Ali Sarı
17/01/2003, 21:53
Onların içinden, onların hikayesi...
Hep izlerdekik televizyonlardan, okurduk gazetelerden, duyardık radyolardan onların hikayesini, ama ne kadar anlardık onların neler çektiğini, onların içinde olmadan, sıkıntılarını paylaşmadan, birazcık da olsa onlardan olmadan, olamadan.
Şimdi onların içindeyim, daha ilk gün, kaydolmaya gittiğim ilk gün, birazcık da olsa anlamıştım onların hikayesini, neler çektiklerini. İçim burkulmuştu, başı önünde, "Böyle olur mu? Şöyle olur mu?" diyip duruyordu. Karşısındaki görevli de "Benim elimden gelen bir şey yok, yarın kayıt için son gün, isterseniz siz bugün gidin, iyice düşünün yarın gelin." diyordu.
Sonrasını bilmiyordum ama onun nasıl bir hal içinde olduğunu gün geçtikçe anlıyordum. Her gün ama her gün biraz daha anlıyordum, ve her gün içim daha da burkuluyor, bu yapılana karşı bir açıklama getirmeye çalışıyordum ancak hiçbir kitapta, hiçbir vicdanda bunu açıklayacak bir şey yoktu. Ancak durum açıkça gösteriyordu ki, birileri, bunu her nasıl olmuşsa kitabına uydurmuşlar, ve vicdanlarına sığdırabilmişlerdi.
Merak içindeydim. Ne yapmıştı acaba? Kayıt olmuş muydu, yoksa insanlığına, onuruna, şerefine inancına, değerlerine yapılan bu saldırıyı içine sindirip, "Buraya kadarmış" mı demişti?
Çok geçmedi ki öğrendim. Karar vermişti, mücadele edecekti, yılmak yok demişti, hiçbir yerde hiçbir şekilde olmayan bu muameleye rıza göstermişti, ama eminim ki, akıtmak isteyip de akıtamadığı gözyaşları bir yerlere akıyor, ve bir gün o gözyaşlarının oluşturduğu göl, bir işe yarayacaktı.
Belki bir çok kişi, birçok bilmiş, kendini birçok şeye sonuna kadar bağlı sayanlar dahası sananlar, kendilerinde ona "Okuma be!" diyebilecek cüreti bulabiliyor olacaktı ki oluyordu da, ama o, hem bu zulme maruz kalmasına sebebiyet verenlere karşı hem de ona destek olması gerekip, ona köstek olanlarla mücadele edecekti, karar vermişti, kararlıydı, yapacaktı ve yapıyordu.
Bir şekilde okula gelip gidiyordu ve okulda bir sorun çıkmıyordu. Ama onu ve onları, okul kapısında, her gördüğümde içim daha da burkuluyor, onları daha iyi anlıyor, her gün biraz daha onlardan oluyordum, oluyorduk.
Final zamanı gelip çatmıştı. Finaldeydik, herkeste sınav heyecanı, sorular bekleniyordu ki, olan olmuştu. Bir insanın onuruyla oynayan, onu nasıl yıldırırım mücadelesinde olanlar sahnedeydi ve başındaki bereyi çıkartmasını söylüyordu.
Olamazdı böyle bir şey! Bere bu. Kime ne zararı vardı ki? "Çıkarmayacağım." dedi, ağlamaklı bir sesle, ardından gözyaşları geldi. Ardından "Çıkmak istiyorum." dedi, süzülen gözyaşlarıyla beraber. Ama, bir mücadelede olduğunu, yılmaması, mücadele etmesi gerektiğinin inancına bir daha, daha büyük bir inançla, azimle, hırsla inanmıştı. Çıkmadı, içine akıttı kinini, hesap gününe bırakmıştı alacağını, onuruna karşı yapılan bu zulmü.
Daha bir onlardan olmuştuk, daha bir anlamıştık neler çektiğini, çektiklerini, daha bir inanmıştık onların samimiyetlerine, daha bir destek olmamız gerektiğinin farkına varmıştık. Ve artık final kimsenin umurunda değildi. Herkes onun gözyaşlarından bir parçayı içine akıtıyordu, ve herkes yumruğunu sıkıyor, bir şey yapamıyor olmanın verdiği acı ile, ona, onlara daha da bir inanıyor, daha bir güveniyor, güveniyorduk.
Ve bir gün işe yarayacak olan, gözyaşlarıyla oluşan o göl, büyümeye devam ediyordu.
Ve bizler anlıyorduk artık onların hikayesini. Olanlar, onlardan biri olmaya başlamadan önce öğrendiklerimizle sınırlı değildi. Gözyaşının, sıkılan yumrukların, verilen mücadelenin ne kadar zor olduğunu, buna dayanmanın o kadar kolay olmadığını.
Herkes bir şey yapılması gerektiği konusunda hemfikirdi ama kimse ne yapılabileceği konusunda en ufak bir fikre sahip değildi. Herkes bir şey söylüyordu, kabul ediliyordu, ama yapılacak bu şeyin yapılmasına onlar değil, onlardan olmaya çalışan, onlar kadar sıkıntı çekenler karar veriyor, "Bu daha da zarar verir." deyip, yumruklar sıkılmaya, "Bir gün mutlaka." denmeye devam ediliyordu.
Bu zulüm devam ediyor, hala birileri, onlarla uğraşmayı marifet sanıp, onları yıldırmaya çalışıyor. Ancak bilmiyorlar ki, onlara karşı giriştikleri her hareket, her olay, onları yaptıkları işin ne kadar doğru olduğuna bir daha, bir daha inandırıyor, azimlerine azim katıyor, yılmak yok demeye devam, demelerine, dememize yarıyordu.
Mücadele devam ediyor, ama zulüm de devam ediyor. Bu sesi kim, ne zaman duyacak bilmiyoruz ama artık duymak zorundalar. Zira gözyaşlarıyla her gün daha da büyüyen o gölde herkese yetecek kadar yer var.
Abdullah Mustafa
Hep izlerdekik televizyonlardan, okurduk gazetelerden, duyardık radyolardan onların hikayesini, ama ne kadar anlardık onların neler çektiğini, onların içinde olmadan, sıkıntılarını paylaşmadan, birazcık da olsa onlardan olmadan, olamadan.
Şimdi onların içindeyim, daha ilk gün, kaydolmaya gittiğim ilk gün, birazcık da olsa anlamıştım onların hikayesini, neler çektiklerini. İçim burkulmuştu, başı önünde, "Böyle olur mu? Şöyle olur mu?" diyip duruyordu. Karşısındaki görevli de "Benim elimden gelen bir şey yok, yarın kayıt için son gün, isterseniz siz bugün gidin, iyice düşünün yarın gelin." diyordu.
Sonrasını bilmiyordum ama onun nasıl bir hal içinde olduğunu gün geçtikçe anlıyordum. Her gün ama her gün biraz daha anlıyordum, ve her gün içim daha da burkuluyor, bu yapılana karşı bir açıklama getirmeye çalışıyordum ancak hiçbir kitapta, hiçbir vicdanda bunu açıklayacak bir şey yoktu. Ancak durum açıkça gösteriyordu ki, birileri, bunu her nasıl olmuşsa kitabına uydurmuşlar, ve vicdanlarına sığdırabilmişlerdi.
Merak içindeydim. Ne yapmıştı acaba? Kayıt olmuş muydu, yoksa insanlığına, onuruna, şerefine inancına, değerlerine yapılan bu saldırıyı içine sindirip, "Buraya kadarmış" mı demişti?
Çok geçmedi ki öğrendim. Karar vermişti, mücadele edecekti, yılmak yok demişti, hiçbir yerde hiçbir şekilde olmayan bu muameleye rıza göstermişti, ama eminim ki, akıtmak isteyip de akıtamadığı gözyaşları bir yerlere akıyor, ve bir gün o gözyaşlarının oluşturduğu göl, bir işe yarayacaktı.
Belki bir çok kişi, birçok bilmiş, kendini birçok şeye sonuna kadar bağlı sayanlar dahası sananlar, kendilerinde ona "Okuma be!" diyebilecek cüreti bulabiliyor olacaktı ki oluyordu da, ama o, hem bu zulme maruz kalmasına sebebiyet verenlere karşı hem de ona destek olması gerekip, ona köstek olanlarla mücadele edecekti, karar vermişti, kararlıydı, yapacaktı ve yapıyordu.
Bir şekilde okula gelip gidiyordu ve okulda bir sorun çıkmıyordu. Ama onu ve onları, okul kapısında, her gördüğümde içim daha da burkuluyor, onları daha iyi anlıyor, her gün biraz daha onlardan oluyordum, oluyorduk.
Final zamanı gelip çatmıştı. Finaldeydik, herkeste sınav heyecanı, sorular bekleniyordu ki, olan olmuştu. Bir insanın onuruyla oynayan, onu nasıl yıldırırım mücadelesinde olanlar sahnedeydi ve başındaki bereyi çıkartmasını söylüyordu.
Olamazdı böyle bir şey! Bere bu. Kime ne zararı vardı ki? "Çıkarmayacağım." dedi, ağlamaklı bir sesle, ardından gözyaşları geldi. Ardından "Çıkmak istiyorum." dedi, süzülen gözyaşlarıyla beraber. Ama, bir mücadelede olduğunu, yılmaması, mücadele etmesi gerektiğinin inancına bir daha, daha büyük bir inançla, azimle, hırsla inanmıştı. Çıkmadı, içine akıttı kinini, hesap gününe bırakmıştı alacağını, onuruna karşı yapılan bu zulmü.
Daha bir onlardan olmuştuk, daha bir anlamıştık neler çektiğini, çektiklerini, daha bir inanmıştık onların samimiyetlerine, daha bir destek olmamız gerektiğinin farkına varmıştık. Ve artık final kimsenin umurunda değildi. Herkes onun gözyaşlarından bir parçayı içine akıtıyordu, ve herkes yumruğunu sıkıyor, bir şey yapamıyor olmanın verdiği acı ile, ona, onlara daha da bir inanıyor, daha bir güveniyor, güveniyorduk.
Ve bir gün işe yarayacak olan, gözyaşlarıyla oluşan o göl, büyümeye devam ediyordu.
Ve bizler anlıyorduk artık onların hikayesini. Olanlar, onlardan biri olmaya başlamadan önce öğrendiklerimizle sınırlı değildi. Gözyaşının, sıkılan yumrukların, verilen mücadelenin ne kadar zor olduğunu, buna dayanmanın o kadar kolay olmadığını.
Herkes bir şey yapılması gerektiği konusunda hemfikirdi ama kimse ne yapılabileceği konusunda en ufak bir fikre sahip değildi. Herkes bir şey söylüyordu, kabul ediliyordu, ama yapılacak bu şeyin yapılmasına onlar değil, onlardan olmaya çalışan, onlar kadar sıkıntı çekenler karar veriyor, "Bu daha da zarar verir." deyip, yumruklar sıkılmaya, "Bir gün mutlaka." denmeye devam ediliyordu.
Bu zulüm devam ediyor, hala birileri, onlarla uğraşmayı marifet sanıp, onları yıldırmaya çalışıyor. Ancak bilmiyorlar ki, onlara karşı giriştikleri her hareket, her olay, onları yaptıkları işin ne kadar doğru olduğuna bir daha, bir daha inandırıyor, azimlerine azim katıyor, yılmak yok demeye devam, demelerine, dememize yarıyordu.
Mücadele devam ediyor, ama zulüm de devam ediyor. Bu sesi kim, ne zaman duyacak bilmiyoruz ama artık duymak zorundalar. Zira gözyaşlarıyla her gün daha da büyüyen o gölde herkese yetecek kadar yer var.
Abdullah Mustafa