Tam Sürümünü Görmek İçin : Türk rüyası..
Nedir millet olarak bir bütünlük içindeki rüyamız..?
Yoksa yokmu?
Yok tabii ki.
Herkes günlük yaşıyor..
evet ne acı bir gerçektirki zamanında birçok kıtayı kontrol eden bir milletin torunları amaçsız birşekilde ortalıkta sadece "hayatta kalmak" için dolaşıyor...........
Mingitau
19/07/2003, 11:32
Her çıkışın inişi olduğu gibi her karanlığın bir sonu vardır. Vakti zamanın altın nesli 19 yaşındayken çağ açıp çağ kapatırmış. Şimdiki altın nesil denilebilecek kişiler belki çağ açıp çağ kapatamıyorlar ama yeni altın nesiller hazırlıyorlar. İnsanların en enerjik en delidolu olduğu yaşlarında bundan faydalanmak zorunda olduğumuzu bizzat deneyerek görüyorlar. Gelelim asıl meseleye karanlık yaşanmadan aydınlığın kıymeti bilinmez.
"Gün bugündür" sözü çook eskilerden kalma bir sözdür. Gün bugündür dediğimiz anda olacak olan silkinme ile sanırım aydınlığa kavuşacağız. Ancak bu aydınlığı yaşamamız imkan dahili mi yoksa değil mi? Kader de ne varsa o olur...
"Nedir millet olarak bir bütünlük içindeki rüyamız..?"
Oldukça güzel bir soru ve üzerine yazılacak çok şey var, en azından ben sayfalarca yazabilirim.
Ama bu sorudan önce kendimize yöneltmemiz gereken başka bir soru var bence: Acaba hâlâ bir bütün müyüz? Millet olarak bir bütünlükten bahsedebilir miyiz?
Başka kültürlerin içimize bu denli rahatça girmesine izin verdiğimiz sürece ne bütünlük kalır elde, ne de ortak bir rüya. Etrafınızda görmüşsünüzdür, üzerinde Amerikan bayraklı t-şörtlerle gezen arkadaşları. Bir başka ülkenin bayrağını üzerinde taşımak ne demek? Biri çıkıp da Türk bayrağından bir t-şört yapsa kimse giymez.
Ya da başka bir örnek: Üzerinde Lonra yazan t-şörtler giyenler de var. Ama ben kimsede İstanbul yazan bir kazak filan görmedim. Gerçi İstanbul yazan bir kazak satıldığını da görmedim.
Ayrıca şu "t-şört" kelimesine bakar mısınız? Türkçe`ye uygun hiçbir tarafı yok. Yıllardır kullanılan bu kelimeye hâlâ Türkçe bir karşılık bulunmadıysa, bu millet olarak ortak bir rüyadan ne kadar da uzak olduğumuza en belirgin kanıttır.
Millî duygularımızın kabarıp, şöyle bir kendimize gelmemiz gerektiğini de ancak başka milletlerin başka kültürlerden etkilenmesi ve kendi benliğini unutması ile ne kadar da komik duruma düştüğünü gösteren reklamlarla farkedebiliyoruz. Bu da işin başka bir acı tarafı.
Dedim ya söylenecek çok şey var ama böylesine acı bir durumda olduğumuzu bilmek insanı sinirlendiriyor. Sinirden de insan ne yazacağını şaşırıyor.
bunlar tamamen amaçsızlıktandır...
öyle kötü duruma düşmüşüzkü bir türk firması bir cola markası üretti içine de türk kelimesi koydu diye ortalık yerinden oynadı. nedir bu kadar büyük olan?
şu an için milli bütünlüğümüz sadece milli maçlar sırasında var. gerisi hikaye.....
.......
..
.
.
.
Mingitau
19/07/2003, 11:56
Açelya bizin köyde ona bir isim bulmuşlar.Kısa kollu gölmek.
kimse t-shirt demez bazen sadece kısa kollu derler, gömlek ile karıştırmayınız, gölmek fanila niyetine kullanılan uzun kollu ayrı bir giyecektir. Güzelim Rumeli Türkçesinden kalma bir hatıra ile bizim orda gömleğe entari, cekete setre derler.
Bakın, herkesin gördüğü gibi birileri yapmış olduğu emperyalist, kapitalist ve şovanist çalışmaların karşılığını laıyor demek ki...
Daha doğrusu BİZ ONLARA BUNUN EKMEĞİNİ YEDİRİYORUZ !
Eskiden Dünya Kupası maçlarında bizim Türkler`in çoğu Brezilya`yı tutartmış. Çünkü Bizim takım o kadar da iyi değilmiş o zamanlar. Eee insanlarda da genelde kuvvetlinin yanında olma psikolojisi hakimdir. Doğal olarak Brezilyalı olurmuşuz. Tabi bu benim büyüklerimden duyduğum. Onların yalancısıyım...
Yani şayet millî takım başarılı olmasa belki maçlarda bile bir bütünlük arz etmeyeceğiz. Hatta ben bazı kupa maçlarında ( Şampiyonlar Ligi filan) sırf kendi tuttuğu takım kupaya katılamadığı, elendiği ya da dört büyüklerden birine gıcığı olduğu için Türk olan takımı değil de yabancı olanı tutan insanlar tanıyorum...
Geçenlerde Can Dündar`ın güzel bir yazısı vardı. Orada "...tesettürlü bir barbi ne kadar dini ise yerli kola da o kadar millidir." diye. Doğru aslında. Kola bizim kültürümüze ait bir parça değilken, sırf adı biraz Türkleşti diye kendimizden geçtik. Belki de abarttık. Bilemiyorum...
Mingitau
19/07/2003, 12:32
Türkiye Dünya Kupasına girmeye hak kazandığında, üçüncü olduğunda nasıl hissetmiştik kendimizi? Halbuki sırf kolada barbie de değil sizin için yıllardır özlem olan şeylerin oluşması bazı şeylerin uğraşınca olduğunun dışa vurumudur bu olanlar. Son günlerde HO Tercüman daYağmur Atsız' ın yazılarını okuyunca bazı şeyler için iki kere düşündüm. Konum gereği milli-siyasi bir yazıydı. .......Fener Patriğinin THY uçağı ile atinaya gitmesini, oradan Bizans kartallı uçağa binerek yurt dışı ziyaretlerini gerçekleştirmesinden bahsediyor. Ve devam edip diyor ki, İstanbulun Fethinden önce Bizans imparatoru Patrikliği lağv etti, ve katolikliği kabul ettiğini belirtti. Tabii bunlar sırf Avrupa2 dan haçlı güruhunun Osmanlı' ya saldırması içindi. Fetihten sonra Fatih Doğu Roma İmparatoru ıifatıyla Patriği yeniden seçiyor ve kendisine vezirlik nişanı veriyor. Kurulan diğer patrikliklerde zaten daha sonra kuruluyor, hatta Ermeni Patrikliği bizzat Fatih tarafından kuruluyor. ........
Şimdi gelelim fasulyenin faydalarına cirit için bir dünya kupası düzenlense bu işi hangi ülkeler götürür?
Futbol bizim milli kültürümüzde var mıdır?
Bazı değerlere sahip çıkmazsak sahip ıkanların elinde kalır onlar. Şimdiye kadar Batı hep mağluptu. Doğu Medeniyetinin üstünlüğü karşısında eziliyordu. Ne zaman ki, Doğu' yu Batının yaptığı şeyleri yapamayacağına ikna etti o zamandan beri borusu öter oldu. Yani kola filan falan hikaye, ama şu var ki bugün bir 2. Zaferdir Cola Turka kola endüstrisinde. Batının mallarını da ancak batı pazarlamacışığı ile satarsanız ekmek parası kazanırsınız. Kola endüstrisinde ilk zaferde komşumuz İran' a ait ZemZem Cola ile. Kimsenin dikkat çekmediği dikkat çekmekten kaçındığı bir şey daha var.ToysRus isimli mağazada çalışanlar konuşan bebeklerin iyi satacağını düşündüler. Ve klasmanındaki ilk bebek Türkiye' de tasarlandı ve Türkçe konuşuyor. Ama ne yazık ki üretilemiyor. Taiwan da üretiliyor.
Her zaman içöin başarılara bakmak insanları kötü yönlendireceği gibi her zaman başarısızlıklara bakmak ta kötü yönlendirir. Vakti zamanının Milli Eğitim Bakanına bir Japon Temsil heyetinin dediği gibi "Sizin burada çocuklara ders için göstereceğiniz bizim Atom Bombası atılan yerlerden daha değerli bir yer var, ki biz hiroşimayı ilk ders olarak gösteririz, Çanakkale' de metrekareye 6000 kovan düşmüştür." Kaçımız gitti birbirimize sarılıp kenetlenmezsek ne hallere düşebileceğimizin canlı kanıtı olan yerleri gezdi? Buralardan ders çıkardı? Devlet bu anıların taze tutulması için ne yapıyor? Elalem bilmem hangi yüzyıldaki savaştan kalan siperleri sit alanı ilan edip korumaya alırken bizimkiler ellerinden gelse mezar yerlerini satacaklar.
Allah bizi daha da kötü durumlardan korusun...
Kültür alış-verişinin olması gerektiğinden yanayımdır. Elbette ki bu bize ait değil diye yeni çıkan ürünlerden ya da teknolojilerden yararlanmamak oldukça mantıksızdır. Ki böyle bir mantığa sahip olan birisi, şu an bu iletiyi okumasını sağlayan internet teknolojisini görmezden gelmek zorunda kalırdı.
Kola meselesine de gelince; Kola Turka karşıtı biri değilim. Madem ki kola bizim de çok tükettiğimiz ürünler arasına girdi, Türk bir marka adı altına üretilip paramızın yabancı ellere gitmesini önleyecek, elbette elimden gelen tüketici desteğini veririm. Benimkisi sadece "Acaba işi biraz fazla mı abarttık?" gibisinden bir soruydu...
Düşmanın silahı ile silahlanma meselesi vardır ya hani, onlar nasıl kola, hamburger ile bizim kanımıza giriyorlarsa belki biz de yine aynı ürünleri kullanarak düşmanı püskürtmeliyiz. Oklarla, silahlarla, tüfeklerle yapılan savaşlar çok geride kaldı. Kan dökerek yapılan birbirini yeme olayına savaş denmiyor artık. Günümüzde savaşlar artık bir nevi psikolojik olarak yapılıyor. Özellikle de futbol yeni dünya düzeninin en büyük savaş taktiği.
Fazla derin konulara mı daldık, n`aptık :D
Benim çenem açıldı mı bir türlü kapanmıyor. Yine fazla uzattım sanırım. :sus:
Ama elimde değil. Bu tarz mevzular açıldı mı gerçekten çok üzülüyorum. Etrafında dönen dolapların farkında olup da elinden hiçbir şey gelmeden oturmak tarifsiz bir sıkıntı...
Peki Türk rüyası ne olmalıdır sizce?
Buda bı nevı dısardan almak degılmı? Yanı Amerıkan Kolası gıbı Amerıkan Ruyasınıda yerellestırıp Turk Ruyası yapıyoruz.. Yanı bıraz kendımızle celısmıyomuyuz?
Ote yandan bıldıgım kadarıyla Amerıkan Ruyası denılen sey o ulkenın ınsanlarını bırlıkte tutmak adına ortaya atılmıs bı yalan.. Yanı sızce bızımde bu turden bı yalanamı ıhtıyacımız var bırlesmek ıcın?
Sanmam.. Karsılastırıldıgında dusunun bı.. Amerıkan halkı o topraklara kısa denebılecek bı zaman once yerlesmıs.. Yanı koklerı orda degıl.. Ote yandan Amerıkan mılletı dıyede bı sey de soz konusu degıl.. Adı ustunde Amerıka Bırlesık Mılletlerı.. Sıg bır tarıh, bırbırıne yabancı ınsanlar.. Bu ulkede elbette ınsanları bırlestırmek ıcın bıseylerın yapılması gereklı..
Oysa bızım ıcın aynı durum gecerlı degıl.. Yanı bızler oldukca uzun suredır bu topraklardayız.. Tek bı mılletız.. Turkuz.. Neredeyse ılk uygarlıgın kuruldugu gunden berı dunya uzerındeyız.. Tarıhımız cok genıs.. Kendımıze aıt mıtlerımız, destanlarımız var.. Dunyanın bugunkı halıne gelmesınde soz sahıbıyız.. Yanı bız derınlıgı olan unutulsa dahı butunluk ıcersınde bı mılletız..
Oyuzden bana kalırsa bu mılletı bırlestırmek ıcın bu tıp uydurma gerekcelere ıhtıyac yok.. Axionunda soyledıgı gıbı cocuklarımıza tarıhımızı ogretmemız yeterlı..
Not: Konusu gecmısken Canakkalede metrekaraye 6000 kovan dustugu soylemı abartı degıl.. Ben burda kalede havada carpısmıs ıkı mermıyı gozlerımle gordugum ıcın bu kadar emınım.. Yanı dusunun bı sızce farklı noktalardan ateslenen ıkı mermının havada carpısması nasıl bı olasılıktır? Yanlıs hatırlamıyorsam 6 mılyarda 1...
Turk Ruyası= millet olarak amacımız olarak kullandım.. amerikan rüyası deyimini de çok kullanıldığı için örnek olarak kullandım....
Adrenalin
19/07/2003, 17:33
Tek bir rüyam var Eskinin Osmanlısını, Geleceğin Türkiyesi Olarak görmek. Tek güç Türkiye :) Buda ancak ve ancak rüşveti önleyerek geliri yükselterek gerçekleşir.
Amerika rüyası deniyor. Amerika'da yaşayana Amerikalı deniyor. İngiliz, İspanyol, Yerli, Zenci denmiyor. Ya da İngiliz rüyası, espanyol rüyası, zenci rüyası denmiyor.
Ama Türk rüyası deniyor. Türkiye rüyası denmiyor. Böyle dediğimiz içindir ki Kürtlerin farklı bir rüyası olabiliyor. Çünkü lafı derken bile bölücülük yapıyoruz, ama farketmiyoruz.
Ben hiçbir Türk, Kürt, Çerkez, Laz rüyasına sahip çıkmıyorum ve böyle rüyaları da temelden reddediyorum. Ama bir Türkiye rüyası varsa bunu kabul ediyorum ve sonuna kadar savunuyorum.
Eskinin asimilasyon tekniklerinin eskidiğini göremeyenleri ya da söylemekten çekinenlerini de kınıyorum. "Türk, Türkiye'de yaşayanlara denir, Türklük bir ırki ayrım değil kültür birliğini ifâde eder" gibi eskinin asimilasyon politikaları, yani "Herkese ben Türküm" dedirtmek politikaları sona ermişken halen böyle düşünen zihniyetini de kınıyorum.
İstediğimiz kadar Türklüğü ırkçılıktan uzak tutmaya çalışalım, gene Türk ırkçılığına başvurmamız gerekecek. Örneğin resmi tarih olsun özel tarih olsun, Türklerden bahsedildiğinde Türkiye kültürü sahipleri değil, Türk ırkına dahil olanlar akla gelecek.
Bunu ise bir Türkiye vatandaşı olan Kürtlerin, Çerkezlerin, Lazların, Ermenilerin, Arapların kabul etmesi mümkün değil. Bu çatı, ülkenin tüm ırklarının kabul edeceği bir çatı değil. Bu çatının damı akıyor ve akan bu sulardan rahatsız olan kişiler kendi rüyalarını oluşturmaya çalışıyor.
Ben bu düşünce sisteminin ülke içindeki huzuru bozduğunu düşündüğümden dolayı, Türk olmayı ve Türk vatandaşlığı laflarını reddediyorum. Türkiyeli olmayı ve Türkiye vatandaşlığını ise sonuna kadar kabul ediyorum.
Bu eski, çürümüş ve şu an toplumun huzurunu daha fazla bozan düşünce sisteminin bir dün değişmesini umuyorum.
Kültür asimilasyoncuları için de birkaç lafım olacak. Her alt kültürün bir kültürü ve bu alt kültürlerin birleşmesinden oluşan bir üst kültür vardır. Kürtler, Çerkezler, Türkler kendi alt kültürlerine sahiplerdir. Bu kültürler dil, görenek, adet gibi unsurları içerir. Bir de üst kültüre sahiptirler ki bu Türkiye kültürünü oluşturur ve tüm alt kültürleri kapsar.
Alt kültürleri öldürdüğünüz ya da öldürmeye çalıştığınız zaman toplumun milli duygularını da öldürmeye çalıştığınızdan bugün ki hale düşer, emperyalizm altında çatır çatır ezilir, toplumun arasındaki bağları kopartır, herkesin kendi hülyalarına dalmasını sağlarsınız.
Türkiye kültürünü oluşturan bu alt kültürlerdir. Bu alt kültürlerin çalışmaları Türk ırkına mal edilemez, mal edileceği tek yer bu devlettir, bu millettir, Türkiye milletidir.
Türkiye rüyası ise, Atatürk'ün birçok kere söylediği ve orada burada binlerce kez gördüğümüz bir kısım sözlerindeki Türk sözcüklerinin Türkiye yapılması ile ortaya çıkar. Bu da genelde her devlet ve milleti için bir olan "Deverin çağdaş devleti arasında, mümkünse en başta olma; kendi kültür ve özkimliğini koruma; çağdaşlaşırken kendi kültürünü kaybetmeme; bir yandan çağdaşlaşırken diğer yandan kültürünü de geliştirmedir"
Bu gelişmelerde, okuma, çalışma, eğitim ile olabilir.
Yani sonuçta kültür bağlanır.
Türkiye eğer son 100 yıldır bir kültür buhranı içine zorlan itilmiş olmasa idi, bugün çok farklı yerlerde olacaktı.
Mingitau
19/07/2003, 18:09
Ansugo bir yerlerden Falih Rıfkı' nın denizaşırı kitabını bul ve Rio de Jenario gezisini oku.
Sonra Harput' tan Lübnan dan ABD ye giden aileler ile ilgili bir şeyler bulabilirsin sanırım.
Niye Türkiye değil de Türk
Herkesin kitabını okuyacak zamanım yok. İstersen özetleyebilirsin ?
Türkiye'nin en önemli sorunlarından birisi de millet ve devlet olarak önündeki 10 yıl için bile planlarının olmamasıdır.
Mingitau
19/07/2003, 21:24
@ Ansugo okuyup anlamak senin işin! Ben bişiler söylesem yönlendirme yapabilir, seni yanıltabilirim. Okuyup kendin gör :D
İyi hoş AnsugoriYuri bey pek fazla eğriltilip bükülmez ya mübarek elmastan yapılmış :p
ilk önce yıllardır her kesinyanlış anladığı bir konuyu düzeltmek gerekir avrupalı olmak mı çağdaş olmak mı ilk önce kim olduğumuzu bir hatırlayalım.
harbici olarak olaya bakarsak; Türkiyenin ilerlemesi için oncelikli olarak (bence) doları ve bu gibi döviz olarak nitelendirilen paraları ülkeye sokmamak. Evet bir süre dış ticaretimiz sekteye vurur ama uzun vadede yararlı bir çözümdür ne tekim ben bu tür konuşmalarla bu ülkenin düzelmiceni de biliyorum. Bir gemi kayalıklara sürükleniyorsa ve batacaksa o gemiyi ya tanrı yada isyan kurtarır...
" Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, muvaffakiyet için en hakiki mürşit ilimdir , fendir. İlim ve fennin haricinde mürşit aramak gaflettir, cehalettir, dalalettir "_
Sözünün tam olarak anlaşıldığı bir ülke.
Türk rüyasına inanıyorum, hepimiz ayrı bir rüya aleminde yaşıyoruz ama ortak rüyamız kısa yoldan köşe dönme rüyası.
mmd yede katılıyorum ama isyan konusunda pek katılamayacağım, koyunların isyanı kasapların elinde biter.
Ama bundan 20 yıl önce Israil buna benzer bir şey yapmış doları halk bilinçli olarak kullanmamış ve bir iki yıl içinde bu durumuna gelmiştir.
Mingitau
24/07/2003, 12:55
kayalıklara sürüklenen gemi ilginç bir tabir ama sankim daha önce bi yerlerde okumuşgibiyim, bu aptal çoban elindeki yak sürüsünün isyanını anlatan bir roman da olabilir ;)
Sanırım bu isyanda sana katılıyorum :) Ancak isyanı başlatacak önder lazım....
DesigneR
24/07/2003, 14:11
konuyu okudum ve sizin boşuna konuştuğunuzu farkettim arkadaşlar...
Anahaberlerde sırf halkın beynini bulandırmak için
mankenlerin aşk(!) hayatının sergilendiği barlarda işcilerin
paralarını vermeyen o paraları orda yiyen kişilerin
gösterildiği, bi zamanlar atinadan bağlanan dünyanın en aptal
anchorman ının saçma tartışma konularının ve Asmalı konak
denilen tamamen türk aile yapısına aykırı bi dizinin izlenme
rekoru kırdığı, avrupa ve dünya kupası maçlarının kazanıldığı
gün (halkın morali yüksek ya) herşeye zam yapıldığı ve
halkının bunu farkedemediği bi ülkede yaşıyosunuz ve
kenetlenmekten bahsediyosunuz :) senelerdir uyutuluyoruz
yaw...
Evet, senelerden beri uyutuluyoruz, ve hâla UYUYORUZ !
Yok ab yok abd, cart, curt...
Yine de yutuyoruz, bizim kanımızı emen adamlardan medet umuyoruz.Var mı böyle BİRŞEY?
Nedir bu ya!Hâla uslanmıyoruz.
NEYİ BEKLİYORUZ, NEYİ!!!!
Triboloji'nin Türk dehası olarak tanımlanan bilim adamı Prof. Dr. Ali Erdemir, nano teknoloji kullanarak geliştirdiği yapay elmas özelliği taşıyan buluşuyla, uygulamalı bilimin Nobeli R&D ödülünü 3. kez kazandı.
Prof. Erdemir'e ödül kazandıran yeni buluşu, karbür temelli (karbonun başka bir elementle birleşmesinden oluşan madde) malzemelerin nano yapılı (çok küçük boyutta), bütünleştirilmiş bir karbon tabakasına dönüştürülmesiyle ilgili.
Türk bilim adamının geliştirdiği, sayısız cihazda kullanılabileceği belirtilen karbon tabakasında, nano boyutlarda elmas, grafit, karbon nano soğanı ve birkaç farklı türde karbon evreleri bulunuyor. Nano yapı sayesinde, karbon tabaka çok yönlü bir işlevlik ve özellik kazanıyor.
Geliştirilen teknoloji ile karbon fazların büyüklüğü 5-10 nanometre boyutuna kadar indirilebildi. Bir nanometre, metrenin milyarda biri büyüklüğünde.
Prof. Erdemir'in geliştirdiği nano özellikli karbon elmas tabakada sürtünme katsayısının düşük, ısıya mukavemetin ise çok yüksek olduğu belirtiliyor.
Prof. Erdemir, geliştirdiği maddenin, suni bir elmas gibi düşünülebileceğini ve aynen gerçek elmasın özelliğine sahip olduğunu kaydetti.
Buluş, nano yapı sayesinde katalitik amaçlar için de kullanılabilecek. Buluşun bir özelliğinin, hidrojen ve diğer gazların depolanmasına olanak vererek, yakıt hücrelerinde kullanılacak olan hidrojenin depolanmasını sağlamak olduğu bildirildi.
Karbür temelli kesici ve delici aletlerin uçlarının, geliştirilen bu teknoloji ile, hem yağlayıcı hem de ısıya çok dayanıklı bir hale dönüştürülmesi mümkün olacak.
Ayrıca silikon karbürden yapılan ve her türlü su pompalarında kullanılan yatak yüzeylerinin, nano yapılı karbon tabakasına dönüştürülmesiyle, enerji tasarrufu sağlanabilecek.
Uzay araçlarında kullanılan birçok cihaz daha uzun ömürlü olabilecek ve yağlayıcı hale getirilmesi mümkün olacak.
R&D ödülleri, her yıl dünyada 100 önemli buluşun sahibi bilim adamları ve enstitülere veriliyor.
Uygulamalı bilimin Nobeli sayılan bu ödülü, teknoloji araştırmalarının temel yayını sayılan R&D dergisi, dünyanın en önemli bilim adamlarından oluşan bir jürinin kararına göre veriyor.
1987 yılından beri ABD'nin Chicago kenti yakınlarında bulunan Argon laboratuvarlarında araştırmalarını sürdüren Prof. Dr. Ali Erdemir, 1977 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Metalürji bölümünden mezun oldu.
Kaynak: internethaber.com
------------------------------
Kose donme ruyası olmayanlarda var değilmi ama :)
Orjinal mesajı gönderen DesigneR
konuyu okudum ve sizin boşuna konuştuğunuzu farkettim arkadaşlar...
Hislerin ne kadar kuvvetli öyle senin.
Ne güzel işte, açık sözlü :)
Forum Yazılımı : vBulletin v3.6.8, Copyright ©2000-2008, Jelsoft Enterprises Ltd.