Tam Sürümünü Görmek İçin : Gelecek
muharrem_tac
12/04/2003, 17:13
"Ulusal ve uluslararası düzeyde nereye gidiyoruz?" sorusunun cevabı bir süredir kamuoyunu gizliden gizliye düşündürüyor.
Dünyamızın geleceğinin nasıl olacağı ile ilgili öngörüler nelerdir?Bireysel veya toplumsal olarak insanlık nereye gidiyor?Küreselleşme nereye gidiyor,gelecekteki yönetim anlayışları neler olacak,bilimsel ve teknolojik gelişmeler neler getirecek?
Bu konu hakkında benim gördüğüm iki durum söz konusu:
1.) Nelerin olacağına ilişkin tahminlerde bulunup ona göre startejiler belirlemek,
2.) Geleceği bu günden şekillendirmek.
Dost meclislerinde rahat rahat dile getirdiğimiz görüşlerimizi burada anlatmak biraz zor gibi görünüyor.Tüm dünyanın küresel bir köy haline geleceğini,sınırların kalkacağını,ebeveyn veya silsile yoluyla milliyet isnadlarının devam etmeyeceğini, dinlerde ve fikir akımlarında tıpkı genlerde olacağı gibi sentezler oluşacağını sanıyorum ve ilginçtir bu durumun karşısına koyabileceğimiz nitelikte antitezlere sahip olmadığımız kanısındayım.
Teknolojinin inorganiden organiye yöneleceğini,yapay organik yaşam formları oluşturacağımızı düşünüyorum.Matematik ve Bilgisayar bilimlerinin gelişmesine paralel olarak çok boyutlu ortamları gözlemleyebileceğimizi,sanal dünyaların ve hayal gücümüzün gelişimiyle hayatımızda radikal değişikliklerin olacağını düşünüyorum.Fakat aklıma gelmeyen bir konu var:Ya hiç beklenmedik bir değişiklik olursa...İşte bu beklenmedik ani sıçramaların da pekçok sanıyı değiştirmesi muhtemel.
Aklında geleceğe ilişkin değişik fikirleri olanlar var mı?
Mingitau
12/04/2003, 17:31
Araştırma kurumları bunun için var. Ancak orda 19. yy Rus Alman ilişkilerini araştırıyorlar... :p
Not : Bu mesaj espri olarak yazılmıştır...
Her zaman sistemler olmuş ve bununla beraber her zamanda bu sistemlere başkaldıranlar olmuştur bu kaçınılmaz bir döngüdür. Dünya kocaman bir köy olduğundada köyün muhtarına karşı ayaklanma olacaktır. Nekadar teknolojik ve de kültürel hegemonyalar olsada anti tezler bıkmadan sunulacaktır. Çünkü bu insanın yaradılışında mevcuttur.
Orjinal mesajı gönderen muharrem_tac
"Ulusal ve uluslararası düzeyde nereye gidiyoruz?" sorusunun cevabı bir süredir kamuoyunu gizliden gizliye düşündürüyor.
Aklında geleceğe ilişkin değişik fikirleri olanlar var mı?
Beynini daha cok kullananlar gelecege sekil verir. Kimler beynini daha cok kullaniyor. Yani kimler teknoloji uretiyor, kimler dunyaya meydan okuyabiliyorsa onlar..
Sahsen benim gelecekten pek bir umidim yok. Dunyadaki enerji kaynaklari hizla tukeniyor. Ormanlar yok oluyor. Canlilarin turleri azaliyor. Insan oglunun yasamini surdurebilmesi icin tuketmesi gereken gidalar yok oluyor. Buna karsilik insanoglu irki artiyor..
Aslinda gelecegi gorebilmek icin akilli olmaya gerek yok, gelecege sekil verebilmek icin var.
Aslinda boyle konular hakkinda konusunca mustafa topaloglu gibi hissediyorum kendimi. Gelecegi tartismak cok komik geliyor bana..
Orjinal mesajı gönderen muharrem_tac
Aklında geleceğe ilişkin değişik fikirleri olanlar var mı?
iki olasilik düşünüyorum :
a) Toplumsal ayaklanma olacak, geniş çaplı, dünyasal
b) Birileri aklına başına devşirecek ve aklını kullanmayı öğrenip, ayaklanmaktan kurtulacak.
Orjinal mesajı gönderen muharrem_tac
"Ulusal ve uluslararası düzeyde nereye gidiyoruz?" sorusunun cevabı bir süredir kamuoyunu gizliden gizliye düşündürüyor.
1- Dünyamızın geleceğinin nasıl olacağı ile ilgili öngörüler nelerdir?2- Bireysel veya toplumsal olarak insanlık nereye gidiyor?
3- Küreselleşme nereye gidiyor,gelecekteki yönetim anlayışları neler olacak,bilimsel ve teknolojik gelişmeler neler getirecek?
(...)
Dost meclislerinde rahat rahat dile getirdiğimiz görüşlerimizi burada anlatmak biraz zor gibi görünüyor.Tüm dünyanın küresel bir köy haline geleceğini,sınırların kalkacağını,ebeveyn veya silsile yoluyla milliyet isnadlarının devam etmeyeceğini, dinlerde ve fikir akımlarında tıpkı genlerde olacağı gibi sentezler oluşacağını sanıyorum ve ilginçtir bu durumun karşısına koyabileceğimiz nitelikte antitezlere sahip olmadığımız kanısındayım.
(...)
Aklında geleceğe ilişkin değişik fikirleri olanlar var mı?
Çok ilginç bir konu. İlginç üç soru. Benim farklı düşündüğüm ve kesinlikle katılmadığım bir değerlendirme.
1. Sorunun açıklaması Salı günü gelecek. diğerleride sırayla gelir. Birazcık araştırma yapmama lazım da.
muharrem_tac
14/09/2003, 02:06
Aslında Organik Teknolojiler ile ilgili yeni bir topic açacaktım ama yaptığım aramada zaten daha önce açılmış bir konunun olduğunu farkettim ve bunun üzerine konuşalım istedim.
İngiltere 'de gen aktarımlı gıdaların yasal yollardan elde edilmesine ilişkin bir yasa tasarısının oylanmasına üç aya kadar başlanacakmış .Organik teknolojinin bu önemli virajı kayıpsız atlatmasını bekliyorum .Ondan sonrası genlere ,doğal dengelere daha özgür müdahalelerle geçecek ve en iyiyi yakalamak için Tanrı kadar insanın da payının olması gerektiği anlaşılacaktır diye düşünüşorum.
Tek bir şey olabilir bu gidişle, ölümden sonrası hakkında fikir sahibi olunabilir.
Buhari-Muslim diye geçiyor kaynaklarda bildiğim kadarıyla sağlam hadislerden sayılıyor.
"Gayb olan şeyler beştir onları yalnız Allahü teâlâ bilir. Ana rahminde olanı, yarın ne olacağını, ne zaman yağmur yağacağını, nerede ve ne zaman öleceğini, kıyametin ne zaman kopacağını.) (Buhari - Müslim)"
Bugün ki teknoloji ile ana karnında olan hakkında bilgi sahibi olunabiliyor hatta ne olunabileceğine bile karar verilebiliniyor, ne zaman yağmur yağacağı konusuda artık sır değil, geriye kalanları bilmek çok daha zor görünüyor ama bundan 1500 yıl önce hepsi aynı zorlukta görülüyormuş demek ki, zaman içinde bunlardan bazıları insanlar için sır olmaktan çıkmışsa diğer sırlara ulaşma zamanıda yaklaşmış olabilir.
Bu konu ilgimi çekti.
Naçizane görüşlerimi dile getirmeden önce Şahin Hocama atıfta bulunmak istiyorum.
Alınan hadis şu;
"Gayb olan şeyler beştir onları yalnız Allahü teâlâ bilir. Ana rahminde olanı, yarın ne olacağını, ne zaman yağmur yağacağını, nerede ve ne zaman öleceğini, kıyametin ne zaman kopacağını.) (Buhari - Müslim)"
Ana rahminde olan; Biyoloji ile yakından uzaktan ilgili herkes bilir ki ana karnında çocuk gelişirken gerçekleşen aşama geçişleri kesinlikle bilinmemektedir. Kaynağının ne olduğu nasıl olduğu. Bu bilim adamlarının kafasını ağrıtan önemli bir konudur.
En iyi örneği elin oluşumudur. Ellerimizde 4 boşluk mevcuttur. Parmak araları. Normalde ilk aylarda el yuvarlak bir et parçası görünümündedir. Sonra bir ara aradaki hücreler histoliz'e uğrarlar. Bunun anlamı şudur parmak arasına denk gelen her hücre intihar eder.
Dolayısıyla bu konunun gayb özelliği geçerlidir.
'Ne zaman yağmur yağacağı' muğlak bir ifadedir. Bulutları gördüğün zaman yağmur yağacağını tahmin edebilirsin. Bu şuna benzer; arabanın yakıt göstergesi E'ye yaklaşmışsa benzinin bir süre sonra biteceğini anlayabilirsin. Bunu bilmek gaybı bilmek değildir. Nasıl ki burada Muharrem hocam bazı göstergelere bakarak tahminlerde bulunuyor ve bu 'gayb'ı bilmek iddiasını taşımıyorsa bu da aynı şekilde bu iddiayı taşımamaktadır.
Gel gelelim iki üç gün sonraki yağmurun yağışına bu yine bir göstergenin sonucudur. Bu gösterge yapay uydulardır. Onlar dünyayı uzaktan görüp bulutların nereye gideceğini görmektedirler. Bu şekilde yağmurun yağış zamanını tahmin ederler.
Bu tahminlerin kesin olmaması da ayrı bir konu olmakla birlikte kimse 1 yıl sonra nereye yağmur yağacağını da bilememektedir.
1. Dünyamızın geleceğinin nasıl olacağı ile ilgili öngörüler nelerdir?
2. Bireysel veya toplumsal olarak insanlık nereye gidiyor?
3. Küreselleşme nereye gidiyor,gelecekteki yönetim anlayışları neler olacak,bilimsel ve teknolojik gelişmeler neler getirecek?
'Şu an yaşadığımız çağ bir geçiş noktasıdır.' Bu cümleyi bu aralar ne kadar sık duymaktayım.
Hayır değildir...
Şu an içinde bulunduğumuz çağın önceki çağlardan ve (olacaksa) sonraki çağlardan hiç bir farkı yoktur. Önceki çağlar olmasaydı bu çağ da olmayacaktı.
Tarih sürecinin bizleri getirdiği nokta bugün, bize yarını tahmin edebilmemiz için bazı kriterler vermektedir. Bunun için bugünün ve dünün iyi irdelenmesi gereklidir.
İnsanlık onu parçalar halinde tutan değerlerden git gide uzaklaşıyor. İyi bir gözlemci bunu rahatlıkla anlayabilir. Yapısal olarak bizim bildiğimiz en yakın başlangıçtan bu yana insanlar korunmak, yiyecek elde etmek ve daha çok artıya kavuşmak için sosyal yaşamı tercih etmişlerdir.
Sosyal yaşam grupları (milletler) yine yaşamak için gerekli olan yiyecek veya yaşam alanı gibi önemli nedenlerden dolayı birbirleri ile düşman veya dost olmuşlardır. Tarih sürecinin başlaması da bununla birliktedir.
'Dünyamızın geleceği' çok genel bir kavramdır. Dolayısıyla çok detaylı bir konunun üstten yorumlanabilmesi için bazı sabitler tanımlamak gereklidir.
--> Sıfır (Bilinmiyor)
--> İnsan ortaya çıktı (Bilinmiyor)
--> İnsan tek başına yaşayamadı sosyal gruplar oluştu,
--> Sosyal gruplar birbirleri ile ilişki kurmaya başladılar (dostluk, düşmanlık)
--> Eskiden toprak ve insan gücü olan sosyal grup ana kaynağı yerini ekonomik güce bıraktı.1800-1900
--> Ekonomik güç değerini korumakla birlikte ana kaynaktaki yerin %70'lik payı Teknolojik üstünlüğe geçti. 2000
İşte bunlar yaşananlar şimdi elimizdeki kaynakları yazalım;
- Bilgi önem kazanıyor.
- İnsanlık sosyal gruplardan çok insanlık kavramının üzerinde duruyor. İnsan merkezcil hale geliyor.
- Bir ülkelilik henüz sadece beyinlerde olsa bile yerini yavaş yavaş dünyalılık kavramına bırakıyor. İnsanlar milliyetçilikten uzaklaşıyor.
İşte bu noktada bu göstergelerle şu tahminlere ulaşılabileceğini varsaymaktayım.
Kısa vade (200-400 yıllık periyot)
--> Sosyal grupların ana kaynak gücü bilgi olacaktır. Bu insanlar arası ilişkide de kendini gösterecektir. Para'nın yerini bilgi alacaktır.
--> Sınırlar yavaş yavaş kalkacaktır. EU'lar USA'lar USSR'ler sürekli birleşip 2 veya 3'e kadar indirgenecektir. Bu bir yoldur. x = v.t'dir.
--> Dünya dışında yaşam olduğu gerçeği ile insanlık karşı karşıya kalabilir. Bu toplumların çözülmesinde çok kolay bir etki gösterecektir. Bağlayıcı unsurun din olacağı tahmin edilmektedir.
--> İnsan yaşamak için ona gerekli olan enerjiyi evrenin serbest enerjisinden karşılayacaktır. Bu şuna benziyor; Şu an: Tezek yakarak su ısıtıyoruz.. Gelecekte: Güneş ile su ısıtacağız.
Orta vade (400-1000)
--> Şu an ki gelişimlerinden yola çıktığımızda ancak orta vadede gerçekleşebilecek olan biyolojik robot (iş yapan organik / inorganik karışımı robotlar)
--> İnsanlar farklı gezegenlerde, Jupiter'in uydusu Europe yeni yaşam alanlarından biri.
--> Gezegenler arası kontrol savaşları.
Uzun vade
Şu an elimizde uzun vade için yeterli veri olmadığı açıktır. Ama entropik gelişim bize uzun vadenin pek de uzun olmayacağını hatırlatmaktadır.
Yönetim şekli konusuna gelince,
Bahsettiğim sosyal çözülmeler bizleri yapısal olarak küçük yönetimlere ayıracaktır. Yani bir sürü köy olacak. Ama bu köyleri sürekli kontrol eden dünya büyük millet meclisi olabilir. Veya GDI Büyük Millet Meclisi (Dünyanın bir yarısı / Örneğin asya tarafı) ile NOD Büyük Millet Meclisi (Dünyanın bir diğer yarısı / Örneğin amerika tarafı). GDI'lar ile NOD'lar birbirleriyle savaş halinde de olabilirler :)
Ehem.. Ne diyorduk. Şimdi bu köyleri kontrol eden ana yapıya gidecek olan vekillerde yine bu köylerde yapılan seçimler sonucu oraya gideceklerdir. Ama bence seçim yapısı yakın gelecekte bile bugünkü seçimlerden çok daha farklı olacaktır.
Dolayısıyla demokrasi gelecekte varlığını sürdürecektir. Temeli değişmemekle birlikte bazı önemli değişikliklere uğrayacağı kesindir.
Konuyla ilgili daha çok şey var düşündüğüm ama hepsini yazmam için bizim ceviz sunucusunu seagate fabrikalarına taşımak gerek :D :p
Bugün ki teknoloji ile ana karnında olan hakkında bilgi sahibi olunabiliyor hatta ne olunabileceğine bile karar verilebiliniyor, ne zaman yağmur yağacağı konusuda artık sır değil, geriye kalanları bilmek çok daha zor görünüyor ama bundan 1500 yıl önce hepsi aynı zorlukta görülüyormuş demek ki, zaman içinde bunlardan bazıları insanlar için sır olmaktan çıkmışsa diğer sırlara ulaşma zamanıda yaklaşmış olabilir.
Gaybin tanimini supheli bir kaynaga gore yaparsak tabii ki garip sonuclar cikar. Bu soz ya yanlis aktarilmis ya da birisi tarafindan uydurulmus. Dikkate almamak lazim.
'Şu an yaşadığımız çağ bir geçiş noktasıdır.' Bu cümleyi bu aralar ne kadar sık duymaktayım.
Hayır değildir...
Şu an içinde bulunduğumuz çağın önceki çağlardan ve (olacaksa) sonraki çağlardan hiç bir farkı yoktur. Önceki çağlar olmasaydı bu çağ da olmayacaktı.
Cok yerinde bir tesbit. Insanin yasadigi cagi ozel hissetmesi (veya kendisi ile baglantili seyleri ozel hissetmesi) kendini bir halt sanmasindan kaynaklaniyor.
Insanlar/toplumlar dogar, siradan bir hayat yasar ve olur. Hayatlari boyunca bazi teknolojik degisiklikler filan olur, format biraz degisir ama temel ozellikler ayni kalir.
Tabii butun bunlar, yasadigimiz cagi anlamaya ve ona sekil vermeye calismamiza engel degil.
Dün milyonlarca insanı öldüren hastalıklara bugün çareler bulundu insanoğlu bilimde ilerlemeler kaydetti. Telefon, radyo televizyonla ses ve görüntüyü teknolojide ilerleyerek nekletmeyi başardı internet ile artık her eve saniyede her türlü bilgi ulaşmaya başladı.
Konuyu bu seferde ben din eksenine çektim ama sonuçta orada kesin ve net 5 şeyden bahsediliyor açıklamalar kişilere aittir ve he ne olursa olsun yüzde yüz kesin olmasa bile insanoğlu bilim ve teknolojisi ile bugün bu olaylar hakkında fikir sahibi olabiliyor mu? Olabiliyor. O zaman söylemek istediğim şey gaybı bilmek değil yarın bir şekilde kendi teknolojisini kullanarak diğer olaylar hakkında da fikir sahibi olabilir. İnsana olamaz gibi geliyor ama daha çok değil 100 yıl öncesi diğer iki olay hakkında da fikir sahibi olamayız gibi geliyordu.
Yarın ne bulacağımızı tahmin etmek zor ama buluncada o kadar şaşırmıyoruz belki gözümüzün önünde bulacağımız şeyler bulunmayı bekliyor.
Konuya dönecek olursak dünyanın geleceği ile ilgili tarihler hariç aşağı yukarı Ersin ile aynı görüşteyim, şu an süregelmekte olan bir çok ulustan oluşan tek devlet yapısı EU örnek alınarak diğer devletlercede uygulanmaya başlanabilir, mesela Çin, japonya, Kore birlikleri Afrika birleşik devletleri vs vs gibi ama bunun sürekli olabileceğini düşünmüyorum özellikle EU için sanırım içlerinde en büyük sorunu yaşayacak olan EU. Çalışmadan zenginliğe kavuşan ülkeler bunun kıymetini anlamakta zorlanıp eski yaşam tarzlarını sürdürecek ve hep yardım bekleyecektir sonuçta bu bölünmenin ilk ayağını oluşturacak tabi bundan önce bir süre Avrupa'nın yüzyıllardır yaptığı sömürge savaşlarıda görebiliriz ekonomisini dengelemek için. Şu an her ne kadar müttefik görünselerde ilerde EU güçlenmeye başladıkça ve sömürge için savaşlar başlattıkça duraklama dönemi başlayan USA ilede ilişkileri bozulacaktır.
Türkiye'nin kaderi hakkında konuşmak ise çok zor sanırım 500 yıl sonra tarih için tarih almaya çalışırken şu günkinden ne ileri ne de geri olacaktır :)
Şimdilik benim kristal küremden görebildiklerim bunlar. :)
Açıkcası bizimkiler kendi kendimize yetebil(diğimizi)eceğimizi şu an için göremiyorlar.
Ayrıca ABD sonu pardesi çoktan başlamıştı bence.
Ayrıca şu anki teknolojilerin %60'ından bence haberimiz yok.
En basitinden USA ve benzeri bir kaç ülke elindeki teknolojiyibelli bir süre kendi ülkesi içerisinde tutuyor ve işin üzüldüğüm noktası çevresinde gördüğü bütün zekileride topluyor bu diğer ülkeler içinde geçerli evet belki yurt dışına gidiyoruz ve kendi hayatımız kurtuluyor orada çalışıyoruz ve geri döneceğimizi heseab ediyoruz ama dönmüyoruz yada kalıcı gidiyoruz sonuçta ülkemizi bir nevi kazıklamışız gibi geliyor. Çünkü orada yapabileceklerimizi buradada yapabilir her ne kadar maliyeti yüksek olsada. (Yurt dışında olan kişiler alınmasınlar bu bi genelleme sadece.)
muharrem_tac
14/09/2003, 16:08
Şimdi,
Burada çok dikkat edilmesi gereken bir nokta var bunu kaçırmayalım : Öngörüler mi geleceği şekillendiriyor yoksa iyi öngörüler mi geleceği görüyor ?
Geleceğe ilişkin öngörüler denildiğinde benim aklıma bilim-kurgu ; bilim-kurgu denildiğinde de Jules Verne gelir . Bu yazarın neredeyse bütün attıkları tutmuştur . Fakat kimse bu kadar güzel sallayan birinin acaba devletlerin 100 yıllık planlarına sondaj yaparak mı bu sonuçları çıkardığını araştırmamıştır . "Yarın bunlar olacak" diyen birinin olacak dediklerinin hepsi olsa ne düşünürsünüz ? "Nereden bildin" der ve bu tahminlerin ardında mutlaka birtakım başka şeyler ararsınız değil mi ? Ya olanlar bu adam böyle olmasını planladığı için böyle olmuştur yada bu adam olma olasılığı en yüksek olayların hesaplanabildiği bir beyne sahiptir .
Elimizde bu tip olayları açıklayacak fazla teori yok .
Müneccim boku yemek dışında :
Bunlardan biri "kader" anlayışı .Yani olacak bitecek her şeyin aslında ezelde planlanmış olduğu varsayımı ki bu haliyle bir varsayımdan öteye gidemez .(Dinlerdeki "kader" anlayışı ile bunu ayırıyoruz .En azından Müslümanlıktaki kader anlayışı "her olayın ezelde belirlenmiş ve değiştirilemez" olduğunu söylemiyor .İslamiyet’e göre kader : "Allah’ın her olacağı bilmesidir " .Bunların ortaya çıkması ise “kaza” olarak adlandırılır ve bu da Allah’ın takdiri ile vücuda gelmektedir.) Bu birinci varsayıma uygun olabilecek bir kanıtı bundan birkaç hafta önce düşündüm ve çeşitli yerlerde dile getirdim : “Evrenin tam ,bütün ve eksiksiz bir kopyasının şimdi bizim gelecek olarak nitelendirdiğimiz bir uzay-zamanda var olması ve bizim oradan geri doğru ilerleyen bir zamana sahip olmamız .Fakat bunu ileri doğru algılayan bir zihinsel donanımla tasarlanmamız .” Bu durumda aslında bir tasarlanmış mükemmel evren vardır ve biz oradan sürekli enerji yitiren sürekli bozulan bir yapıya doğru geri geri gidiyoruz.ama algılarımız bize ileriye gidiyormuş hissi veriyor .Bu durumda geleceği görmek için algıda biraz iyileştirme yapmak yeterli .
Geleceği görmek konusunda öne sürülebilecek bir başka teori de aslında evrende her olayın olma olasılığının bulunduğu birer olasılık boyutuna izin veren bir yapı .Bu varsayım biraz daha karmaşık .Evrenin oluşmasını bile bir ihtimal olarak değerlendirebilirsiniz bu varsayım ile .Şu durumda bizler Evrenin oluşma olasılığının olduğu olasılık uzayında bulunuyoruz anlamına geliyor . Her bir olasılık için N tane başka olasılığın bulunduğu dallı budaklı bir olasılıklar evreni varsayalım . Bu durumda geleceğe ilişkin her olabilirlik zaten kaçınılmaz olarak olacaktır .Fakat bunun ne zaman ve ne zeminde gerçekleşeceği konusu üzerinde biraz daha çalışmam gerekiyor .
Gelelim geçiş dönemlerine : Dünya tarihinde “geçiş dönemi yoktur “ demek için elimizde hiç kanıt yok . Devrimler , savaşlar , imparatorlukların kurulması-yıkılması büyük liderler , büyük Peygamberler … bunların her biri birer geçiş dönemidir . Ne zaman geçiş dönemi olacak ne zaman olmayacak bunu da zaman gösterecektir . Ama yukarıda dediğim gibi “geçiş dönemi değildir “ diyenler varsa adama sorarlar : “Nereden biliyorsun”
Mingitau
14/09/2003, 16:31
Orjinal mesajı gönderen muharrem_tac
Şimdi,
Burada çok dikkat edilmesi gereken bir nokta var bunu kaçırmayalım : Öngörüler mi geleceği şekillendiriyor yoksa iyi öngörüler mi geleceği görüyor ?
Geleceğe ilişkin öngörüler denildiğinde benim aklıma bilim-kurgu ; bilim-kurgu denildiğinde de Jules Verne gelir . Bu yazarın neredeyse bütün attıkları tutmuştur . Fakat kimse bu kadar güzel sallayan birinin acaba devletlerin 100 yıllık planlarına sondaj yaparak mı bu sonuçları çıkardığını araştırmamıştır . "Yarın bunlar olacak" diyen birinin olacak dediklerinin hepsi olsa ne düşünürsünüz ? "Nereden bildin" der ve bu tahminlerin ardında mutlaka birtakım başka şeyler ararsınız değil mi ? Ya olanlar bu adam böyle olmasını planladığı için böyle olmuştur yada bu adam olma olasılığı en yüksek olayların hesaplanabildiği bir beyne sahiptir .
Elimizde bu tip olayları açıklayacak fazla teori yok .
Bunlardan biri "kader" anlayışı .Yani olacak bitecek her şeyin aslında ezelde planlanmış olduğu varsayımı ki bu haliyle bir varsayımdan öteye gidemez .(Dinlerdeki "kader" anlayışı ile bunu ayırıyoruz .En azından Müslümanlıktaki kader anlayışı "her olayın ezelde belirlenmiş ve değiştirilemez" olduğunu söylemiyor .İslamiyet’e göre kader : "Allah’ın her olacağı bilmesidir " .Bunların ortaya çıkması ise “kaza” olarak adlandırılır ve bu da Allah’ın takdiri ile vücuda gelmektedir.) Bu birinci varsayıma uygun olabilecek bir kanıtı bundan birkaç hafta önce düşündüm ve çeşitli yerlerde dile getirdim : “Evrenin tam ,bütün ve eksiksiz bir kopyasının şimdi bizim gelecek olarak nitelendirdiğimiz bir uzay-zamanda var olması ve bizim oradan geri doğru ilerleyen bir zamana sahip olmamız .Fakat bunu ileri doğru algılayan bir zihinsel donanımla tasarlanmamız .” Bu durumda aslında bir tasarlanmış mükemmel evren vardır ve biz oradan sürekli enerji yitiren sürekli bozulan bir yapıya doğru geri geri gidiyoruz.ama algılarımız bize ileriye gidiyormuş hissi veriyor .Bu durumda geleceği görmek için algıda biraz iyileştirme yapmak yeterli .
Geleceği görmek konusunda öne sürülebilecek bir başka teori de aslında evrende her olayın olma olasılığının bulunduğu birer olasılık boyutuna izin veren bir yapı .Bu varsayım biraz daha karmaşık .Evrenin oluşmasını bile bir ihtimal olarak değerlendirebilirsiniz bu varsayım ile .Şu durumda bizler Evrenin oluşma olasılığının olduğu olasılık uzayında bulunuyoruz anlamına geliyor . Her bir olasılık için N tane başka olasılığın bulunduğu dallı budaklı bir olasılıklar evreni varsayalım . Bu durumda geleceğe ilişkin her olabilirlik zaten kaçınılmaz olarak olacaktır .Fakat bunun ne zaman ve ne zeminde gerçekleşeceği konusu üzerinde biraz daha çalışmam gerekiyor .
Gelelim geçiş dönemlerine : Dünya tarihinde “geçiş dönemi yoktur “ demek için elimizde hiç kanıt yok . Devrimler , savaşlar , imparatorlukların kurulması-yıkılması büyük liderler , büyük Peygamberler … bunların her biri birer geçiş dönemidir . Ne zaman geçiş dönemi olacak ne zaman olmayacak bunu da zaman gösterecektir . Ama yukarıda dediğim gibi “geçiş dönemi değildir “ diyenler varsa adama sorarlar : “Nereden biliyorsun”
Aynı adama gene sorarlar geçiş dönemi olduğunu nerden biliyorsun :)
Evrende zamanın geri doğru gitmesi? Zaman ve mekan bağımsız olmayan bir varlık zaman bağımsızlığın nasıl kahrolası bir şey olduğunu anlayamaz.
muharrem_tac
14/09/2003, 16:38
O soru iddiayı öne sürene sormak gerekmiyor mu ? Geçiş dönemidir diye bir kelime kullanmadığım gibi geçiş dönemi değildir de demedim . Olma olasılığı olan hiçbirşeye bu olamaz demem .
"Zaman Bağımsızlığı" mı bu da ne ?
Mingitau
14/09/2003, 16:52
Allahın bilmesi olayı ile ilgili. Zamanın olmadığı yerde zamanı bir parametre olarak alan insan anlayışının çözüm getirmesi doğru sonucu vermez.
Belki senin varlığın onun için senin yapacağın şundan ibaret olabilir:
Kapa gözlerini.Hayalinde bir Muharrem oluştur. Yesin içsin iyi bir hayata sahip olsun, sonra kaşınsın mis gibi BT uzmanı olmak varken Polislik Sınavına girsin :D Polis olsun. Aç gözlerini nerde bu Muharrem? Ya da bir Ali oluştur. Saldırgan hırçın düşünceli biri olsun. Kurbağasını öldüren arkadaşına kalem fırlatarak iki kaşının arasından vursun, belkide kalemini silah olarak kullanan ilk kişi olsun :D Sera idi biyo tarımdı, kurbağalardı, bilgisayardı derken Matematikten kötü notlar alsın. Bilgisayar yerine Malzeme okusun gene aç gözlerini nerde bu Ali? Yok. Ali için senin bulunduğun yerin önemi var mı? Ya da o Ali artık nerde ?
Dünya tarihinde “geçiş dönemi yoktur “ demek için elimizde hiç kanıt yok .
Yoklugu iddia eden, kanit sunmaz. Ispati yapmasi gereken, birseyin varoldugunu savunandir cunku birseyin yoklugu ispat edilemez. Default durum, zaten "yok olma" durumudur.
Konuya donersek, tanima gore butun donemler birer gecis donemidir. Bir noktadan digerine gecilmektedir. Bu donemi bizim icin ozel kilan sey ise bu donemde, bizim yasiyor olmamiz. Onun otesinde cok da farkli bir konumu yok.
Mingitau
14/09/2003, 19:37
Olmama durumu da kanıtlanabilir. Ama pek fazla örneği yoktur. Mesela biri bir şey söyler. Doğru olmayan birşey. Onun doğru olmadığını ve bahsedilen gibi bir şey olmadığını kanıtlayabilirsiniz. Demek ki default durum olmama durumudur. Ama olduğu iddia edilince ve herkes olduğuna inanıyorsa, yokluk kanıtlanabilir. Tabii önce geçiş dönemini birinin bana kanıtlaması gerekiyor.
Gelelim geçiş dönemlerine : Dünya tarihinde “geçiş dönemi yoktur “ demek için elimizde hiç kanıt yok . Devrimler , savaşlar , imparatorlukların kurulması-yıkılması büyük liderler , büyük Peygamberler … bunların her biri birer geçiş dönemidir .
Demek ki kullanılmış.
Mingitau
14/09/2003, 19:41
Kısa bir not yokluğun kanıtlanması daha zordur. Çünkü insanlar bilinç altına giren var olma durumunu yok kabul etmeme eğilimindedirler.
Ama dedigin durumda yokluk kanitlanmiyor. Birseyin var oldugunu iddia eden kisinin, iddiasinin yanlis oldugu kanitlaniyor.
Yani yoklugu degil, kanitin gecersizligini kanitliyorsun.
Sizlere gelecekle ilgili bir tahminimi aciklayayim. Bunun gerceklesecegine neredeyse kesin gozuyle bakiyorum. Su an bu forumun uyesi olan kisilerin %80'i, 70 sene icinde olmus olacak ve 100 sene sonra, uyelerden hicbiri yasamiyor olacak.
Bana kalırsa gelecekte bıgun su gunun devlerı yerle bır olucak.. Suan gelısmekte olan bı kac ulke yada uzak dogu ıse ayaga kalkıcak.. Bu cokus esnasında cok buyuk bı catısmanın olmasıda olası, herseyın bırden bıre bı gecede degısmesıde..
Dıger taraftan cok cok uzun vadede bende ınsanoglunun yeryuzunden sılınıcegıne ınanıyorum.. Kırlenen cevre tuketılen kaynaklar ve bıtmek tukenmek bılmeyen hırslarımız bızım sonumuzu getırecek.. Ve dunyaya baska bır tur hakım olacak..
Hatta belkı tum yasam evrımlesecek ve asıt soluyan radyasyona dayanıklı ve atıkla beslenebılen canlılar turuycek.. Ama sonucta hayat bızle yada bızsız devam edıcek..
Dıger taraftan ınancım geregı kıyamet kopucak ve bız sorgulanıp, ya cezalandırılaz yada odullendırılıcez.. Sonuc olarak yasadıgımız hayat sonsuz degıl.. Kutsal olduguna ınandıgımız devletler degerler de oyle..
Bunedenle ınsanın kendını fazla abartmayıp, sıradan bı yasam surerek kımsenın canını yakmadan topraga gırmesınden yanayım..
Hatta soyle olabılırmı kı, tum sınırlar kalkıcak, tum devletler yıkılıcak teknolojı reddedılecek ve aborjınler gıbı dogal bı hayat surmeyı tercıh edıcez.. Yolculuklar olmıycak, savaslar yapılmıycak, her komın kendınden sorumlu ve her komın sadece kendıyle olucak..
Not: Bana kalırsa yukardakı pragraf bırbırıne tamamen zıt gorunen bı cok ıdolojının kesısme noktası.. Bu yuzden gunun bırınde gerceklestırılmesıde olası..
acemi:
Yoklugu iddia eden, kanit sunmaz. Ispati yapmasi gereken, birseyin varoldugunu savunandir
+1111111
Bir kişi eğer hindistan cevizini bize yok diye iddia ediyorsa
şunları yapmalıdır
bizi dünyanın heryerine götürüp "bak burada da yok"
"bak burada da yok"
"bak burada da yok"
"bak burada da yok"
hatta yetmedi 3 yılda zor gittiğimiz marsa götürüp "bak burada da yok" demeli
diğerlerine hiç girmeyeyim ne dersiniz? :)
işte bu sebebden dolayı kaidedirki "yokluk ispat edilmez"
ama varlık çok kolay ispat edilir
ben size sadece hindistan cevizin fotosunu göstersem :) hadi neyse bir tane hindistan cevizini eline versem çok kolaylıkla derim ki
"bak hindistan cevizi var"
EAN:
Ana rahminde olan; Biyoloji ile yakından uzaktan ilgili herkes bilir ki ana karnında çocuk gelişirken gerçekleşen aşama geçişleri kesinlikle bilinmemektedir. Kaynağının ne olduğu nasıl olduğu. Bu bilim adamlarının kafasını ağrıtan
bu yazıdaki gayb meselesine de +1
muharrem_tac
15/09/2003, 23:22
Bakın bu konu biraz dallandı.Biraz toparlayılam isterseniz : Şimdi "Bu dönem geçiş dönemi değildir . Geçiş dönemi denen birşey yoktur .Herşey normal ve kontrol altında..." gibi bir takım yazılar okudum ve yazmaya başladım :
"Dünya tarihi geçiş dönemi yoktur diyenlerin yaşındaki gün sayısı kadar geçiş dönemi görmüştür."
Bu yazıya baktım ve bir daha baktım.Kantarın topuzunu tutturamadığımı düşünerek bu cümleyi şu hale çevirdim :
"Dünya tarihinde “geçiş dönemi yoktur " demek için elimizde hiç kanıt yok . "
Bir de bu cümleye baktım ve bana da garip gelmesine karşılık aynen bıraktım.
Neyse geçelim . Burada konunun "geçiş dönemleri" ne kaymasını çok da uygun bulmayarak bu konu hakkında sonul birkaç şey söyleyelim :
"Sadece savaşlar , ihtilaller , büyük felaketler , büyük liderler , büyük Peygamberler " değil hemen hemen her onar yıllık dilimler birer geçiş dönemidir . Bu geçiş dönemleri kendi aralarında "yumuşak geçişler" ve "sert geçişler" olarak ikiye ayrılır . Yine yumuşak geçişler de kendi aralarında yumuşak ünsüzler ve sert ünsüzler olarak ikiye ayrılır falan filan...
niye bastan boyle aciklamadin yahu
tamam simdi oldu :)
Benim de demek istediğim buydu zaten.
Ya her zaman geçiş dönemidir. Ya da geçiş dönemi yoktur.
Yani sadece 1990 - 2020 arası çok önemli bir geçiş dönemidir demek, çok saçma ve bana göre hatalı bir saptamadır.
Mingitau
16/09/2003, 16:02
Orjinal mesajı gönderen eslem1
+1111111
Bir kişi eğer hindistan cevizini bize yok diye iddia ediyorsa
şunları yapmalıdır
bizi dünyanın heryerine götürüp "bak burada da yok"
"bak burada da yok"
"bak burada da yok"
"bak burada da yok"
hatta yetmedi 3 yılda zor gittiğimiz marsa götürüp "bak burada da yok" demeli
diğerlerine hiç girmeyeyim ne dersiniz? :)
işte bu sebebden dolayı kaidedirki "yokluk ispat edilmez"
ama varlık çok kolay ispat edilir
ben size sadece hindistan cevizin fotosunu göstersem :) hadi neyse bir tane hindistan cevizini eline versem çok kolaylıkla derim ki
"bak hindistan cevizi var"
Ebu Hanife eline bir bardak süt alır ve yabancıdan içindeki yağı göstermesini ister. Yabancı şaşırıp kalır.
Eğer ki tutup sütü yayıktan geçirse ve yağı ayırsa idi. Yağı gösterebilecekti. Sizce kainatı yayık içine koyup sallayınca tanrı ayrılır mı ?
Yokluk isbat edilir.
Güneykutbunda hindistan cevizi yoktur.
Orjinal mesajı gönderen Axion
(...)
Yokluk isbat edilir.
Güneykutbunda hindistan cevizi yoktur.
Ama güney kutbuna hindistan cevizi götürürsen olur!!
Mingitau
16/09/2003, 16:27
Rio de Jenario' da bir lokanta da "İsmail Bayıldı" isteyince patlıcanlı bir yemek bekliyemezsin.
Orjinal mesajı gönderen acemi
Ama dedigin durumda yokluk kanitlanmiyor. Birseyin var oldugunu iddia eden kisinin, iddiasinin yanlis oldugu kanitlaniyor.
Yani yoklugu degil, kanitin gecersizligini kanitliyorsun.
Yokluğu kanıtlamaktan kolay ne var. Yok Yoktur dersin ve karşındakinin paradoksu çözmesini beklersin...
Zaten bu, "default durumun yokluk olmasi" demek. Yokluk kanit gerektirmez.
Yokluk neden kanıt gerektirmesin ?
Birisi "Bu var" derse onun olmadığını mı ispatlamak zorundalığımız var, yoksa birisi "Bu yok" derse onun var olduğunu ispatlamak mı?
İkisi de aynı ölçü de. Allah var mı yok mu dedik mesela. Yok diyen ispatlasın. Böylece aslında yokluğun varlığını ispatlamış olur. Sonuçta ortaya çıkan yokluğun varlığı olur ki bu var demektir. O zaman yok vardır, var olan da yok olsa farketmez, sonuçta vardır.
muharrem_tac
18/09/2003, 00:03
Orjinal mesajı gönderen Ansugo
Yokluk neden kanıt gerektirmesin ?
Birisi "Bu var" derse onun olmadığını mı ispatlamak zorundalığımız var, yoksa birisi "Bu yok" derse onun var olduğunu ispatlamak mı?
İkisi de aynı ölçü de. Allah var mı yok mu dedik mesela. Yok diyen ispatlasın. Böylece aslında yokluğun varlığını ispatlamış olur. Sonuçta ortaya çıkan yokluğun varlığı olur ki bu var demektir. O zaman yok vardır, var olan da yok olsa farketmez, sonuçta vardır.
Tabii ki yokluğun da ispat istediği durumlar vardır . Bu yönteme matemetikte bile başvurulur ve adı sanıyorum "Olmayana Ergi" metoduydu . Bir teoremin doğruluğunu ispatlamak için onun tersinin olmayacağını kanıtlanır .
Yokun var olması tartışılırsa onun var olduğu kabul edilmiş olur. Bu yokun tartışılmasının bir paradoks oluşturacağının kanıtıdır.
Tabii ki yokluğun da ispat istediği durumlar vardır . Bu yönteme matemetikte bile başvurulur ve adı sanıyorum "Olmayana Ergi" metoduydu . Bir teoremin doğruluğunu ispatlamak için onun tersinin olmayacağını kanıtlanır .
Olmayana ergi metodu, zaten yoklugun ispat gerektirmiyor olmasindan dolayi cikmistir. Birseyin var oldugunu kabul edersin ve bunun sacma oldugunu gorunce default duruma (yani yokluga) geri donersin.
Bu metod ilk olarak Euclid tarafindan "en buyuk asal sayi yoktur" onermesini ispatlamak icin kullanilmistir. Yoklugu ispatlayamayacagi icin bu onermenin tersini (yani "en buyuk asal sayi vardir" onermesini) "var" kabul etmistir ve bunun yanlis oldugunu gostermistir. Ve boylece default duruma geri donmustur.
Default durum neden yokluk oluyor?
Default durum yokluk olmaz ise varlığın bir anlamı kalmaz.
Forum Yazılımı : vBulletin v3.6.8, Copyright ©2000-2008, Jelsoft Enterprises Ltd.