xXx
30/06/2006, 15:11
İzafiyet Teorisi ne menem bişeydir?
Bizler Galileo’dan beri biliriz ki, hızımız ne olursa olsun sabit hızla hareket ettiğimizde, çevremizdeki cisimlere bakmadan hareket edip etmediğimizi söyleyebilmemizin hiçbir yolu yoktur. Evet dünya üzerinde bir arabayla giderken sallantıdan bunu hissedebiliriz, ancak sürtünme kuvvetinin olmadığı uzayda, hatta bir uçak içinde bile 700 km gibi yüksek hızlara rağmen üzerimizde hızdan kaynaklanan hiçbir etki hissetmeyiz. Bunun sebebi eylemsizlik ilkesidir. Tüm cisimler sadece hızlanırken üzerlerinde bir kuvvet oluşur ancak sabit bir hızla hareket ediyorsak, eylemsizlik ilkesi gereği artık o hıza sahibizdir ve bunu algılamamızın –etrafımıza bakmak dışında- hiç bir yolu yoktur.
Aslına bakarsanız etrafımıza bakmamız bile bize mutlak anlamda neyin hareket ettiği konusunda bilgi vermez, çünkü sonsuz boşlukta birbirinin yanından geçen iki cismin birinin içindeysek, biz kendimizi duruyor, ama diğer taşıtı yanımızdan geçiyor gibi görürüz. Tabi diğer taşıttaki arkadaşa sorduğunuzda onun da vereceği cevap tamamen aynıdır.
Aslında böyle bir max sahnesi oluşturup birbirine doğru süratle hareket eden iki kamera yapıp her bir kameranın gözünden ne göründüğüne bakabilirsiniz. Bu bilgi, kimimizin çok iyi bilmesine karşın, bir çoklarımız içinse yeni bir bilgi olabilir. Bir çoğumuz hayatımız boyunca bir an bile durup bununla ilgili olarak düşünmemişizdir. Ama dünyamızın ne yöne doğru gittiği ya da ne hızla gittiği konusunda hiç bir fikrimizin olmaması beni çoğu zaman dehşete düşürmüştür. Bu arada günümüzde dalga mekaniğinin bize sunduğu verilerle dünyanın uzaydaki mutlak hızının bilindiğini de hatırlatmadan geçmemeliyim. Ama yine de hareketimizi hiç bir koşulda hissedemiyor olmak gerçekten ürkütücü.
İşte bir araba saatte 100 km hızla gidiyorsa aslında yere göre 100 kilometre hızla gidiyordur deriz. Yer de aslında, arabaya göre 100 km hızla gidiyor gibidir. Eğer iki arabadan biri 100 diğeri 120 km hızla aynı yöne gidiyorsa, hızlı olan yavaş olana göre 20 km hızla gidiyor gibi görünür. İkisi de 100 km hızla gidiyorsa birbirlerini duruyor gibi görürler. Çünkü hep yanyana olurlar; ama yere göre yine gitmektedirler.
İki cismin birbirine göre hızlarının etkisini eminim gayet iyi anladınız. Fakat 19. yy sonunda yapılan bir deney bize, bildiğimiz bu hareket kanunlarına hiç de uymayan bambaşka bir hareketi gösterdi:
Işığın hareketi!
Deminki araba örneklerine uyarlarsak, Işık hızını 300.000 olarak kabul edelim ve 300.000 km/sn hızla giden bir taşıtta olduğumuzu düşünelim. Yerden bakan biri bizi 300.000 km/sn hızla gidiyor görecek. Bi diğer araç da önümüzde 299.000 km/sn hızla gidiyor olsun. Eski bilgilerimize istinaden HİÇ TEREDDÜT ETMEYEREK, Arkadaki araba öndekinin yanından 1000 km/sn hızla geçecektir diye düşünürüz değil mi?
Malesef öyle değil!!!
Düşünsenize yerden baktığımda 300 km hızla giden bir araba var. Ben de 300 ile gitsem onun yanıbaşında giderim diye düşünüyorum. 310 la gitsem, 10 km farktan dolayı yanından 10 la geçerim. Bunu şöyle de söyleyebilirsiniz. Bir uçakta 1000 km/st hızla uçarken 2000 km/st hızla giden bir füze ateşliyorum. Uçağa göre füzenin hızı 2000 km dir, ama yere göre uçağın hızı+füzenin hızı =3000km/st olur çünkü füze kendi 2000km lik hızından ayrı olarak, uçaktan atıldığı için uçağın hızına da sahiptir.
Bu o kadar alıştığımız bir bilgidir ki. Kesinlikle doğru olduğuna inanırız. Aksini düşünemeyiz bile. Tren saniyede 100 metre yol alıyorsa, ben de saniyede 5 metre yol alıyorsam, bir saniye sonra ne kadar yol alırım? Tabii ki 105 metre. Aksi düşünülebilir mi?
Ama 19. yy sonunda yapılan bir deney, 300.000km/sn olan ışık hızının, 30 km/sn lik dünyanın hızından hiç bir şekilde etkilenmediğini gösterdi. Adeta tren 100m gidiyor, siz de 5 metre gidiyorsunuz. Ama yere göre bi ölçüyorsunuz ki, gene 100 metre yol almışsınız. Dünya 30 la gidiyor, ışık dünyadan 300.000 le ayrılıyor. Ama bi ölçüyorsunuz ışık yine 300.000 km yol alıyor. Daha korkuncu da var:
Siz de 299.000 km/sn hızla gidiyorsunuz. Arkanızdan bir ışık geliyor ve sizi geçiyor. Işık sizin yanınızdan SİZE GÖRE yine 300.000 km/sn hızla geçiyor... Siz 299.000 le gidiyorsunuz zaten. Işık da sizin yanınızdan size göre 300.000 le geçiyor. Bu durumda yerden bakıldığında arkanızdan gelen ışığın 599.000 km hız yapması gerekiyor. Ama olmuyorr :S
Işığı herkes aynı hızda görüyor. Bu mantığa tamamen aykırı bir durum.
Bilim adamları 40 yılı aşkın zaman bu sorunu çözmek için uğraştılar. Kafadan teoriler uyduranlar oldu. Hatta öyle içinden çıkamadılar ki, bilim adamları arasında bu uydurma kurallardan birini kabullenmeyi tercih edenler çoğunluktaydı. Çözülmesi olanaksız görünen bu sorunu sıradışı yaklaşımıyla çözen ise, matematik bilgisi bile oldukça kötü olan Albert Einstein oldu.
Einstein böyle tuhaf bir durumun ancak zaman ve uzaklıkların hıza bağlı olarak değişmesi halinde gerçekleşebileceğini gördü ve sabit hızla ilerlediğine inandığımız zamanın da aslında sabit olmadığını ve hıza bağlı olarak farklı bir hızda aktığını söyledi ve bu söyleminde de çok haklıydı. O güne kadar açıklayamadığımız yüksek hızlardan kaynaklanan bir çok mantıksız durum Einstein’ın İzafiyet Teorisi’yle ortaya attığı formüllerle kusursuz biçimde açıklanıyordu.
Sayılarla neler olup bittiğini söylemek gerekirse:
260.000km/sn hızla bir taşıtta 10 dakika geçirdiğinizde dünyaya döndüğünüzde dünyada 20 dakika geçiyor. Tabi yüksek hızlarda hareket eden cisimler için sadece zaman yavaşlamıyor aynı zamanda uzaklıklar da kısa ölçülüyor.
Bugün kullandığımız televizyonlarda, görüntüyü oluşturan elektronların 100.000 km yi bulan hızından dolayı TV nizin boyunun, elektronlar için olduğundan daha kısa olduğunu ve bu mesafe farkının odaklama konusunda problem çıkardığını biliyor muydunuz. Televizyonlar, İzafiyetin etkileri hesaba katılarak yapılır.
Teorinin daha muhteşem ve keyifli yönleri de var. Ama burada ağzınıza bir parmak bal çalıp bırakmayı tercih ediyorum çünkü bunun üzerinde hepimizin vakit ayırıp düşünmesi gerektiğine inanıyorum. Ayrıca teoride hala açığa kavuşması gereken ama bilimadamlarının üzerinde durmaya bile gerek duymadığı noktalar var. Yürekten inanıyorum ki, teori aslında tam olarak anlaşılmış değil. Ne yazık ki, bu konuda bilgilenmek için duyacağınız heves, sizden çok daha fazla zaman harcadıkları için sizin bu konuyu öğrenme isteğinize burun kıvırarak bakan uzmanların, heves kırıcı sözleriyle kursağınızda kalabilir. Ama içinde, hayatın çok derin bazı sorularına cevaplar taşıdığına inandığım bu teoriyi anlamak için birkaç gününüzü olsun ayırmanızı tavsiye ederim.
İzafiyet Teorisi kesinlikle bildiğiniz sıkıcı sayısal derslerden biri gibi değil. İşin en keyifli yanı ise, teorinin anlaşılabilmek için, yüksek matematik bilgisinden çok, yüksek hayal gücüne ihtiyaç duyması. Teorideki en ileri matematik lisedeki pisagor teoremi: Yani bir dik üçgenin iki kısa kenarının kareleri toplamı, en uzun kenarının karesine eşittir diye bildiğimiz kural.
Einstein tarihin en akılalmaz formüllerini bu basit geometri denkleminden çıkarıyor. Bu noktadan sonra da geriye söylenecek tek şey kalıyor:
Bundan böyle saatlerimize bakarken bir kez daha düşünmemiz gerek. :)
http://www.izafiyetteorisi.com/teori.htm
---------------------------------------
99 depreminde istanbulda idim o felaket sarsıntıyı an ve an askerde koğuşumda yaşadım.
alaka ne diyeceksiniz şöyleki,
sarsıntı sırasında ranzadan fırladığımda ilk tepkim saatime bakmak olmuştu
dakika 03:47
o panikde koğuş binasından indiğimde saatime tekrar baktım
dakika 03:45
2-3 dk. geçmiş olmalı tüm karagah içtima alanında toplanmış noluyoruz karmaşasında saatime tekrar baktığımda
dakika 03:42
o gece uzerınde fazla durmamıştım hatta çok sonraları aklıma geldi zamandaki bu düzensizlik, bu dakikalar panik anıdır adrenalin fırlamasıdır goz yanılgısıdır olabilirmi diye çok düşündüm ama nöbetlerin yazılmasında birfiil bulunan biri olarak saat konusunda o günlerde yanılma/yadsıma ihtimalım imkansız gibi birşeydi.
------------------------
neyse evrimdi yaradılışdı derinlemesine tartışılan sitelerin birinde yaradılış ve 6 gün konusunda şöyle bir mesaj dikkatimi çekti,
-
Bir kaç ayetten size örnekler sunacağım..
"... Gerçekten, senin Rabbinin Katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir." (Hac Suresi, 47)
"Dedi ki: 'Yıl sayısı olarak yeryüzünde ne kadar kaldınız?" Dediler ki: "Bir gün ya da bir günün birazı kadar kaldık, sayanlara sor." Dedi ki: "Yalnızca az (zaman) kaldınız, gerçekten bir bilseydiniz.'" (Müminun Suresi, 112-114)
Ve yine Mearic Suresi, 4.Ayet’te “süresi elli bin yıl olan bir gün” den bahsedilir..
Yani, “gün” kavramı (Güneş, ay, gün, yıl gibi konuların geçtiği) günlük anlamı dışında, Kur’an-Kerim’de çeşitli ayetlerde “belirli bir süre, çağ, devir, an” anlamlarında da kullanılmıştır. Ayrıca, Kur’an-ı Kerim’de çeşitli ayetlerde zamanın izafiliğine de işaret edilmektedir.
-
şimdi birbirinden kopuk gibi görünen 3 parça,
izafiyet teorisi/deprem sırasında yaşadıklarım/kurandaki zaman kavramı çerçevesinde,
yaradılış daki zaman kavramı ile izafiyet teorisi arasında sağlam bir bağ kurabilirmiyiz.
deprem sırasında yaşadığım bu olay ile izafiyet teorisi arasında bir bağ olabilirmi yada açıklanmasına yardımı olabilirmi.
:garip:
Bizler Galileo’dan beri biliriz ki, hızımız ne olursa olsun sabit hızla hareket ettiğimizde, çevremizdeki cisimlere bakmadan hareket edip etmediğimizi söyleyebilmemizin hiçbir yolu yoktur. Evet dünya üzerinde bir arabayla giderken sallantıdan bunu hissedebiliriz, ancak sürtünme kuvvetinin olmadığı uzayda, hatta bir uçak içinde bile 700 km gibi yüksek hızlara rağmen üzerimizde hızdan kaynaklanan hiçbir etki hissetmeyiz. Bunun sebebi eylemsizlik ilkesidir. Tüm cisimler sadece hızlanırken üzerlerinde bir kuvvet oluşur ancak sabit bir hızla hareket ediyorsak, eylemsizlik ilkesi gereği artık o hıza sahibizdir ve bunu algılamamızın –etrafımıza bakmak dışında- hiç bir yolu yoktur.
Aslına bakarsanız etrafımıza bakmamız bile bize mutlak anlamda neyin hareket ettiği konusunda bilgi vermez, çünkü sonsuz boşlukta birbirinin yanından geçen iki cismin birinin içindeysek, biz kendimizi duruyor, ama diğer taşıtı yanımızdan geçiyor gibi görürüz. Tabi diğer taşıttaki arkadaşa sorduğunuzda onun da vereceği cevap tamamen aynıdır.
Aslında böyle bir max sahnesi oluşturup birbirine doğru süratle hareket eden iki kamera yapıp her bir kameranın gözünden ne göründüğüne bakabilirsiniz. Bu bilgi, kimimizin çok iyi bilmesine karşın, bir çoklarımız içinse yeni bir bilgi olabilir. Bir çoğumuz hayatımız boyunca bir an bile durup bununla ilgili olarak düşünmemişizdir. Ama dünyamızın ne yöne doğru gittiği ya da ne hızla gittiği konusunda hiç bir fikrimizin olmaması beni çoğu zaman dehşete düşürmüştür. Bu arada günümüzde dalga mekaniğinin bize sunduğu verilerle dünyanın uzaydaki mutlak hızının bilindiğini de hatırlatmadan geçmemeliyim. Ama yine de hareketimizi hiç bir koşulda hissedemiyor olmak gerçekten ürkütücü.
İşte bir araba saatte 100 km hızla gidiyorsa aslında yere göre 100 kilometre hızla gidiyordur deriz. Yer de aslında, arabaya göre 100 km hızla gidiyor gibidir. Eğer iki arabadan biri 100 diğeri 120 km hızla aynı yöne gidiyorsa, hızlı olan yavaş olana göre 20 km hızla gidiyor gibi görünür. İkisi de 100 km hızla gidiyorsa birbirlerini duruyor gibi görürler. Çünkü hep yanyana olurlar; ama yere göre yine gitmektedirler.
İki cismin birbirine göre hızlarının etkisini eminim gayet iyi anladınız. Fakat 19. yy sonunda yapılan bir deney bize, bildiğimiz bu hareket kanunlarına hiç de uymayan bambaşka bir hareketi gösterdi:
Işığın hareketi!
Deminki araba örneklerine uyarlarsak, Işık hızını 300.000 olarak kabul edelim ve 300.000 km/sn hızla giden bir taşıtta olduğumuzu düşünelim. Yerden bakan biri bizi 300.000 km/sn hızla gidiyor görecek. Bi diğer araç da önümüzde 299.000 km/sn hızla gidiyor olsun. Eski bilgilerimize istinaden HİÇ TEREDDÜT ETMEYEREK, Arkadaki araba öndekinin yanından 1000 km/sn hızla geçecektir diye düşünürüz değil mi?
Malesef öyle değil!!!
Düşünsenize yerden baktığımda 300 km hızla giden bir araba var. Ben de 300 ile gitsem onun yanıbaşında giderim diye düşünüyorum. 310 la gitsem, 10 km farktan dolayı yanından 10 la geçerim. Bunu şöyle de söyleyebilirsiniz. Bir uçakta 1000 km/st hızla uçarken 2000 km/st hızla giden bir füze ateşliyorum. Uçağa göre füzenin hızı 2000 km dir, ama yere göre uçağın hızı+füzenin hızı =3000km/st olur çünkü füze kendi 2000km lik hızından ayrı olarak, uçaktan atıldığı için uçağın hızına da sahiptir.
Bu o kadar alıştığımız bir bilgidir ki. Kesinlikle doğru olduğuna inanırız. Aksini düşünemeyiz bile. Tren saniyede 100 metre yol alıyorsa, ben de saniyede 5 metre yol alıyorsam, bir saniye sonra ne kadar yol alırım? Tabii ki 105 metre. Aksi düşünülebilir mi?
Ama 19. yy sonunda yapılan bir deney, 300.000km/sn olan ışık hızının, 30 km/sn lik dünyanın hızından hiç bir şekilde etkilenmediğini gösterdi. Adeta tren 100m gidiyor, siz de 5 metre gidiyorsunuz. Ama yere göre bi ölçüyorsunuz ki, gene 100 metre yol almışsınız. Dünya 30 la gidiyor, ışık dünyadan 300.000 le ayrılıyor. Ama bi ölçüyorsunuz ışık yine 300.000 km yol alıyor. Daha korkuncu da var:
Siz de 299.000 km/sn hızla gidiyorsunuz. Arkanızdan bir ışık geliyor ve sizi geçiyor. Işık sizin yanınızdan SİZE GÖRE yine 300.000 km/sn hızla geçiyor... Siz 299.000 le gidiyorsunuz zaten. Işık da sizin yanınızdan size göre 300.000 le geçiyor. Bu durumda yerden bakıldığında arkanızdan gelen ışığın 599.000 km hız yapması gerekiyor. Ama olmuyorr :S
Işığı herkes aynı hızda görüyor. Bu mantığa tamamen aykırı bir durum.
Bilim adamları 40 yılı aşkın zaman bu sorunu çözmek için uğraştılar. Kafadan teoriler uyduranlar oldu. Hatta öyle içinden çıkamadılar ki, bilim adamları arasında bu uydurma kurallardan birini kabullenmeyi tercih edenler çoğunluktaydı. Çözülmesi olanaksız görünen bu sorunu sıradışı yaklaşımıyla çözen ise, matematik bilgisi bile oldukça kötü olan Albert Einstein oldu.
Einstein böyle tuhaf bir durumun ancak zaman ve uzaklıkların hıza bağlı olarak değişmesi halinde gerçekleşebileceğini gördü ve sabit hızla ilerlediğine inandığımız zamanın da aslında sabit olmadığını ve hıza bağlı olarak farklı bir hızda aktığını söyledi ve bu söyleminde de çok haklıydı. O güne kadar açıklayamadığımız yüksek hızlardan kaynaklanan bir çok mantıksız durum Einstein’ın İzafiyet Teorisi’yle ortaya attığı formüllerle kusursuz biçimde açıklanıyordu.
Sayılarla neler olup bittiğini söylemek gerekirse:
260.000km/sn hızla bir taşıtta 10 dakika geçirdiğinizde dünyaya döndüğünüzde dünyada 20 dakika geçiyor. Tabi yüksek hızlarda hareket eden cisimler için sadece zaman yavaşlamıyor aynı zamanda uzaklıklar da kısa ölçülüyor.
Bugün kullandığımız televizyonlarda, görüntüyü oluşturan elektronların 100.000 km yi bulan hızından dolayı TV nizin boyunun, elektronlar için olduğundan daha kısa olduğunu ve bu mesafe farkının odaklama konusunda problem çıkardığını biliyor muydunuz. Televizyonlar, İzafiyetin etkileri hesaba katılarak yapılır.
Teorinin daha muhteşem ve keyifli yönleri de var. Ama burada ağzınıza bir parmak bal çalıp bırakmayı tercih ediyorum çünkü bunun üzerinde hepimizin vakit ayırıp düşünmesi gerektiğine inanıyorum. Ayrıca teoride hala açığa kavuşması gereken ama bilimadamlarının üzerinde durmaya bile gerek duymadığı noktalar var. Yürekten inanıyorum ki, teori aslında tam olarak anlaşılmış değil. Ne yazık ki, bu konuda bilgilenmek için duyacağınız heves, sizden çok daha fazla zaman harcadıkları için sizin bu konuyu öğrenme isteğinize burun kıvırarak bakan uzmanların, heves kırıcı sözleriyle kursağınızda kalabilir. Ama içinde, hayatın çok derin bazı sorularına cevaplar taşıdığına inandığım bu teoriyi anlamak için birkaç gününüzü olsun ayırmanızı tavsiye ederim.
İzafiyet Teorisi kesinlikle bildiğiniz sıkıcı sayısal derslerden biri gibi değil. İşin en keyifli yanı ise, teorinin anlaşılabilmek için, yüksek matematik bilgisinden çok, yüksek hayal gücüne ihtiyaç duyması. Teorideki en ileri matematik lisedeki pisagor teoremi: Yani bir dik üçgenin iki kısa kenarının kareleri toplamı, en uzun kenarının karesine eşittir diye bildiğimiz kural.
Einstein tarihin en akılalmaz formüllerini bu basit geometri denkleminden çıkarıyor. Bu noktadan sonra da geriye söylenecek tek şey kalıyor:
Bundan böyle saatlerimize bakarken bir kez daha düşünmemiz gerek. :)
http://www.izafiyetteorisi.com/teori.htm
---------------------------------------
99 depreminde istanbulda idim o felaket sarsıntıyı an ve an askerde koğuşumda yaşadım.
alaka ne diyeceksiniz şöyleki,
sarsıntı sırasında ranzadan fırladığımda ilk tepkim saatime bakmak olmuştu
dakika 03:47
o panikde koğuş binasından indiğimde saatime tekrar baktım
dakika 03:45
2-3 dk. geçmiş olmalı tüm karagah içtima alanında toplanmış noluyoruz karmaşasında saatime tekrar baktığımda
dakika 03:42
o gece uzerınde fazla durmamıştım hatta çok sonraları aklıma geldi zamandaki bu düzensizlik, bu dakikalar panik anıdır adrenalin fırlamasıdır goz yanılgısıdır olabilirmi diye çok düşündüm ama nöbetlerin yazılmasında birfiil bulunan biri olarak saat konusunda o günlerde yanılma/yadsıma ihtimalım imkansız gibi birşeydi.
------------------------
neyse evrimdi yaradılışdı derinlemesine tartışılan sitelerin birinde yaradılış ve 6 gün konusunda şöyle bir mesaj dikkatimi çekti,
-
Bir kaç ayetten size örnekler sunacağım..
"... Gerçekten, senin Rabbinin Katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir." (Hac Suresi, 47)
"Dedi ki: 'Yıl sayısı olarak yeryüzünde ne kadar kaldınız?" Dediler ki: "Bir gün ya da bir günün birazı kadar kaldık, sayanlara sor." Dedi ki: "Yalnızca az (zaman) kaldınız, gerçekten bir bilseydiniz.'" (Müminun Suresi, 112-114)
Ve yine Mearic Suresi, 4.Ayet’te “süresi elli bin yıl olan bir gün” den bahsedilir..
Yani, “gün” kavramı (Güneş, ay, gün, yıl gibi konuların geçtiği) günlük anlamı dışında, Kur’an-Kerim’de çeşitli ayetlerde “belirli bir süre, çağ, devir, an” anlamlarında da kullanılmıştır. Ayrıca, Kur’an-ı Kerim’de çeşitli ayetlerde zamanın izafiliğine de işaret edilmektedir.
-
şimdi birbirinden kopuk gibi görünen 3 parça,
izafiyet teorisi/deprem sırasında yaşadıklarım/kurandaki zaman kavramı çerçevesinde,
yaradılış daki zaman kavramı ile izafiyet teorisi arasında sağlam bir bağ kurabilirmiyiz.
deprem sırasında yaşadığım bu olay ile izafiyet teorisi arasında bir bağ olabilirmi yada açıklanmasına yardımı olabilirmi.
:garip: