler vs..) çöp çatan işlerini bildiği gibi doğrularında bilir ve onları tanır.
Bunun harcinde son soruya dönersek herkesi doğal olarak vereceği cevap şu olsa gerek, Her yıl önemi arzaden bu tarihi mevzuları bir kişi çıkıp anlatmasa idi bugüne dek yaşatcağımızı söylediğimiz çanakkale destanı dahi tüm tarihimiz şu anda konuşuılmazdı.. Her yıl yeni olarak tarihimizle tanışan yeni kuşaklara, Milli ve manevi değerlerimizi belirten önemli günleri her detay ve kareyi büyük bir çoşku , heyacan ve bilinçlenme ile yaşatmak kendin değerlerinden kopuk , kopuk olmadığını söylesede bir karmaşıklık nesllerin bu derece yanlış bir şekilde yetişmesine mani olmak içindir.
Ben Yoruldum Arkadaşlar Bakın ne çabuk Pes Etiim. Hurriyet kardeşim Muhakkak en isabetli yakıştırmayı yapacaktır bizlere. Hurriyet kalbini kırdıysak özür dileriz kardeş biz bizden olan ve bize göre bizden kopmuş olanlarıda sahiplenecek yüreğe sahibiz.
Bunu ben değil mahremiyet ölçüsünün bir parçası olan türbanında içinde bulunduğu değerler üzerine savaştığını belirten Deden, Atan, Gazin Söylüyor, ve orda herhangi bir yorum değil Dedenin şahşi değil Biz ifadesiyle belirterek açıkladığı fikir ve amacları yazıyor.
Demeyım dıyodum ama hadı dıyım.. Eger o ropartajda yazılanlar o dedenın agzından cıktıysa bende kralıce elızabetım..
Mevuzyu türban gibi bir terimle kısıtlama biz orda bunu üzerinde durmadık kaldıki üst postta yazdığımız değer ve anlayışa sahip bir milletin en önde gelen mahremiyetinin süngüsüde buna dahildir. O gazi dede dün savaştığı değerlerden biri olan bu türbanın bu gün ayaklar altına alınmasına üzüldüğünü net bir şekilde haklı olara belirtmiş.Bunda garipsencek bir şey yok.
Benim Rahmetli Hüseyin Büyük Dedem, babanemin babası İstiklal gazisi, dedemin babası yine Gazi arkadaşım Dedesi İstikalal Gazisi ve silah arkadaşları ve içinde bulunduğu ortam ve durumları aynı şekilde anlatımış ve savaştığı değerleri de aynı şekilde söylerler, Tarihte böyle söyler ejdadımızda böyle söyler bugün torunu olarak bende böyle söylerim ve bunu söyleyen olarakda tek değiliz. Dün gece olunca çanakkale adlı verilen belgesel kaynaklarda aynı şeyi söyler vırakın düşmanlarımız dahi aynı söyler ve bunu her karesiylede ispatlarım Siz kimin evladısınız (Hunter şahsen söylemiyorum ) yahut da kimin tarihinden yüz çevirip olmadık söz ve dayanıksız iddalarla bu savaşın ne olduğundan kaçıyosunuz , neden utanıyorusunuz neyi kabullenmek size ağır geliyor. Gazi Dede Güzel Demiş Mırım Kırm edip eyvah diyeceğinize Allah C.C demek bu kadar zormu.
Pekı sen hıc dedenın agzından dejenere lafının cıktıgını duydunmu? Sınek kucuk ama mıde bulandırır.. Eger bu laf roportajı yazanın kalemınden cıktıysa baska seylerın cıkmadıgına benı ınandırman zor..
Önemli olan; her cemiyeti temsil eden o şerefli üniformaların içindeki şerefsizleri temizlemektir. Gençliğin dejenere olmaması için çabalamak gerekir.
Bana zor gelense bı sey yok.. Ben turklerın kurtulus savasında allah rızası ıcın carpıstıgını ınkar etmıyorum zaten.. Ama bı o kadarda sevdıklerı, malı mulku, evladı ıcın carpısmıstır.. Yok ama herseyı dıne ıslama baglarsak gayrımuslımlerın bızım safımızda bızımle bırlıkte ne demeye carpıstıgının ızahı olmaz.. Yada turklerın ıslamıyetten once ne ıcın savastıgının..
Gazi Dede Güzel Demiş Mırım Kırm edip eyvah diyeceğinize Allah C.C demek bu kadar zormu.
Gazı dede zamanında da bu ulkenın durumu pek parlak degıldı.. Sımdı de degıl.. Oyleyse mesele Allah dıyebılmenın otesınde sanırım. Ama bız bunu bosverıp bı parca bez ustunden sıyaset yapmaya devam edelım.. Belkı allah halımıze acır ve bıze akıl fıkır verır..
hürriyet
19/03/2006, 17:30
@alico, yazdıklarının az bir kısmını okudum, uzun uzun cevap yazıp çok konuda rahat rahat görülebilir cehaletinizi yanıtsız bırakmak istemezdim.
Türban konusunu ister gazi açsın ister bir başkası, Çanakkale zaferi ile türbanı bir arada konuşan kişi hakkında diyecek çok şey var ama ben susmayı tercih ediyorum.
Ufak bir not, türban Fehmi Koru ve Fethullah Gülen ekibinin 25 yıl önce başımıza sardığı bir beladır, baş örtüsü sorununu da aynı zihniyet ortaya çıkarmıştır.Bu sözünü ettiğim türban mucitlerini bugün türban defilelerinde görüp alkışlayabilirsiniz, benim ailemde de başını örten var.
Ayrıca benimle tartışırken çanakkale gazisini malzeme olarak kullanmanızı hiç yadırgamadım, alıştım çünkü!
Ben Savaşın Sebep ve Getirilerinin Manevi olduğunu söylerken Maddi Olarak çıkar ilişkileri olduğunu izah etmiştim. Yazdıklarıma sanki hep tek taraflı bakıyormuşum gibi geliyor yahutda kazayla atlıyorsun.
Allah demekten elbette ötededir..
Hunter Her mevzuyu bana niye açarak anlattırmak durumunda vırakıyorsun. Bilirsinki Anlatırım Kaldıki Allah demek çok zor bir kelimedir o sadece bir kelime söz değildir ki bu ayrı bir konu.
Gazi dede zamanı ve durumu iyi biliyormuş Allah diyenler Refah zamanında da zorluk sıkıntı mağlubiyet zamanında bunu söylemişlerdir. Onlar biliyorlardıki bu kadarcık prüz olmasa mücadelenin tadı çıkmazdı ve yine biliyorlardıki Allah deyip yan gelip yatıp önüne hazır bir zafer gelecek değildi, 8 Ay boyunca bu mücadele sürdü , 8 Ay'da ilk muhabere'nin ardından bu bir işe yaramıyormuş deyip rahmandan yüz çevrildimi hayır. Böyle bir savaşa giren milletin Ağızdan Allah kelamı çıkıp gönülden Onun razı olduğu şekilde ve düşüncede yaşamayanın ve bunları yaşatmak için mücdele etmeyenin yanında Allah'ın olmasını beklemek yanlış olurdu. Ben bu ruh hali ve bağlamada bir savaş oldu diyorum sen bana siyaset yapılıyor diyorsun Kime neyin siyasetini yapacaz kardeşim... Sözleri eğip bükmek için yapılan bu yaklaşımının kendisi esasen siyasetdir.
@hürriyet
Beni cahil görmek sizin takdiriniz ancak ben sizin engin fikirlerinizin hangi bağlamda bizi cahil gösterdiğini ve neden yanlış yazdığımızı görmek isterdimki İlminiz Müsade buyurmadı sanırım, Aynaların akislerine göre sizde buradan aynı durumda gözüküyorsunuz.Bir kere karşındaki anlayıp cevap vermeni beklerdimki Sen Hunter dan daha'da siyasetçi çıktın Ben sana türban yahut tek bir konudan bahsetmediğim halde birde üstüne bunu açıkladığım ahlde üstüme yamalayıp sadece o mesele ile ilişki kurduğumu düşenere yahutda bilerek cevap yazıyorsunuz. Öncelikle Senin için yazılan yazıyı sindire sindire bir oku ondan sonra kalemi al eline.
Bana bir daha sordun türban meselesi nasıl çıkmış diye ki kesker alaka konuyla ilgili olamdığı halde ben sana kaba taslak bir şekilde nasıl geliştiğini açıkladım sende zaten şimdi aynı tezi doğrulayan bir Söz yazdın. Ancak başötürsü meselesinin doğuşu bunlara sebep olan fetoş'muş , fehmi yazarmış vs . bunlardan banane konuyu neden bu yöne çekip beni soruguluyorsun sana sorulana cevap vermen daha doğru olur. Ve Bana bir sınıfın (cemaatin) elemanıymış gibi yaklaşma boşuna..
Kolay Gelsin.
hürriyet
19/03/2006, 17:45
Çanakkale başlığının aldığı şu hal ve durumda emeği geçenlere tebriklerimi sunarım, türban ve Allah'ı yanyana kullanan cehalet incilerini de gözlerinden öpüyorum.
Ne de olsa biz, bizden olmayanı da hoş görürmüşüz!
Ben tartışmıyorum artık bu çirkinliğin içinde bulunmak utanç verici.
Yukarıdaki arkadaş provagandacı ve siyasetçi olduğunu önce HUNTER bildiyorum. Böyle bir durum söz konusu değildir Kendilerine gönderilen Gazinin Ropörtajını içersinden hazmedemediği fikirleri biz idda etmiş ve bunun üzerinden konuyu yönlendirmişcesine bizlere iftira ediliyor. Resmi olarak YALANCIDIR.
hürriyet
19/03/2006, 18:01
Tamam ben "provagandacı" ve yalancıyım istediğin gibi olsun, aynaya bakmayı beceremeyene zorla ayna tutacak değilim.
İftira atmak bu kadar basit değildir ayrıca, eğer bu sözünüzün arkasında durabilecekseniz kimlik bilgilerimi vereyim de dava edin, mahkemede anlatın sıkıntınızı, ben de bileyim ne iftirası atmışım!
@hürriyet
Kardeş sen ben kavgası niye yapıyoruz nesini dava edecez bu meselenin :) Ben benim gibi düşünmeni beklemiyordum lakin senin düşüncenin mesnetsizliğini bildiğimden ötürü senden bunun açıklamasını daha net görmek istedim ama herhangi bir şey çıkmadı.
Neyse bu noktayı pas geçiyorum ben yinede kalp kırmayı beceremem. Sana büyük puntalarla yalancı dedim doğru ancak sen işi bu yokuşa sürdün.
Gelelim Bana Özelde bildirdiğin meseleye ;
üstelik nasıl bir ruh hali içindeyseniz "ben türbandan bahsetmedim bile" diyebildiniz.
Ben konuyu bir türban konusuna çekmedim bu konuyu açmadım sana bahsettiğim değerleri tanımlamasına bir şahit olarakda gazinin sözlerini gönderdim sen ordan almak istediğin o türban cümlesini aldın ve bana konuyu türbana çektiğiniz için tebrik ederiz dedin bir kere bu söz çirkin bir şey.
Bunun yerine "alıntıda vermiş olduğunuz gaznin Türban ile ilgili düşüncelerine katılmıyorum" diyebilirdin.
Ama sen bunun ben söylemiş gibi bana hesap sordun. Bende sana bir kere daha burda açıkladığım şekilde ben konuyu bu eksene çekmedim diye yazdım ve nihayetinde soru bana geldiğinden ötürü ve cevaplamassak bundan cesaret alıp daha ileri gideceiğin belli iken ve yine gazi dede konuşamadığından ötürü kısaca mevuzuyu açıklamak istedim aynen şunları söyledik.
Başörtüsü konusunu da çanakkale zaferi ile ilişkilendirdiğiniz için ayrıca tebrik ederim
Burda Soruna Cevap Vermişiz !
Bunu ben değil mahremiyet ölçüsünün bir parçası olan türbanında içinde bulunduğu değerler üzerine savaştığını belirten Deden, Atan, Gazin Söylüyor, ve orda herhangi bir yorum değil Dedenin şahşi değil Biz ifadesiyle belirterek açıkladığı fikir ve amacları yazıyor.
Burdada benim bu meseleyi konu olarak getirmediğim tezkiplerini bildirmişiz !
Ve bunuda benim söylediğim şekilde üstüme yamadığınızdan ötürü ben sizi tebrik ederim.
Sen bu cevabı aldığın halde aşine bir şekilde halen efendim türban konusu ile bağdaştırmışız diye devam ediyorsun yok artık bu kadarı da fazla arkadaşım.
Eğerki bunun hesabını bana sorup türbanla ne ilgisi varmış diye benden cevap beklediğiniz sorunuza olan yanıtımıza binayen konuyu bu yöne çektiğimizi söylüyorsanız bu sorunuza karşı verilmiş olan benim cevabım dır. Bu cevap bizim düşüncemizdir, Kabul etmiyorsanız ben böyle düşünmüyorum der geçersin. Ama bu cevap ile bana konuyu bu yöne çektimizi söylüyorsan ki bu saçmalıktır bu soruyu soran sensin olduğuna göre konuyu o yöne çekende sen olmuş olursun.
Birde Sen hem bu postta yazdığımız yazıları yarım yalamak okuyacan
alico, yazdıklarının az bir kısmını okudum, uzun u...
Sonrada Kalkıp hakkımızda bilerek yahut bilmeyerek yanlış ithamlarda bulunacan. Lütfen !
hurriyet kardeş sen adın gibi hürsün eyvallah ancak bizleri olmadık sözlerin ile esaret altında vırakmak sana yakışmaz
Takdir Ceviz.Net'in
Hz.Muhammed, Mahramiyet ve "türbanımız" kelimesini yanyana kullandınız, yaptığınız hatayı görmek yerine "ben fethullahçı değilim" diye savunma yapabildiniz,
Birincisi bir hata yapmış değiliz yanlış ifade bir eksikli var ve sizde zaten yanlış anlamak için mazaret ararken malzeme bulmuşunuz kendinize Böyle bir durumun olmadığından kesker alaka bir şekilde bağladığınız Fetoşcu değil mazaretiniz geçerisizdir.
Arkadaşın takıldığı söz şu imiş;
Neden bilmiyorum, her önemli bir tarihi zaferin yıl dönümünde kendini topluma ders vermek üzere görevlendirmiş kişiler çıkıyor ortaya, ben bundan rahatsızım işte!
Arkadaşın Bu anlayamadığı meseleye biz uzun bir cevap vermiştik ilk satırlarda yer alan şu sözleri tıkanmış . Yalnız Yeni okuyanlar burdan bir anlam çıkarmasın konuşmanın gerisine baksınlar ben hep savunma yazamam :)
Sen kimsinki biz din ,dil arz namus, Allah peygamber mahremiyeti belirten türbanımız için...
1. Peygamber mahremiyeti kelimelerinin arasına " , " koymayı . unutmuşuz.
Koyarsak Cümle şu hali alır ;
Sen kimsinki biz din ,dil ,arz, namus, Allah, peygamber, "mahremiyeti belirten türbanımız için" ...
Evet tırnaklar özel olarak şu anda düşünülüp konmadı dikkat ederseniz orjinal yazıda da " dil arz namuz " arasında da unutulmuş
Şimdi gelelim ifade edilmek istenen cümleye bir kere cümle Peygamberden artık ayrıldı hürriyet'in Peygamber mahremiyeti cümlesi iddası düşer gerçi kullanılsa ne olur oda ayrı soru sonra gelecez :)
"mahremiyeti belirten türbanımız"
Evet şimdi hurriyet bu sözden yola çıkarakmı bizlere sen konuyu türbana soktun diyebilir elbeteki diyemez Çünkü yukardada belirttiğimiz gibi türban konusunu açan kendisi soran kendisi yargılayan kendisidir.
Bize soruduğu soruya yönelik mahremiyetin bizim açımızdan ölçülerinden birinde de türbanla alakası olduğunu söyledik burda bunu kabullenip kabullenmemek ona kalmış. Biz sonraki yazışmalarında kendilerinin eksik okuduğunu bildiğimizden ötürü mahramiyet diyerek geneli kastetmenin yanısıra artı olarak "mahramiyeti belirten türbanımız" ifadesini kullanmışız.ki bir daha türbanla ne alakası var diye sormasın diye. . Konun kendi eliyle bu noktaya getiren biri olarak bunda garipsenecek bir şey yok.
Bu arkadaş ya bizi yanlış anladı yahutda gerçekten kendisinden korkup söyleşmemek gerek.
Ayrıca kendileri dikkat çekici bir uslüple hata yaptığımızı söylüyor !
( Hz.Muhammed, Mahramiyet ve "türbanımız" nasıl yanyana kullandınız )
Nasıl Kullandınız yerine acaba kaza ile ne anladığını yazsaydı daha makbül olur ben bu üç kelimeye uzun uzun baktım kötü bir anlam çıkaramadım. Hz Muhammet ve Mahremiyet kelimesine bakan biri olarak Hz Peygamberin Mahremiyet ölçüsündeki hukuku öğütleri ve akabinde kendi yaşayıcı ile mevzular aklıma geliyor bunların içinde türbanda var ve bunların birbirleri ile benim imlamdan dolayı anlamı bozularak yan yana gelmesinin çok kötü bir anmala işaret ettiğinin farkına varamadım. benim burda anlatmak istediklerin yularda açıkladığım gibidir.
İyi Akşamlar.
Çanakkale başlığının aldığı şu hal ve durumda emeği geçenlere tebriklerimi sunarım, türban ve Allah'ı yanyana kullanan cehalet incilerini de gözlerinden öpüyorum.
Ne de olsa biz, bizden olmayanı da hoş görürmüşüz!
Ben tartışmıyorum artık bu çirkinliğin içinde bulunmak utanç verici.
@Hürriyet, sizin buraya uyelik amacınız sanırım provakasyon olmalı.
Sizin yazdıklarınızı tasvip etmiyorum ve nedense kışkırtıcı mı yada ardniyetli mi desem işte öyle bir şekilde görüyorum. Hayatınız da türban gibi sorunlar yaşayan kaç kadın var bilmiyorum. yada sizin için tehlike ibraz eden fetullah gulen de okuyan arkadaşınız var mı bilmiyorum. ama şunu açıkca goruyorum ki cehaletinizi burada yazılarla ortaya sergilemeye çalışıyorsunuz.
ve ben burada alico nun bu şahsiyeti muhatap almasını da kınıyorum.
@mehmet
Yaptık bir hata kusura bakama kardeş, bu noktadan sonra artık sövse sözleşmem.
@alico
Mesele bızım allah deyıp dememız degıl.. Sen ıstedıgın kadar ıyı nıyetlı ol bıng-bang konusunda da goruldugu gıbı bızım asıl sorunumuz nasıl dusundugumuzle ılgılı..
Demek ıstedıgım.. Batılı adam 17. yuzyılda dusuncesınde bı devrım gerceklestırerek aklı ınancının onune getırdı.. Onların ıcın yenı cagın tanrısı akıl.. Herseyı akılla olcmeye basladılar.. ve bugun bu kadar guclu olmalarının sebebı de bu..
Bızse naptık.. Devrımın yalnızca sekıl sartlarını yerıne getırdık (herzaman yaptıgımız gıbı).. Yanı onlar gıbı gıyındık, onlar gıbı konustuk hatta onlar gıbı yazdık.. Ama zıhınlerımızde degısen hıc bısey olmadı..
Sımdı geldıgımız noktada ne oldugumuz gıbı gorunebılıyoruz ne gorundugumuz gıbı olabılıyoruz.. Ancak ıkı secenegımız var.. Ya basladıgımız ısı tamamlarız yada bu sacmalıga bı son verır ve aslımıza donerız.. Ancak ben ıkıncısı oldugunda bıze yasama sansı tanıyacaklarını sanmıyorum.. (Bkz. ortadogu)
Dolayısıyla aklı egemen kılmaktan baska caremız yok.. Yanı sunu demeye getırıyorum.. Bızım aslında allahtan uzaklasmamız gerekıyor..
Kögüdey Meygen
19/03/2006, 23:32
Dolayısıyla aklı egemen kılmaktan baska caremız yok.. Yanı sunu demeye getırıyorum.. Bızım aslında allahtan uzaklasmamız gerekıyor..
Aklı egemen kılmak için Allah'tan uzaklaşmak gerekmiyor,
ortalıktaki hurafeleri,yanlış inanışları kaldıralım yeter.
Ordakı allahı tırnak ıcıne almam gerekırdı.. Ben "allahın hıkmetı" derken dusundugumuz allahı kastettım..
@alico
Dolayısıyla aklı egemen kılmaktan baska caremız yok.. Yanı sunu demeye getırıyorum.. Bızım aslında allahtan uzaklasmamız gerekıyor..
Allah'tan uzaklaşmak derken neyi anlatmaya çalıştın pek anlamadım orasını
aklı egemen kılmak Allah'a yakınlaştırır bence insanı
O her şeyi akılla tartan dediğimiz toplumların halini görüyoruz crash filmini izleme fırsatın olursa izlmeni tavsiye ederim eğtuğrul ne kadar da çıkmaza düşmüşler
osmanlı imparotorluğuna baktığımızda hangi toplumun daha akıllı olduğunu daha iyi anlarız o kadar farklı millleti senelerce huzurlu bir şekilde bir arada tutmayı başarmış bir devlet Az kaldı çökecekler yakında
ilimde bizde onlardan daha ileriydik fatih zamanında ne zamanki Allah'tan uzaklaştık ilimde de onlardan geri kaldık ilimde ilerleme Allah'yakın olmayla doğru orantılı olduğunu düşünüyorum ben
Aydınlanma cagına bı goz atarsan allahtan uzaklasmanın, daha dogrusu aklı egemen kılmanın ne demek oldugunu sanırım daha ıyı anlayacaksın.. Sımdı ben anlatmayım.. Zaten becerememde..
Ama baslangıc ıcın Descartes okuyabılırsın.. Kendısı aynı zamanda koyu bır hırıstıyandı.. Yanı bu soyledıgımın atesıt olmakla falan bı ılgısı yok..
Mingitau
20/03/2006, 04:32
Allah'tan uzaklaşmak derken neyi anlatmaya çalıştın pek anlamadım orasını
aklı egemen kılmak Allah'a yakınlaştırır bence insanı
O her şeyi akılla tartan dediğimiz toplumların halini görüyoruz crash filmini izleme fırsatın olursa izlmeni tavsiye ederim eğtuğrul ne kadar da çıkmaza düşmüşler
osmanlı imparotorluğuna baktığımızda hangi toplumun daha akıllı olduğunu daha iyi anlarız o kadar farklı millleti senelerce huzurlu bir şekilde bir arada tutmayı başarmış bir devlet Az kaldı çökecekler yakında
ilimde bizde onlardan daha ileriydik fatih zamanında ne zamanki Allah'tan uzaklaştık ilimde de onlardan geri kaldık ilimde ilerleme Allah'yakın olmayla doğru orantılı olduğunu düşünüyorum ben
Allah'tan uzaklaştıkta ilimde gerikaldık demek ilim bizi Allah' a götürür önermesini tersler. Bence biz şöyle bir önerme getirsek daha iyi olacaktır.
Biz eleştirrme geleneğimizi terkettiğimiz için, ki bu Fatih' in torunu Yavuz Zamanında ilerleyişe geçmiştir, bilimdee uzak kaldık; haliyle bilimden uzaklaşıp, birilerininrivayetleri üzerine yoğunlaştığımızdan Allah'tan da uzaklaştık. Gelelim önermemizin başına Eleştirmek için bilgi sahibi olmak ve değerlendirme yapabilmek gereklidir. Bunuda ancak akıl ile ya da başkalarının size verdiği ölçütler(Mesela yazdığım script loglara bakıp gelen aynı istek son 20 de aynı ipden 15 ve daha ustu sayıdaysa o ipyi geçici olarak blokluyor) ile yapabilirsiniz.
Kısaca benim kanaatimce bu dize şöyle olmalı : (Akıl)Eleştirme --> Bilim --> Yaradılışın Sırları
Aydınlanma cagına bı goz atarsan allahtan uzaklasmanın, daha dogrusu aklı egemen kılmanın ne demek oldugunu sanırım daha ıyı anlayacaksın.. Sımdı ben anlatmayım.. Zaten becerememde..
Ama baslangıc ıcın Descartes okuyabılırsın.. Kendısı aynı zamanda koyu bır hırıstıyandı.. Yanı bu soyledıgımın atesıt olmakla falan bı ılgısı yok..
fikirlerini yargılamaktan çok
Sana karşı hüznü zanımda bir bozulma olmasın diye açıklama istemiştim yanlış anlama "eğtuğrul".
Allah'tan uzaklaşan insanlar tembelleşir.Ne bilim maneviyatım iyi olduğu zamanlar okuldaki derslerimde daha başarılı oluyorum ve Bu hayata daha hırsla sarılıyorum.
Sadece düşünceyle sınırlamamak lazım Bilim de ileri olmanın Bana göre bu işin birazda parayla alakası var.kaçtane üniversitede yeterince bilgisayar var .Yüksek lisans yapan ilim öğrenmeye meraklı gençlerimizin bir çoğu yurt dışına gidiyor araştırma geliştirme için türkiyede uygun şartlar sağlanmış değil.
"bir türk genci yılın adını bilmiyorum bilim ödülünü aldı yaptığı proteinlerin ribozamlar taşınmasıyla ilgili araştırmasında"
eğitim sistemi çökmüş bir vaziyette.doktor olmak için ileri düzel ingilizce gerekiyor bu yüzden kolejli olmayan zeki genclerimizi kaybediyoruz.bildiğim halde buraya yazmaktan çekindiğim bir sürü şey var
anlatacak çok şey var.
cemaliozan
20/03/2006, 09:44
Demeyım dıyodum ama hadı dıyım.. Eger o ropartajda yazılanlar o dedenın agzından cıktıysa bende kralıce elızabetım..
Üstad bende kral arthur memnun oldum... :)))))))
Mingitau
20/03/2006, 12:44
Allah'tan uzaklaşan insanlar tembelleşir.Ne bilim maneviyatım iyi olduğu zamanlar okuldaki derslerimde daha başarılı oluyorum ve Bu hayata daha hırsla sarılıyorum.
Sadece düşünceyle sınırlamamak lazım Bilim de ileri olmanın Bana göre bu işin birazda parayla alakası var.kaçtane üniversitede yeterince bilgisayar var .Yüksek lisans yapan ilim öğrenmeye meraklı gençlerimizin bir çoğu yurt dışına gidiyor araştırma geliştirme için türkiyede uygun şartlar sağlanmış değil.
"bir türk genci yılın adını bilmiyorum bilim ödülünü aldı yaptığı proteinlerin ribozamlar taşınmasıyla ilgili araştırmasında"
eğitim sistemi çökmüş bir vaziyette.doktor olmak için ileri düzel ingilizce gerekiyor bu yüzden kolejli olmayan zeki genclerimizi kaybediyoruz.bildiğim halde buraya yazmaktan çekindiğim bir sürü şey var
anlatacak çok şey var.
1. Psikolojik Etki
1.1 Psikolojik etkiler genel illaki uymaz.
1.2 Bir Arkadaşımda ÖSS'ye gitmden önce bir ufak içmiş ve Boğaziçini kazanmıştı.
2. Üniversitelerde sayıca fazla bilgisayar olması bir işe yaramaz.
2.1 Üniversitelerde bilgsayarların düzgün kullanılması işe yarar. Ortamın tam merkezindeyim, Hem öğrenci he asistan...
2.2 Her araştırma için bilgisayar gerekmez.
3. Yurtdışı yada yurtiçi öğrenim bir tercih meselesidir.
3.1 Daha iyi öğretim göreceli kavramdır.
3.3 Her hafta 3 günlüğüne derse girmek için Leningrad' dan Türkiye'ye gelen insanlar biliyorum.
4. İngilizce CommonWealth tanımına girmiş durumda, eskiden Latince ve Fransızca böyle imiş. Bunun garipsenecek bir durumu yok.
4.1 Ama bende rahatsızım İngilizce öğretimden.
* con_simit' e
<1.hakketten böyle yazmak super oluyomuş
<1.1 Tebrik ederim
<1.1.1 Teşekkür ederim
<1.1.1.1 selam saygı vs vs...
<1.1.1.1.1 ...
consimit:
>1. Bekle sen geliyom oraya
--Mingitau kaçar.
1. Psikolojik Etki
1.1 Psikolojik etkiler genel illaki uymaz.
1.2 Bir Arkadaşımda ÖSS'ye gitmden önce bir ufak içmiş ve Boğaziçini kazanmıştı.
derslerimde daha! başarılı oluyorum demiştim.en başarılı oluyorum demedim.ilim hırs özgüven+hiç huzur+zeka daha bir sürü kavramla alakalı.
osmanlının savaşlarını sadece bilimle ve askeri güçle kazandığını söylemek biraz yanlış olur arkalarında dua ordusuda vardı.denge unsuru çok önemli
Fatih sultan Mehmet hanında söylediği gibi Kılıcında hakkını vermek lazım.Ondan sonra da dua geliyor.Bedir savaşında inen melekler çanakkale savaşında görülen yeşil sarıklı zatlar bunlar hep ilahi yardımdır..
3,000 kişilik müslüman ordusuyla 120.000 kişilik bizans ordusunun karşılaştığı mute harbi var..
30.000 kişilik müslüman ordusuyla 10.000 kişilik düşman ordusuna kaybedilen savaşlar var bunların sebeblerini iyi araştırmak lazım
2. Üniversitelerde sayıca fazla bilgisayar olması bir işe yaramaz.
2.1 Üniversitelerde bilgsayarların düzgün kullanılması işe yarar. Ortamın tam merkezindeyim, Hem öğrenci he asistan...
Üniversitelerin yeterince sayıda bilgisayar bulunan labaratuarları sağlaması üstüne düşen bir görevdir..çok iyi biliyorum fortan programını görüyorduk bilgisayarda hiç bir uygulama yapma imkanım yoktu 15 tane bilgisayar
80 kişilik sınıf düşünün ve ben bu dersi bilgisayarda fortan programını açmadan geçtim..
2.2 Her araştırma için bilgisayar gerekmez.
doğru söylüyosun peki oran nedir % sözel bölümlerle fen bilimleri ve mühendislikte okuyanların bir oranını yapsak!. bilimde geri kalmışlığımızın üzerine yoğunlaştığımızıda düşünürsek
3. Yurtdışı yada yurtiçi öğrenim bir tercih meselesidir.
tercihler nasıl gelişir-->ihtiyaçlara göre şekillenirdeğilmi-->bu ihtiyaçlar zeki bir ve bilime aç olan bir öğrenci için neler olabilir:en başta gördüğü eğitimin kalitesi
:ideallerinin bu ortamda gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceği umudu:
3.1 Daha iyi öğretim göreceli kavramdır.
3.3 Her hafta 3 günlüğüne derse girmek için Leningrad' dan Türkiye'ye gelen
insanlar biliyorum.
türkiyedeki hiç bir üniversitenin ilk 500 de olmadığını düşünürsek daha güzel bir karşılaştırma yaparız.yale, oxford ,harward üniversitelerin türkiyeye okumak için gelenleri hiç göremedim malesef
4. İngilizce CommonWealth tanımına girmiş durumda, eskiden Latince ve Fransızca böyle imiş. Bunun garipsenecek bir durumu yok.
4.1 Ama bende rahatsızım İngilizce öğretimden.
ilgilizce öğretimin den ziyade ben doçentlik sınavların yüksek lisans sınavlarında ingilizcenin ilk koşul olması !haksızlık değilmi kolejliler zengin aile çocukları bir adım öndeler! bunu anlatmaya çalışmıştım.bunun arkasında bir sürü oyunlar var bilen biliyor
cemaliozan
20/03/2006, 21:49
osmanlının savaşlarını sadece bilimle ve askeri güçle kazandığını söylemek biraz yanlış olur arkalarında dua ordusuda vardı.denge unsuru çok önemli
Fatih sultan Mehmet hanında söylediği gibi Kılıcında hakkını vermek lazım.Ondan sonra da dua geliyor.Bedir savaşında inen melekler çanakkale savaşında görülen yeşil sarıklı zatlar bunlar hep ilahi yardımdır...
Herhangi bir art niyetle tartışma yaratmak için yazmıyorum. Sadece merak ediyorum. Irak gibi bir memleket, büyük bir nüfus, bu nüfusun içinde büyük bir müslüman çoğunluk ve bu çoğunluğun yaşadığı ızdırap, sıkıntı. Bu yeşil sarıklı muhteremler sizce buradada ortaya çıktılar mı? çıktılarsa neden haberimiz olmadı.
Hz. Ali, Hz. Abdül kadir Geylani gibi mübarek zatlar ıraklıları kaderleriyle başbaşamı bıraktılar. Yoksa takdir rabbin katından mıydı ?
Sünnetinde (sisteminde) değişiklik olmayan rabbin, bahsettiğin savaşlarda ihtiyaca binaen gerekli görüp, düzeninde, yasalarında değişiklik yapıp savaşmaya ahirete göçmüş insanları mı göndermiş, yada gözle görülmeyen ve temel manada kuvve, kuvvet anlamına gelen ışınsal yapılı melaikeyi mi savaştırmıştır.
Düşünmek gerek, hemde çok...
Mingitau
20/03/2006, 21:59
Ben savaşların iyi taktikler kullanılarak kazanıldığına inanırım.Mesela Mustafa Kemal'in süngü taktırma emrini vermesi akıllıca bir taktiktir. Ayrıcada Rus Ruleti teklif etmektir. Zira İngiliz Askerleri o birliği düşünülendne daha kısa sürede imha edebilmiş olsaydı. Arkadan gelen kuvvetler o bölgede hiç birşey yapamayacaklardı. Ancak İngiliz Askerleri geri çekilmek durumunda kaldılar ve Türkler lehine bir psikolojik harekat yaşandı İngiliz askerleri arasında. Zira kimse kendine yediremiyordu süngü takmış cephanesi olmayan askerlere karşı geri çekilmek durumunda kaldıklarını....
Birde ben sadece Türklerin anatımlarınna astladım bu yeşil sarıklı insanlara anlatılana göre Türk ordusunun kıyafetinden farklı bir kıyafeti var bu kişilerin. Ama hiç bir yabancı hatıratında belirtmemiş bu kişileri ya da şeyleri. Aynı şekilde Bedr savaşında görüldüğü söylenen şeylerinde uydurma olduğunu düşünüyorum. Evet söylenceler güzeldir hiç bir dayanağımız olmadığı zaman kendimizi kuvvetli hissetmemizi sağlar ama bunların gerçekliğine iman derecesinde bağlannmak insan için doğru değildir.
İlk gençlik yıllarımda bir arkadaş dinen uygun olayan biir hakdeyken girdiği sınavlardan daha iyi not aldığını iddia etmişti. "Şeytan onunla uğrşmıyormuş o ara" gibi bir önermesi vardı ancak deneme için girdiğimiz sınavdan sonra yaptığının şaklabanlık olduğunu farketmişti.
Gelelim tekrar Çanakkale Savaşına karşı Cephede de fetih ayetlerinin okunduğunu atlamayalım. İtilaf Kuvvetlerininde içinde olduka fazla Müslüman askerler vardı. Ayrıca gözden kaçırdığımız birrnoktada, Türk ordusunun yakaşık 12 yıldır savaşlar içinde olmasıdır. Mesela kendi ailemden bildiğim örnek, büyük dedem Balkan Harbi ile askere alınmış, 1. ve 2. Balkan Harplerini görmüş, sonrasında Çanakkale, Irak ve Kanal ve Kurtuluş Savaşına katılmış. Karşıda bulunan askerler ise çoğunluğu maceraperestlerden oluşan savaş deneyimi olmayan kişiler. Yörük Ali Efe'nin Aydının ilk kurtuluşundaki deyimiyle, silah sesi duyunca eli ayağı kalp olan ve donan kalan insanlar. Kısaca ordumuzun deneyimli olmasını hesap dışı bırakmak ve manevi güçlerden medet ummak saçmadır. Ayrıca bu Manevi güçlerin 60 milyon kilometrekare topraktan 1 milyon civarı kalana kadar nerde gezdiklerini düşünmekde gereklidir. Özellikle Girit Aasında komşuları tarafıından imha edilen müslümanlar için neden bir şey yapmadılar sorusunu sormak gerekli...
Gelelim okullar konusuna Türkiyede gayet iyi okullar var, bu okullarda illaki bilgisayar olmasınada gerek yok, Bilgisayar bilimleri bölümünde eksik olmasın yeterli. Mesela ben hiç bir bilgisayarın seramik pişirmesinde aralıklı soğutma banyosunun sonuçlarını araştırdığını görmedim. Bilim dediğiniz bilgisayardan öööede hayatın içinde durmaktadır. Araştırılmış şeyi bir daha canlandırmakla hiç kimse birşey kazanmaz. Mesela yakında en sistemi çözümlenmiş konularda eğitim yapan kurum çalışanlarına dağıtılan "Öğretmen Laptoplarının" etkisini göreceğiz.
Daldan dala atladık gene... :(
Hamiş : Leningradda okullar dünyada her zaman referans listelerinin başında gelirler. Ayrıca Dünyaki neredeyse tek alternatif enerji merkezi Türkiye' dedir. Birçok örnek verilebilir bunlara...
Herhangi bir art niyetle tartışma yaratmak için yazmıyorum. Sadece merak ediyorum. Irak gibi bir memleket, büyük bir nüfus, bu nüfusun içinde büyük bir müslüman çoğunluk ve bu çoğunluğun yaşadığı ızdırap, sıkıntı. Bu yeşil sarıklı muhteremler sizce buradada ortaya çıktılar mı? çıktılarsa neden haberimiz olmadı.
bunların cevabı yukarıda yazdığım yazıda vardı aslında
denge unsuru dedim Fatih sultan mehmet han hazretlerinin kılıcında hakkını vermek lazım sözünü söyledim 30.000 kişilik ordumuzla yenildiğimiz savaşlar var dedim.Mohaç harbi 30.000 kişilik macar ordusu sanırım 3.saat miydi tam hatırlayamıyorum imha edildi ve osmanlının verdiği kayıp 1.000 kişi ama Kanuni o savaşa 2 yıl hazırlanmış taktiksel ve askeri güç olarak o savaş tada dua ordusu vardı AMA KILICIN HAKKIDA VERİLMİŞTİ
cemaliozan
20/03/2006, 23:07
o savaş tada dua ordusu vardı AMA KILICIN HAKKIDA VERİLMİŞTİ
İşte bende bundan bahsediyorum. Yani en son işimiz düşene kadar duadan bi haber oluyoruz. Duanın gücü bügün bilimsel manadada ispatlanmıştır. Bırakın islamiyeti, budistlerin bile bugün kendilerine özgü dualarıyla olayların akışı üzerinde denetim sağladıkları bilinmektedir.
Buna bazılarımız güdüleme, telkin bazılarımız dua, bazılarımız düşüncenin gücü der. Ama ne isim verirsek verelim sonuç değişmez. Dua ve duanın faydaları konusunda konuşmak ayan beyan ortada olan bir şeyi tartışmaktır. Ortada olan şudur ki, kendin için her ne düşünüyorsan osun. Her neyi kuvvetlice istersen sana o verilir, ve her neye inanıyorsan karşına o çıkar. Ama gökten yeşil sarıklı birilerinin gelip savaşa müdahil olduğunu düşünmek bu durumu abartmaktır. Yada meleklerin insanlar arasındaki bir savaşa karıştıklarını. Belki karışıyorlardır. Ama melek sıfatlarıyla değil, yakıcı gaz etkileriyle. Radyasyon etkileriyle. Dediğim gibi bu konuları inceden inceye araştırmak gerekiyor. Körü körüne taklidi imanla bu dünyadan göçüp gitmek doğru değil. Geçmişten gelen, bize öğretilenlere saplanıp kalmayalım. Taklit değil tahkik ehli olalım. Hoş geçmişten beri tahkik ehli olan ve en-El Hak diyenlere bir başka gözle bakılmış olsada yinede ufkumuzu geniş tutalım. Mutlaka işimize yarayacağı bir zaman gelecektir.
Ama gökten yeşil sarıklı birilerinin gelip savaşa müdahil olduğunu düşünmek bu durumu abartmaktır. Yada meleklerin insanlar arasındaki bir savaşa karıştıklarını. Belki karışıyorlardır. Ama melek sıfatlarıyla değil, yakıcı gaz etkileriyle. Radyasyon etkileriyle. Dediğim gibi bu konuları inceden inceye araştırmak gerekiyor. .Kur'anı Kerimde bedir savaşında ilahi yardımın geldiği yazmakta.Hatta Peygamber efendimiz Önünde savaşan Musab görünümlü meleğe ya Musab diyor Melekte ben Musab değilim Musab daha sabahtan vefat etti diyor..
cemaliozan
20/03/2006, 23:34
Kur'anı Kerimde bedir savaşında ilahi yardımın geldiği yazmakta.
Ben tefsirci yada din alimi değilim. Ama zaten ilahi bir düzenin içinde, her an ilahi yardımla soluk alıp vermiyor musun ? Neden her şeye madde aleminden bakıp, mana alemini kaçırıyoruz ki?
Neden her şeye madde aleminden bakıp, mana alemini kaçırıyoruz ki?
Çok haklısın "Mutluluğu maddiyatta değil maneviyatta aramalıyız.tolstoy.."
yaşamamızı sürdürmek için gelen ilahi yardımla Bedir savaşındaki birbirinin aynısı değil.Ona bakarsan elin ataistide nefes alıp veriyor.
konudan konuya atladık
.Başkalarının da vaktini çaldım topiğin başlığını aldanıp yazılarımı okuyanlardan özür diliyoruım
cemaliozan
21/03/2006, 00:00
Ona bakarsan elin ataistide nefes alıp veriyor.
William Shakespeare'in dediği gibi. "Olmak yada Olmamak" bütün mesele bu. O ateistte sana göre elin ateisti ama rabbininde senin gibi bir kulu.
Mecazlara takılıp kalmak isteyenler metrekareye 6000 mermi yazı dizisine devam edebilirler.
Biz, kıyâmete kadar yeniliğini ve orijinalliğini koruyup, o çağın insanına hitap edecek özellikler ihtiva eden Kutsal KİTABI; günümüzde, dünün tekrarıyla, dündekiler gibi anlayıp yorumluyorsak; vay hâlimize!.
William Shakespeare'in dediği gibi. "Olmak yada Olmamak" bütün mesele bu. O ateistte sana göre elin ateisti ama rabbininde senin gibi bir kulu.
Mecazlara takılıp kalmak isteyenler metrekareye 6000 mermi yazı dizisine devam edebilirler.
Şimdi sen meleklerin varlığına yada şeytanın varlığına da mecaz dersin:)
Neyse bunlar derin ve inanlar için kat'i meselelerdir. Tartışmak bile gereksiz
Mingitau
21/03/2006, 01:12
Kur'anı Kerimde bedir savaşında ilahi yardımın geldiği yazmakta.Hatta Peygamber efendimiz Önünde savaşan Musab görünümlü meleğe ya Musab diyor Melekte ben Musab değilim Musab daha sabahtan vefat etti diyor..
İşte gerçekliği belli olmayan bir rivayet daha.....
İşte gerçekliği belli olmayan bir rivayet daha.....
bunun yerine kaynak belirtirmisiniz lafı ne hoş olurdu
yargılamadan önce araştırma zahmetine katlansa idiniz bir sürü kaynak bulurdunuz ve size faydası olurdu ve bende sizi üzmek zorunda kalmazdım onun içindir ki bu gafınızı es geçiyorum
Uhud Savaşı öncesinden bahseden şu ayetlerde meleklerin yardımına işaret edilir:
"Sizler zayıf bir durumda, iken Allah Bedir'de size yardım etti (zafer verdi) ... O vakit mü'minlere şöyle diyordun: "Rabbinizin üç bin melek indirmekle size yardımda bulunması size yetmez mi ? Evet (yeter). Eğer siz sabreder ve korunursanız, onlar da birden üzerinize gelecek olurlarsa, Rabbiniz size beş bin nişan sahibi melekle imdat edecektir" (Al-i İmran Sûresi, 123-125)
Bedir'de görevli meleklerin, savaştaki fonksiyonları ile ilgili olarak şu bildirilir
"Rabbin meleklere şöyle vahyediyordu: Ben sizinleyim. Artık, iman edenlere sebat verin. İnkar edenlerin kalplerine korku bırakacağım. Artık, onların boyunları üstüne vurun, parmaklarına vurun" (Enfal Sûresi, 12).
Hz. Mus'ab şehid olarak yerde yatarken, günün sonlarına doğru, Hz. Peygamber (s.a.s) Mus'ab'ı elinde sancakla gördü ve "İleriye git ey Mus'ab!" diye emretti. Fakat o kişi geri dönerek "Ben Mus'ab değilim" deyince Hz. Peygamber onun Mus'ab kılığında savaşan Allah'ın meleklerinden biri olduğunu anladı (İbn Sa'd, a.g.e., II, 121).
http://www.menzil.net/shayat/ burada Musab bin umeyr ve diğer Sahabeler hakkında daha geniş bilgi bulabilirsiniz
cemaliozan
21/03/2006, 05:53
Alıntı yapıp Yazmayacaktım ama görüyorum ki bazı kardeşlerimiz hala mecazlarla gerçekler arasında gidip geliyorlar.
ANLAYIŞ MERTEBELERİ
“ Rabb’iniz Allah hakkındaki şu anlayışınız yok mu? İşte sizi o perişan etti. Bu yüzden hüsrâna düşenlerden oldunuz. Fussilet 41/22”
Kimdir o Allah hakkındaki anlayışı yüzünden perişan olanlar?
İnananlara sorarsanız, görmediğine inanmayan biz materyalistlerizdir.
İyi de bu büyük bir haksızlık değil mi? Normalde görmedikleri hiçbir şeye kendileri de inanmadıkları halde, söz konusu Allah olunca nasıl inanıyorlar? Hadi inanıyorlar, nasıl oluyor da bu gariplikten dolayı bir de anlayışlı ve cennetlik olmuş oluyorlar?
Hayır, bu hiç normal değil. Bu anlayış meselesinde bazı yanlışlıklar var ve tartışacağız. Nereden başlayalım? Örneğin, bin beş yüz yıldır cahil ve anlayışsız olmakla suçladığımız Mekke’nin cahilleri olabilir mi?
***
Ebu Hüreyre’nin Peygamberden işittiği bir söz var,
“ Amr, Huzaa kabilesinin büyük babasıdır ve ben Amr’ı Cehennemde bağırsaklarını sürükler bir halde gördüm. Çünkü o, develeri salma adak yapanların önderi idi.”
-1-
Peygamberin cehennemde sürünen bağırsaklarla ne anlatmak istediğini henüz bilmiyorum ama, söz ettiği Amr önceki putperest dönemin ileri gelenlerindendir ve tanıyabilmek için biraz gerilere gitmek gerekiyor.
Anlatan Peygamber yine bizzat kendisidir;
“ Haz. İbrahim, eşi Sara’nın kıskanıp istememesi üzerine Haceri ve oğlu İsmail’i Filistin’den alıp bugünkü Mekke şehrinin olduğu vadiye getirdi. O zamanlar ne Kabe vardı, ne de Mekke şehri. Onları biraz yiyecek ve biraz su ile şimdi Kabe’nin bulunduğu yerde büyük bir ağacın altına bıraktı. Ayrılırken Hacer sordu,
- Bizi burada bırakıp gitmen Allah’ın emri midir? İbrahim,
- Evet, dedi. Hacer,
- Öyle ise Allah bizi korur! dedi.
İbrahim gittikten bir süre sonra Hacerin yanındaki yiyecek ve su bitti. Hava çok sıcaktı ve çocuk ağlamaya başlamıştı. Hacer biraz su veya su isteyebileceği bir insan bulmak ümidiyle, çocuğu bırakıp biraz ilerdeki Safa tepesine çıktı. Etrafa bakındı, hiç kimse yoktu. Tepeden inip koşarak vadiyi geçti ve Merve tepesine geldi. Tekrar çevresine bakındı. Yine kimseleri göremedi. Bu telaşlı geliş gidiş yedi defa tekrar etti. Merve’ye yedinci çıkışında, oğlu İsmailin yanında topuğu ile toprağı kazan bir melek gördü. Melek toprağı atıp zemzem suyunu çıkardı. Hacer içti, çocuğunu emzirdi. Bu sıralarda Keda dağı üzerinden gelip yakınlarda konaklayan bir yolcu kafilesi, yakınlarda döne döne uçan kuşları görünce meraklanıp gözcü gönderdiler. Daha önceleri su bulunmadığını bildikleri bu yerde su bulunduğunu görünce, orada yerleşmek için Hacerden izin istediler. Hacerin istediği de esasen bu idi. İzin verdi. Böylece Cürhümiler Mekke civarına yerleştiler. İsmail büyürken, Cürhümilerden Arapça öğrendi ve gençlik çağına gelince onlardan bir kızla evlendi. Hacer 90 yaşında öldü ve Kabe yakınlarındaki Hicr’e defnedildi. İbrahim ise sık sık gelip kendilerini yokluyordu. Bir gelişinde oğluna,
- İsmail, Allah bana büyük bir iş emretti. Şu tepede bir ev inşa edeceğiz ve sen bana yardım edeceksin, dedi.
Baba oğul böylece Kabe’yi inşa ettiler. İsmail taş getirir, İbrahim’se örerdi. Binanın duvarları biraz yükselince, İbrahim Ebu Kubeys dağından getirdiği bir kara taşı, bir işaret olarak köşeye koydu ve üzerini örmeye devam etti. Yapı bitince,
- Ey Rabb’imiz! Emrin üzerine, yardımınla yaptığımız şu hayırlı işimizi bizden kabul buyur. Şüphesiz sen dualarımızı çok iyi duyar ve niyetlerimizi çok iyi bilirsin, diyerek dua ettiler.
İbrahim daha sonra, şimdi Makam-ı İbrahim olarak bilinen ve iskele olarak kullandığı taşın üzerine çıkıp dört bir yana doğru,
- Ey insanlar! Rabb’iniz bir ev inşa edilmesini ve o evi ziyaret etmenizi istedi. Rabb’inizin bu davetine uyunuz! diye bağırdı.
Sonra Cebrail İbrahim’e Haccın nasıl yapılacağını öğretti. Onlarda halka öğrettiler. Böylece dört bir yandan gelen insanlar Kabe’yi ziyarete başladılar. İbrahim daha sonra Şam tarafına döndü ve orada vefat etti.”
-2-
Son Peygamber buraya kadar anlatmıştır ama hikayenin devamı da var ve yazılı tarih anlatıyor;
“ İsmail yaşamı boyunca kutsal evin hizmetinde bulundu. 130 yaşında ölünce Hicr’e, anası Hacerin yanına defnedildi. Kabe’nin hizmeti bilinmeyen bir süre İsmail oğulları tarafından yerine getirildi. Sonra Cürhümilerden Mudad bin Amr’a geçti. Uzun bir süre de onların sorumluluğunda kaldı. Ancak Cürhümiler zamanla hizmeti aksatınca Kabe harap olmaya yüz tuttu. Ara sıra gelen şiddetli seller nedeniyle duvarları yıkıldı. Hâttâ öyle bir zaman oldu ki, halk Kabe’nin arsasını ziyaret eder oldu.
Sonra bir dönem, Hicazın kuzeyi ile bugünkü Filistin’in güneyi arasındaki Maab bölgesinde yerleşik Amalikalıların eline geçti. Putperest idiler. Kabe’yi ikinci kez inşa ettiler. Ancak maksatları ibadet değil hacıların sırtından para kazanmaktı. Zemzem suyunu hacılara para karşılığında satıyorlardı. Ve bir süre sonra çöküp gittiklerinde Kabe yine harabe halindeydi.
Cürhümilerden Haris bin Mudad-ı Esgar Kabe’yi üçüncü kez inşa ederken, hep boş duran kapı boşluklarına kilitli iki kapı koydu. Sonra Cürhümiler de Amalikalıların yaptığı gibi yapmaya başladılar. Yabancı ülkelerden ve zenginlerden gelen hediyelere el koymaya, hacılardan ziyaret karşılığı zorla para almaya başladılar.
Sonra, Bekir oğulları kabilesi ile Mekke’ye Yemenden gelip yerleşen Huzai kabilesi birleşip, Cürhümilere karşı savaş açtılar ve Mekke’den çıkardılar. Cürhümiler kaçarken Kabe’deki bazı değerli eşyaları zemzem kuyusuna atıp üstünü kumlarla kapattılar.
Bundan sonra Kabe’nin hizmeti, yine uzun bir süre Huzai kabilesinden Gubşan oğullarının elinde kaldı. Bunlardan Huleyl’in zamanında İsmail oğullarının Kureyş kabilesinden gelen Kusay, Huleyl’in kızı Hiba ile evlendi. Kusay, Son Peygamberin beşinci batında atasıdır. Kusay’ın bu evlilikten Abd’üd Dar, Abd-i Menaf, Abd’ül Uzza ve Abd adında dört oğlu oldu. Huleyl öldükten sonra da Kabe’nin hizmeti Kusaya geçti.
Kusay Kabe’yi dördüncü kez inşa ederken, o güne kadar hep açık duran üzerine bir de çatı yapıp örttü. Ayrıca o güne kadar Kabe’nin yakınlarından ağaç kesmeyen ve yakınlarına ev yapıp oturmayan halkını, Kabe’ye daha yakın oturmaya teşvik etti. Kendisi de Kabe’nin karşısında Dar’ül Nedve denen bir ev yaptı. Bu ev meclis binası gibiydi. Memleket işleri bu evden idare edilirdi. Kusay yaşlanınca bu görevlerin idaresini büyük oğlu Abd’üd Dar’a bıraktı. Abd’üd Dar’dan sonra bu görevlerin getirdiği bazı imtiyazlar sebebiyle Kureyş kabilesi arasında ihtilaflar başladı. Vefatından sonra bu görev ve imtiyazlar kardeş çocukları arasında pay edildi. Son Peygamberin büyükbabası Haşim’e, hacılara su dağıtılmasını organize etmek ve fakir hacılar için toplanan paralarla onların karnını doyurmak görevleri verildi.
Haşim zengindi. Biri kışın Yemene, diğeri yazın Suriye’ye olmak üzere yılda iki kervan çıkarırdı. Şama gittiği bir seferde Gazze’de öldü. Oğlu Şeybe o sıralarda küçüktü ve Medine’de Neccar oğulları olarak bilinen dayılarının yanında kalıyordu. Haşimin Kabe ile ilgili görevlerini küçük kardeşi Muttalib üstlendi ve Medine’deki yeğeni Şeybeyi alarak Mekke’ye getirdi. Şeybeyi tanımayanlar Muttalibin kölesi zannettiler. Bu nedenle küçük Şeybe, Muttalibin kölesi anlamına gelen Abd’ül Muttalib olarak çağırılır oldu. Amcası Muttalibin ölümünden sonra bu görevleri Abd’ül Muttalib devraldı. Cürhümilerin yıllar önce kaçarken kapattıkları zemzem kuyusunu bulup açtıran ve kuyuya saklanan altından iki geyik heykeli ile kılıç, zırh gibi birtakım değerli eşyayı bulup çıkaran odur. Hübel putunun karşısında çekilen kurada, heykeller Kabe’nin eşyalar onun oldu. Abd’ül Muttalibin on oğlu oldu. En küçüklerinin adı Abdullah’tı. Son Peygamber, işte bu Abdullah’ın oğludur. Abdullah, yirmi iki yaşında çok genç öldü. Oğlu Muhammedi göremedi. Altı yaşında iken annesi Amine’yi de kaybeden Son Peygamber, dokuz yaşına kadar büyükbabası Abd’ül Muttalibin yanında, onun ölümünden sonra da büyük amcası Ebu Talibin yanında büyüdü.
Töreler mirası büyüğe bıraktığı ve babası da çok genç öldüğü için, Son Peygamber ne dedesinin malından, ne de Kabe’deki görevlerin getirdiği ayrıcalıklardan hiç yararlanamadı.”
-3-
Bu bilgilerden sonra, Son Peygamberin cehennemde gördüğü Amr bin Luhay’ı ve Mekke’nin cehaletini biraz daha yakından tanıyabiliriz.
Hadisin ekinde şunlar anlatılıyor;
“ Yemen, Saba melikesi Belkıs’ın güzel ülkesi. Güneşe taparlarken kraliçeleri Belkıs’la birlikte Haz. Süleyman’ın dinine girdiler. Belkıs, Sebe olarak da bilinen büyük yerleşim merkezi Merib’de iki dağın arasına taş, kum ve zift ile büyük bir baraj yaptırdı. Yağmur suları ve çevredeki dereler bu barajı doldurdu. Bu suyla sulanan Sebe bahçeleri cennet bahçeleri gibi oldu. Bir zaman sonra Sebe’liler nankörlük etmeye başladılar. Süleyman’dan sonra gelen Peygamberlerden yüz çevirdiler. Fakat baraj bir gün yıkıldı ve sel suları Sebe bahçelerini mahvetti. Susuz kalan Sebe bahçeleri kurudu. Sebeliler boy boy etrafa göç etmeye başladılar. Cefne kabilesi Şama, Lahm oğulları Irak’a, Evs ile Hazrec kabileleri Medine’ye, Huzai kabilesi ise Mekke’ye yerleşti.
Huzaa, bir şeyden ayrılan parça demektir. Ebu Hüreyre’nin naklettiğine göre, Kabe’de Haz. İbrahim’in bildirdiği tevhit inancını ilk bozan ve putları ilk diken Huzailerden Amr bin Luhay oldu. Amr bir ara Şama gitmişti. Yolu üzerindeki Maab şehrinde Amalikalıların bazı putlara taptıklarını gördü. Bu putlardan kuraklık zamanlarında yağmur, savaş zamanlarında yardım isteniyordu. Onlardan aldığı Hübel isimli bir putu getirip Kabe’ye dikti ve halkı bu puta ibadet etmeye çağırdı. Daha sonra Lat putunu da getiren ve Saibe, Bahire, Vasi, Ham gibi isimlerle bilinen hurafe adakları icat eden odur. Ancak Huzaa oğulları çok iyi idareci idiler. Amr’ın her hac mevsiminde on bin deve kestiği, on binlerle elbise dağıttığı söylenir. Bu nedenle, kurdukları hurafelerle dolu yönetim biçimi üç yüz yılı aşkın bir süre devam etti.”
Peki, yönetim Huzailerden son Peygamberin atası Kusay’a, yani Kureyş kabilesine geçtikten sonra işler düzelmiş mi?
Hayır! İbrahim’in inşa ettiği Kabe hâlâ duruyordu ama inşa ettiği anlayış kaybolmuştu, bulunamıyordu. Kabe her yıkıldığında tekrar yapılabiliyordu ama, toplumların anlayışını yapılandırmak kolay değildi. Doğru bilgi, taş gibi kolay bulunan bir nesne değildi. Bu nedenle düzen eskisi gibi devam etti. Hâttâ biraz daha bozularak.
“ Kureyşliler Yemen kralı Ebrehe’nin Mekke’yi kuşatmasından biraz önce ya da biraz sonra, tarihte Hums diye bilinen yeni bir adet ortaya koydular. Hums, Arapça hamaset, yani kahramanlık kökünden bir kelimedir. Bunlar;
- Biz İbrahim evladıyız, Mekkeliyiz ve Kabe’nin sahibiyiz. Diğer Arap kabileleri bizim sahip olduğumuz şeref ve haysiyete sahip değillerdir. Bu nedenle biz sahip olduğumuz bu şerefin itibarını korumalıyız. İbadet ve ziyaret yerlerine halk ile birlikte yan yana omuz omuza gidip gelmek bizim kıymetimizi düşürüyor, diyorlardı. Böylece Kureyşliler Haz. İbrahim tarafından konulduğunu bildikleri halde Arafatta vakfe etmeyi tereddüt etmeden terk ettiler. Halk topluca Arafatta dururken, onlar Müzdelifeye gider orada dururlardı. Kinane oğulları, Amr oğulları, Sakif ve Huzailer de bu konuda onlara iştirak ettiler.
Daha sonra bununla da kalmayıp, Mekke dışından ziyarete gelen hacılara yeni kurallar getirmeye başladılar. Dışarıdan gelen her hacı, Kabe’yi ancak asilzadelere mahsus yeni ve güzel bir elbise ile ziyaret etmeliydi. Kim günlük elbisesi ile ziyaret ederse, artık o elbise günahla kirlenmiş sayılır, atılırdı. Artık kimse giyemezdi. Niyetleri belki sadece ibadete hürmeti arttırmaktı ancak sonuçları iyi olmadı. Halk fakirdi. Bu kuralın bir sonucu olarak, ziyaret için yeni ve güzel bir elbise bulamayanlar çıplak ziyarete mecbur edildiler.
Kendilerini ayrıcalıklı saydıkları için, hac günlerinde evlerine ve bahçelerine her zamanki gibi kapılarından girip çıktıkları halde, halktan kimselere günah ve haram sayarlardı. Zavallı halk hac günlerinde günaha girmek korkusu ile kendi evlerine bile kapıdan giremez, ya arka pencerelere koydukları bir merdivenden, ya da arka duvarda açtıkları bir delikten girerlerdi.”
-4-
Mekke’deki cahillerin anlayışsızlığından söz etmeye çalışıyordum, oysa dönüp baktım hep tarihten söz ediyorum. Neden?
Gözüme ilişen örnekler her toplumda görülen sıradan şeylerdendi ve onlardan söz etmek istemedim. Bugünkü din anlayışımız Mekke’nin cahillerinden daha da kötü bir haldeyken, eski Mekkelileri anlayışsız olmakla suçlamak haksızlık olmaz mıydı?
İsterseniz Mekke’yi geçip biraz da Medine’nin cahillerinden söz edelim. Bakalım anlayışları Mekke’nin cahillerinden daha mı yüksekmiş?
***
Müslümanlar mescitlerin ve evlerinin yanı sıra, yeryüzünde temiz olan her yerde namaz kılabilirlerdi. Bazen çölde bir kayalığın yanında, bazen de çalışırken tarlanın kenarındaki bir ağacın altında. Ve böyle, önünde duvar olmayan açık bir yerde namaz kılarken önlerine sütre denen bir engel, bir işaret koyarlardı. Namaz kılındığını anlatmak ve gelip geçenleri uzak tutmak üzere. Bu bazen bir kargı sapı olurdu, bazen de bindikleri bir hayvanın semeri. Bunu Peygamberden böyle görmüşlerdi. Ve eğer böyle bir engel olmazsa, bazı şeyler namazı bozabilirdi.
Mesela neler? Peygamberden sonra bu konuda Müslümanlar arasında ihtilaf doğmuştur. Ebu Zer’in bir hadisini esas alan kimilerine göre köpek, eşek ve kadın, kimilerine göre bunlara ek olarak domuz, Yahudi, Hıristiyan ve Mecusiler, kimilerine göre köpeğin sadece kara olanı, kimilerine göre kara köpekle birlikte ay halindeki kadın!
-5-
Bütün bunlar Peygamberin ölümünden hemen sonraki yıllarda konuşulmaktadır ve Müslümanlar, namazın ne olduğunu anlayıp bitirmiş gibi nasıl bozulacağını tartışmaktadırlar. Bu manzarayı gören ve namazın bozulmasının dikkat dağılması demek olduğunu bilen Haz. Ayşe haklı olarak sinirlenir,
“ - Sizler biz kadınları köpek veya eşekle bir mi tutuyorsunuz? Yemin ederim ben sedirin üstünde yatıyor olurdum da, Peygamber gelip sedirin ortasına doğru namaza dururdu. Hâttâ kalkmak isterdim de, dikkatini dağıtmamak için sedirin ayak ucundan sıyrılıp çıkardım.”
-6-
Halk kara köpeğin çoğu kere aniden ısırdığı için namazı bozduğunu iyi anlamış, ama kendi kötü huylarımızın da bu kara köpeğe benzediğini düşünemedikleri için, köpeğin yanına başka ilgilerini eklemekte sakınca görmemişlerdir.
Peygamberden sonra başlayan bozulma namazdan ibaret kalsa ya, ama kalmaz. Peygamberin Kabe’yi anlatırken söylediği bir söz var;
“ Kıbleye doğru aptes bozmayın, arkanızı da dönmeyin.”
-7-
Fakat Kabe’yi taştan, aptesi sudan ibaret zanneden bazı yeni Müslümanlar için Kabe kadar Kudüs’teki Mescid’ül Aksa da kutsaldır ve insanlar nereye döneceklerini şaşırmışlardır. Haz. Ömer’in oğlu Abdullah şaşkınlığı fark eder ve bozulan anlayışları düzeltmeye çalışır,
“ Şimdi bir takım kimseler, helaya girdiğin zaman ne kıbleyi ne de Mescid’ül Aksa’yı karşına alma diyor. Halbuki ben bir gün bizim evin damına çıkmıştım da, Peygamberin helaya girdiğini ve Mescid’ül Aksa’ya doğru iki kerpiç üzerinde oturduğunu gözlerimle gördüm.”
-8-
İşte bu bozulmalara bir örnek daha!
“ Abdullah bin Ömer, kadınlara yıkandıkları zaman saç örgülerini açmaları gerektiğini söylüyordu. Bu haber kendisine ulaştığında Haz. Ayşe şöyle dedi,
- Ömer’in oğluna hayret doğrusu? Kadınlara başlarını çözmelerini emrediyormuş, bari bir de tıraş olmalarını emretseydi! Ben ve Peygamber aynı kaptan beraberce yıkanırken başıma üç kere su dökmekten başka bir şey yapmazdım da, Peygamber müdahale edip örgülerini de çöz demezdi.”
-9-
Ömer’in oğlu bir yerde düzeltmeye çalışırken, temizlik konusundaki hassasiyeti nedeniyle farkında olmadan başka bir yerde bozulmaya neden olmaktadır.
Ve o günlerde biri daha vardır ki, Abdullah bin Ömer’in bu hassasiyetini aşırılığa vardırmaktadır.
Ebu Musa el Eşari sıçrayan sidik konusunda aşırı titizlenir, ayakta su dökülmesini hoş görmez, hâttâ serpinti dokunmasın diye bir kabın içine su dökermiş. Bununla da kalmaz şöyle dermiş;
- İsrail oğulları zamanında birinin elbisesine sidik bulaşacak olsa, bulaşan yerini keserdi.
Peygamber sırrının sahibi Ebu Huzeyfe bunu duyunca irkilir;
“ - Ah, keşke bu kadar ileri gitmiş olmasaydı! Çünkü ben bir defasında Peygamberi bir mahallenin çöplüğünde ayakta su dökerken gördüm. Sonra benden su istedi ve aptes aldı.”
-10-
Ebu Huzeyfe’nin ah ettiği kadar vardır. Çünkü anlayışlar davranışları doğurmaktadır ve kişisel anlayışlarımızın din olarak yansıması doğru din anlayışını hırpalamaktadır.
Çünkü söylenen sözün asıl sahibi Peygamberdi ve anlatmak istediği asla bu değildi. Söylediği şu;
“- Çok eski zamanlarda İsrail oğulları temizliğe çok dikkat ederlerdi. Hâttâ birinin elbisesine sidik bulaşacak olsa bulaşan yerini kesip atarlardı. Sonra, ileri gelenlerinden bir adam onları bu titizlikten vazgeçirdi. İşte o adam, iyi bir alışkanlığın kaybına neden olduğu için günah işlemiş oldu.”
Farklı anlayışların doğurduğu bu tahribatın nerelere kadar uzandığını anlatan iki örnek daha okumamı ister misiniz?
İşte birincisi;
“ Müemmel bin İsmail, bir gün bir şeyhten Kuran’ın faziletleri hakkında Übeyy bin Kâb’a atfedilen bir hadis dinlemiş. Ona,
- Bunu sana kim söyledi? diye sormuş. O da,
- Medâin şehrinde halen hayatta olan bir şeyh, demiş. Müemmel Medâin’de o şeyhi bulup, aynı soruyu ona sormuş. O da, Vâsıt şehrindeki başka bir şeyhi haber vermiş. Müemmel işin peşine düşüp Vasıt’taki şeyhe ulaşmış. O, Basra’daki bir şeyhi, Basra’daki de Abbadan’ daki birini haber vermiş. O da Müemmel’in elinden tutmuş ve aynı şehirdeki başka bir cemaatin şeyhine götürüp,
- İşte, bu hadisi bana söyleyen bu kimsedir, demiş. Müemmel şeyhe sormuş,
- Bu hadisi sana kim söyledi? Şeyh cevap vermiş,
- Bunu bana söyleyen hiçbir kimse yok! Lakin ne yapalım ki halk Kuran okumaya o kadar rağbet etmiyor. Biz bu hadisi onların kalbini Kuran’a yöneltmek için söyledik.”
-11-
Bu da ikinci örnek,
“Bazı dilenci kılıklı ve para düşkünü kimseler bazı gerçek hadislerin aktaranlarını ezberlemişler, çarşıda, pazarda, camide onlar adına uydurdukları hadislerle halkı duygulandırıp dünyalık bahşiş toplamakta imişler. Bir defasında, imam Ahmet bin Hanbel ile Yahya bin Mâin Bağdat’taki Rüsafe mescidinde namaza girmişler. Minberde bu türden bir vaiz,
- Ahmet bin Hanbel ve Yahya bin Mâin dediler ki, diye başlayan ve ucu Peygambere dayanan bir silsileyi saydıktan sonra,
- Kim Lailaheillallah derse, Allâhü Tealâ her harfinden bir kuş yaratır ki, gagası altından, tüyü mercandan...diye devam eden ve sayfalar tutan bir hikaye anlatmaya başlamış. Ahmet ile Yahya birbirlerine bakıp,
- Bunu bu adama sen mi anlattın? diye soruşmuşlar. Her ikisi de,
- Vallahi bu saate kadar böyle bir şey duymadık, deyince de susup beklemişler. Vaaz ve nihayet namaz da bittikten sonra Yahya eliyle işaret etmiş. Adamcağız bahşiş verecek ümidiyle koşup gelmiş. Yahya sormuş,
- Bu hadisi sana kim söyledi? Adam cevap vermiş,
- Ahmet bin Hanbel ile Yahya bin Mâin. Yahya bu defa,
- Yahya bin Mâin benim, Ahmet bin Hanbel de bu! Biz, hadis olarak ömrümüzde böyle bir şey duymadık. Eğer uyduracaksan, bizden başkasının ağzından uydur! demiş. Adam sormuş,
- Yahya bin Mâin sen misin? Yahya,
- Evet, demiş. Adam,
-Bana Yahya bin Mâin’in ahmak olduğunu söylerlerdi de inanmazdım. Şimdi anladım ki doğruymuş. Yahya sormuş,
- Neden? Adam,
- Sanki dünyada sizden başka Ahmet bin Hanbel ile Yahya bin Mâin yokmuş gibi konuşuyorsun. Ben bu adamdan başka on yedi Ahmet bin Hanbel’den daha hadis yazmışımdır, deyince Ahmet bin Hanbel utancından elleriyle yüzünü kapamış.”
-12-
Başka?
Doğrusunu isterseniz şimdi anlatacağım aşağıdaki hatırayı, çalışmanın notlarını topladığım bu âna kadar ben de bilmiyordum. Okuduktan sonra içim burkuldu, bir tuhaf oldum. Bakalım şimdi duyacaklarınıza inanabilecek misiniz? Bize sürekli Kabe’den ve kıbleden söz eden sevgili hocalarımıza ithaf olunur;
“ Peygamber, bazılarının helada kıbleye doğru dönmeyi problem haline getirdiğini görünce şöyle buyurdu;
- Birilerinin şu kıbleye dönme meselesini saptırdığını görüyorum. Aptes bozmak için kullandığım helayı kıble yönüne döndürün!”
-13-
İnsanlar anlayışsızdı ve Son Peygamber bu anlayışsızlığın farkındaydı. Hâttâ bazen öylesine anlayışsız oluyorlardı ki, Peygamber tüm nezaketine rağmen dayanamıyor, bu gerçeği şu cümlelerle dile getiriyordu.
“ - İnsanlar büyük bir deve sürüsüne benzer ki, içlerinden işe yarar bir tane bile bulamayacak gibi olursun.”
-14-
Ve O bu anlayışsızlığı şuna benzetmektedir;
“ - Bir sohbette oturup değerli sözler dinleyen, sonra da bu sohbetten bahsederken işittiği şeylerin sadece değersiz kısımlarını anlatan bir kimse şu adama benzer ki; adam bir çobana gelip, ey çoban süründen bana bir koyun ver, der. Çoban da, git en iyisini tut al der. Buna rağmen o gidip sürünün köpeğini tutup alır.”
-15-
Peygamber bu nedenledir ki, aklı erenlere şu tavsiyede bulunur.
“ İnsanlara akıllarının almayacağı bir şey söylerseniz, onları şaşırtıp karışıklık çıkarmalarına neden olursunuz.”
-16-
Haz. Ali de aynı kanaattedir.
“ İnsanlara anlayacakları şeyleri anlatın. Allah ve Resulünün yalancı yerine konulmalarını ister misiniz?”
-17-
Ey inananlar! Allah ve Resulünü yalancı yerine koymamı ister misiniz? İstemezseniz, iman et diye bağırmayı bir tarafa bırakın da bana anlayabileceğim şeyler anlatın.
Bağırsakların yerlerde süründüğü cehennemden vazgeçtim, aradığım görünmez Allah’ın nerede saklandığından da vazgeçtim, bana Peygamberin anlatmak istediği Kabe’yi ve kıbleyi anlatın.
Söyleyin Kabe ne demek, biliyor musunuz? Yoksa yine mi iman!
Peki öyle olsun, sizin hatırınız için biraz daha çalışacağım.
Mürit Kefer
cemaliozan
21/03/2006, 06:01
Alıntı yapıp Yazmayacaktım ama görüyorum ki bazı kardeşlerimiz hala mecazlarla gerçekler arasında gidip geliyorlar.
ÂDEMİN BOYU
Beykoz’dan döndükten sonra Yuşa tepesine bir daha hiç gitmedim. Bilimin kabul etmediğine inanmam ve on beş metre boyundaki insanların varlığından söz eden yalanlara ayıracak zamanım yok.
Sen misin Yuşa’nın boyuna inanmayan? Meğer Haz. Yuşa’dan daha uzunları da varmış. Peygamber bir hadiste Âdem’in boyu hakkında şöyle diyor,
“ Allah Âdem’i kendi suretinde ve en güzel biçimde yarattı. Boyunun uzunluğu da altmış zirâ idi.” 1
Zirâ, ortalama seksen cm. uzunluğunda eski bir uzunluk ölçüsüdür ve altmış zirâlık bir uzunluk kolayca hesaplanabilir.
Kırk sekiz metre, başka bir ifade ile Yuşa’nın üç katı!
Başkası söylese yine inanmazdım ama şimdi iş değişti. Peygamber yine yanlış anlaşılıyor, başka bir şey anlatmak istiyor olabilir.
***
Kırk sekiz metre boyunda bir insan! Yani on beş katlı bir apartman yüksekliğinde. Geleceği inşa eden ve geçmişi karıştıran bir bilimin önünde bunu söylemek artık eskisi kadar kolay değildir. Buna inananların sayısı gün geçtikçe azalmakta, artık sorgulayanların sesleri yükselmektedir.
Sorgulayanların biri de rahmetli Turan Dursun’dur ve Tanrının biçiminden söz ettiği bir yazısında bu inanışı şu cümlelerle eleştirir.
“ Bir insanın, Âdem de olsa 45-50 metre boyunda olamayacağı açık. Yani gerçek anlamıyla bilimin hiçbir dalı bunu kabul etmez. Kuranı, hadisleri, kısacası dini bilimle bağdaştırma çabaları da boşuna bir çabadır.” 2
Acaba Peygamber kendisi de inanır mıydı Âdem’in gerçekten elli metre boyunda olduğuna? Yoksa böyle bir şey söylemedi de uydurma mı?
“ Bu gece rüya