PDA

Tam Sürümünü Görmek İçin : sonunda bir taş parçası; o kadar ...


BERK
27/11/2002, 20:19
Bir taş parçası sonunda. Nedir ki bir taş parçasının değeri. Değersiz bir taş parçası sakın ola yalnış anlaşılmaya. Bir pırlanta değil mesela. Ya da bir zümrüt, ya da elmas. Kayadan kopmuş donmuş kalmış son derece sıradan bir taş parçası üstü ve de altı.

Taş dediğiniz nedir ki....
Kuşkusuz bir zamanlar bir can vardır her sıradan taş parçasında da... Ama bitmiştir nihayetinde. Yaşadığı kadar yaşamıştır ağaçlar, hayvanlar ya da bitkiler ya da aşklar , ya da heyecanlar....

Önce yere düşmüştür sonra yıllar rüzgarlarla - ki serttir muhakkak- törpülemiştir en yumuşak zerreciklerine kadar her bir tanesi-ni.
Taş dediğin binlerce ölmüş hücre değil mi ki zaten. Ya da yaşanmışlık mı demeli...tükenmiş, çekmiş, gitmiş...

Geriye ağırlığınca bir taş parçası kaldı şimdi. DEĞERSİZ.
Ne yapılır sıradan bir çakıl taşı ile. ..
Bir sapana koyup uzaklara çok çok uzaklara atabilirsiniz mesela. Ya da ...
Camlarını kırarsınız başkalarının, evlerinin, kalplerinin. Gözünü karartınca insan sallayıverir o taş parçasını. Sonrası fütursuz bir ŞANGIRRR...
Cam kırıklarıdır taş parçasının arkasında bıraktıkları. Batar ellerinize. Dikkat etmeli, taş parçalarının fütursuzluğuna güvenip yan etkilerini gözardı da etmemeli....

Derin bir suya attığınızda çok güzel izler bırakır , dalgalar seyirliktir. Ama o kadar. seyirlik . Sonrası duru bir deniz ki o taş parçası en dibinde. SESSSİZCE

Bir suyun üzerinde ne kadar uzun durabilir ki sıradan o taş parçası ....
Bir seker , iki seker , üç seker , dört batar en fazlası.

Taşın ağırlığı kadar değeri olsaydı kimse aç kalmazdı bu dünyada.

İşsiz güçsüzken alıp uzağa doğru fırlatırsın taşları, parçasını...

Ne kadar uzağa gidecek ki bir taş parçası. Sonrasında yere düşecek. langırrrrrrt diye. Sonuçta bir taş parçası işte...Kimse , hiçkimse yüz vermeyecek.

Tabi kimseler sormaz da düşünmez de sıradan düşüncesiz bir taş parçasının üzerine.
“Neden taş olmuştur ki o ?”
Aman önemi yok bunların o kadar çok taş parçası var ki etrafta bir eksik, bir fazla kimin umurunda?

Sıradan bir taş parçası düşünmez görmez , koku almaz , aldanmaz ki aldatmaz elbette.

Zavallı bir taş parçası sonuçta. Kendine ne hayrı var ki başkasına bir hayrı dokunacak.

...ve kalbim bir taş parçası şimdi..

Neden bilinmez. Atsam atılmaz , satsam kimse almaz.

Taş atışları ile hayat geçer mi dersiniz.

Kimin kalbi taş parçası ise kızmasın, en azından taş nasır tutmaz, üşümez , korkmaz , aldanmaz, üzülmez...

At gitsin , uzaklara, nasıl olsa canı artık acımaz...





cüneyt özdemir


Sahin
27/11/2002, 20:39
Sonuna kadar okudum, sen yazdın sandım Berk, dedim içimden bir derdi var bu çocuğun ama aşk gibi birşey sanırım. Gerçi sen yazmasanda kendinden birşeyler bulduğun için aktardın sanırım, biraz değişikliğe ihtiyacın var diye düşünüyorum, sürekli bulunduğun çevreyi bir süre değiştirmek iyi gelebilir;)

Go
28/11/2002, 08:27
birşeyler yazmıştım ama eklenmedi :( aynı şeyi ikinci kez tekrar etmek ne kötü daha da kötüsü edememek şahsım için :(

'kinaye' demiştim.. aslında insan ne der ne demek ister! demiştim.. bir kaç cümleydi yazdığım bu ve benzeri...

neyse...

bana hatırlattığı oldu, paylaşmak adına;

GELSEN DE, BEKLEMEK VAR OLMAKTIR

Deniz kıyısında bir kayayım ben.Taştan yapıldığım için sert derler vücuduma...Yorgun başımı gömdüm sularına..Ve sesin içimdeki cehennemin
alevlerine yağan sağanak gibiydi.Kaptırdım varlığına taştan bedenimi...
Lodos ile başladı herşey ve meltem ile bitiyor.Bitince sesin gidiyor kıyılarımdan.
Hastayım.Taştan alnımda bulamayınca ellerini, sabahlarıma ağlıyorum.Doludizgin koşturuyordun kum tanelerinin yanına..Oysa bana çarptığın anı kelimeleştiriyordum.Ruhuma inecek adımlarının romanını işliyordum.
Sen nasıl bir dalgasın?Kayaları umursamıyor, üstünden aşıp geçmiyorsun!Oysa seni kucaklayabilmek için heyecanların karaltısını yaşıyorum.Sükunetin hırçınlığıma ihanet mi?Canıma işlemek istemiyorsun.
ve mezarıma kapanır gibi, sönen bir ışık gibi baktım gözlerine...
Dalgındın.Dalganı taşırmadın.Yalnız kalan cismim, belki de sert olduğumu söylediklerinden yine tek başınaydı.Hiçbir şey kıramıyordu,
ezemiyordu beni...Kayaydım işte.Bildiğin kayalardan.Ama farkına
varamadığın bir yanım vardı.Bana ulaşmadığın her zaman yaşarımı yanibaşına akıtırdım.Ben ulaşırdım sana.Varlığım senin varlığının yanında bir hiçti.Okyanusları aşıp geldiğin zaman yosun tutan taraflarım ağlıyor ve terimi gözyaşı olarak sana sunuyordum.Dalgaların
uğramıyordu ücra köşelerime...Varolmak beklemektir biliyorum.
Akşam yine uyuyamadım.Dalgın bakışlarını düşündüm.Bir özleyiş ki sorma bana..Anlatamam.Bir söz olarak takdis etmek istemiyorum seni.Yanağıma sularını çalmadığın her gün gurbeti yaşıyordum.
Gece uyuyamadım.Yıldızların nazarı değmişti tenine..Kıskandım onları
..Vahaların en muhteşemine rastlanmıştı onlar.Sana ümitle bakmışlardı.
Ben ise, kendimi çölde buldum.Oysa bahçemdin benim.
Gözyaşlarımı bile kuruttum,beni baştan aşağı ıslat diye.Her kopuş ayrılığın tehlikesiydi.
Suskundun, ufkum aynana baktığımda genişlemiyordu.Sessizliğini anlayamadım.İçini nereye taşırıyorsun?Taştan bir yüreğin pasını silmek için, yanlışlıkla yanından bile geçmiyorsun.Eriyen, dağılan benim.Bin
parçaya bölünüyorum.Bedduadan kaçıyorsun sanki.Onun için ellerin bana
uzanacakken, kayboluyor.
Ölürsem, ölmeyeceksin.Ölmezsen, ben hiç ölmem.Ki yokluğun, öldüren bir yara...
Sen nasıl bir dalgasın?Kayaları, senin için akan ırmakları umursamıyorsun.Hoyrat tavrın varlığımın nefesini kesiyor.
Hastayım.Gönlüme düşen aksin, taştan bedenimde.Lodos bitiyor.Gidiyor sesin, adımların çekiliyor.Bana çarptığın anı kaleme döküyorum yine.
Akşam uyuyamadım.Herkesin kahkahayla güldüğü bir mevsimi evlendirdiler.Dalgalar ve kaya için daha erkendi.Kaya sana susuzdu.

Bütün bunlar dostluğun bir başka açıdan anlatılmasıydı.Dostluklar da
dalgalar gibi değil mi?Ya birşeyler getirirler, ya birşeyler götürürler.

Suyun tuzluluğuna yanmıyorum.Beni bir sarıp, bir bırakmana da yanmıyorum.Getirdiklerine ve götürdüklerine de...Getirdiğin bir çöp,
götürdüğün benim bir parçam olsa bile...Yandığıma gelince...Bir sana
yanıyorum.Ya her kaya benim gibi olmazsa!..

Gece yine uyuyamadım.Lodos bitti.

Senin için... ' Ölmezsen hiç ölmem.'

A.Menekşe

Go
28/11/2002, 08:30
bir paylaşımın akabinde buda bir mesaj......


DEĞİŞMEYEN NE VAR HAYATTA?

Her şey esner hayatta!
Her şey kaybeder zamanla katılığını!
Asla değişmeyeceği sanılan kanunlar, hiç bozulmayacağı düşünülen
hesaplar, hiç çiğnenmeyeceği sanılan kurallar, aksi iddia dahi edilemeyecek kanaatler, dünyaya nizam verecek fikirler, önce neyse
sonra da o olacağını zanneden insanlar, hayatın kendisi, günlerin uzunluğu, zamanın kısalığı, çevrenin katılığı, nuh deyip peygamber demeyenlerin hayatla sürdürdükleri inatlaşmalar, gururun akıl üzerindeki işgali, hırsın ateşi, koru, kör mantığın direnci, iddialı
sözlerin şiddeti, zihinsel hurafelerin müddeti, adaletsizliğin hürriyeti, yani insan ruhunun genişliği, yani insanın kendisi, yani hayatın kendisi, güneşin üzerine doğduğu sabahlar, uzandığı dağlar,
ovalar, kendi haline akmakta olan ırmaklar, üstlerinde kümelenen bulutlar, yağmur taneleri ve kar taneleri, dünyayı renkten renge sokan mevsimler, durmadan kendini tüketmekte olan takvimler, insana benzemeyen diğer canlılar,hayvanlar, bitkiler, yani çiçekler, yani ağaçlar, yani bir canlı gibi limanlarla konuşan deniz, yani martılar ve balıkçılar, yani tayfunlar ve dönenceler, yani depremler ve iç geçirmeler, yani rüzgarı kesilmiş gibi dinginleşen yalnızlıkları insanların, ve konuşmaları kendileriyle, yalnızca kendileriyle,yalnızca
gölgeleriyle, bir başkasına aitmiş gibi gelen kendi cümleleriyle,
kelimelriyle, sessizlikleriyle, bir rüzgar gülü gibi dönerek uyduruk bir rüzgar rivayetiyle, tendeki zamansız bir sıcaklık rivayetiyle,
kulakta çınlayan çok eski sözlerin rivayetiyle, bir rivayetle, bir masalla, uzun bir hikayeyle,keskin bir şiirle, yakıcı bir türküyle yada
bir şarkıyla, şehrin başka hiç kimsenin gözüne çarpmayan mutena bir köşesiyle, sonra bir başka köşesiyle, sonra o köşeden çıkıp gelen bir hatırayla, habis bir ur gibi vücudu zerrelerine kadar sızlatan bir hatırayla, bir titremeyle, bir üşümeyle, bir korkmayla,canın bedenden yavaş yavaş çekilmesiyle, yaşamaya dair bütün heveslerin yavaş yavaş ruhtan çekilmesiyle, varlığın kendi çıplak sınırlarına kadar gerilemesi, çekilmesiyle, hayatın ölmesiyle,ani sayılamayacak şekilde ölmesiyle, ama yine de beklenmedik şekilde ölmesiyle, acının sanki hiç sonu gelmeyecekmiş gibi hayatın bütün çekmecelerini doldurmasıyla, kasıp kavurmasıyla, saçıp savurmasıyla, yani hayatın sıradan yangınlarıyla, insanın olağan sancılarıyla, yani hayatın kendisiyle, yani insanın kendisiyle, yaşaması sürgit kendisiyle, yükselmesi ve alçalması ruhunun gelgitleriyle, iç karanlıklarının esrarı ve giziyle,
eskimenin sonsuz endişesiyle, sonsuz endişesiyle, ellerin tutmaktan gevşemesiyle, duyguların boşlukta üşümesiyle, her şeyin dudaklarda acı
ve karanlık bir tebessüme dönüşmesiyle, sevincin gözlerde çürümesiyle,
duyguların sahipsiz kalarak yerlere düşmesiyle, herşeyin zamanla değiştiği düşüncesiyle, hayatın kendi içinde esnediği düşüncesiyle,
katılıkların yumuşadığı ve dağlanmayan hiçbir yara kalmadığı gerekçesiyle, ya da kelepçesiyle, bilekçesiyle, unutmayı arzeden kocaman insanlık dilekçesiyle...

Ne kadar az geliyorum bütün bunları değiştirmeye!..
Dünyayı dönüşünden vazgeçirmeye!..
Zaman herşeyi değiştiriyormuş hayatta!
Herşey kaybediyormuş katılığını zamanla!
Esnek olmayan bir yer yok mu peki?
Kalp mesela?
O katı değil ama esnemiyor da...
Sadece kırılıyor!
Zamanın içinde...
Kalp olmamaya zorlandığında!..


Gökhan Özcan- Saklı Ülke

Eylem
28/11/2002, 12:28
:super:

Seni tekrar aramizda görmek ne guzel Özlem
özletme kendini:)

BERK
29/11/2002, 09:37
.
Ayağı kayan bir çocuk
Kadar şaşkınım, bilemedim
Düz yolda yürümenin imlasını
Kanayan dizlerime bakıp da
Ağlamayı öğrenemediğim gibi
.
Sevgilisi değildim kadınlarımın
Bir papağan tüneğiydim belki
Ama birkaç sözcük öğrendiysem
Kadınlardan öğrendim, yine de
Bilemedim sevgilim diyebilmeyi
.
Büyülendim ama büyüyemedim
aklım ermedi aynalara ve suya
Yüzümü gösterip kalbimi neden
Sakladıklarını öğrenemedim
Şaşkınım, cahilim ben bu dünyada.
.
Ahmet Telli

BERK
29/11/2002, 09:38
Bir aşk nasıl biterse öyle bitti bu aşk da
Uzun bir hastalık gibi
Aralıksız dinlediğim alaturka bir fasıl gibi
Gökyüzüne bakmayı, dostlara mektup yazmayı
Çiçekleri sulamayı unutmuşluğum gibi
Bitti.
Bir aşk nasıl biterse öyle bitti bu aşk da

Yürümeyi yeniden öğrenen felçli bir çocuk gibi
Sokağa çıkmalıyım şimdi ve çoktandır
İhmal ettiğim dostlara yeni bir adres bırakmalıyım
Pencereleri açmalı, kitapları düzenlemeliyim
Belki bir yağmur yağar akşama doğru
Yarıda bıraktığım şiirleri tamamlarım

Aşk da bitti diyordu ya bir şair
Aşk bitti işte tam da öyle

Ahmet Telli

CrazyCat
29/11/2002, 10:09
Adını yazmıştım camın buğusuna
sonra;
yanına benimkini


Sense, elinden geleni yaptın
çocuksuluk gösterebilmek için

Gözlerini kırpışınla
açıklamıştın gizlerini
sözler verirken birbirimize!..


Yaz gelince, ne kar kaldı
ne buğu, ne de adımız kaldı


yaz tutulmuşluğu kısa sürecek yerde
haftalarca sürdü
terli, yapış yapış öğleden sonraları;
yine de gölgeler ısınamadı
yıldızlı geceyi çabuk unuttu toprak
Sense verdiğin bağlılık sözünü!..


Sonra, "son"bahar geldi
huş ağaçlarının(*) altında
yaprakları süpürdüm oturmadan

Ceketimin içine sakladım, utangaçlığımızı,
sadeliği ile
kuru balıkların üzerine düşmüş "söz"lerimizi sakladım
bütün hikayeleri ile...


Şimdi karanlığa yakalandık
yatağım soğudu, ay doğmaz oldu
yüzüm soldu, toprak dondu
Olanlar oldu...

Cem GÜNEŞ

:aglama:

Huzeyfe
30/11/2002, 13:08
Yağmur yağıyorsa hala
Bak ozaman yağan her bir damlaya
Adını yazdım onlara
Adınla merhaba dediler dünyaya
belki bir çağlayanının sularında
yada bir çiğdemin yaprağında
yüksek dağların zirvesine
minik karıncanın gövdesine
adını yazdım yağmurla
ve yağmurla yazdım adını
sonsuz ufuğa

bilmem anlatabildim mi .........?
:)

Go
30/11/2002, 19:26
Orjinal mesajı gönderen Eylem
:super:

Seni tekrar aramizda görmek ne guzel Özlem
özletme kendini:)

bende sizleri özledim, özlüyorum ama herşey dönem dönem yaşanıyor sanki . şu aralar ne kadar istesemde bilgisayarın başına geçemiyorum. önceliklerin değişmesi yani zorunda kalmak :(
sınırlı olarak geldiğim vakitlerdede okuyucu olmayı tercih ediyorum daha fazla okumak içinde yazmamak..

bu arada, özlediklerin tarafından özlenildiğini bilmenin güzel bir duygu olduğunu da itiraf etmek isterim .
:)

Go
30/11/2002, 20:16
BEKLEMEK..

Beklemek;
Bir sırra vakıf olmanın yükü altında ezilmek kadar ağırdır.bir kez daha
bakarsın gidenlere.Bu son görüşün olur.Sana ait olan ne varsa onlarda kalan,
vazgeçersin hepsinden.Yüzünde, o güne kadarki sana en çok yakışan
gülümsemen.Ellerinde ne veda anındaki heyecan ve hasret,
ne de keder.Sen, bu yalnızlığı tek başına yaşarsın.
Beklemek;
Ağlamaktan yorulan bir çocuğun iç çekmeleri kadar hüzün
vericidir.Yüreğini yaslayacak birini ararsın.Zaman biraz daha uzar sanki.Her
yeni günü bir öncekiyle aynı yaşarsın.Yüzünde, o güne kadar ki verilen
sözlerden sakladğın bir yorgunluk.Artık hiç kimseye inanmazsın.Sen, uzun
zaman önce terk edilmiş bir iddiasın.
Beklemek;
İlk kez uçacak olan kuşun kanatları kadar hafiftir.Asla vazgeçmezsin
ve kendine ait bir hikayen olur.Yağmurları gözlersin, yere düşen
yaprakları.Soğuk, habersiz gelen bir misafir gibi telaşa verir seni.
Ona da alışırsın.Yüzünde, o güne kadarki yaşadığın hayal kırıklıkların
dan kalma bir sükunet.Son kez gözden geçirip yırtarsın adres defterini.
Sen, unutulan bir şiirin son mısrasısın.
Beklemek;
Beğenerek okuduğun bir kitabın son sayfasına gelmek kadar heyecan
vericidir.Adını hatırlatmaya yarayacak bir hayatın olur.Hayallerini sırayla
terkeder ve her gece uykuya, belki güzel bir rüya görmek için
yatarsın.Yüzünde, o güne kadar ki umutlarının son çığlığı.Açılan her
kapının ardındaki boşluk bıktırır seni.Sen, yalnış adrese gönderilen bir
mektup kadar uzaksın.
Beklemek;
Ayrılık anında söylenilen sözler kadar akılda kalıcıdır.Arkanı döner
ve içindeki çocuğa bir şans daha tanırsın.Kopan her fırtınada bir ayna
kırılır içinde.Yüzünde, o güne kadarki umutlarının son çığlığı.Açılan her
kapının ardındaki boşluk bıktırır seni.Sen, fotoğraf albümünün
sayfaları arasında kalan eski bir hatırasın.
Beklemek;
Yetim çocuklar gibi kimsesiz kalmaktır.Her gün içini ısıtacak bir yakınlık
ararsın.Ağacdan kopan son yaprak da düşer yere.Gözlerin ufka
bakmaktan yorgun, kendi haline ağlarsın.Yüzünde, o güne kadar ki yaşadığın
kederlerden bir çizgi.Adımlarını anlamsızca atarsın.Sen,
deniz kenarında kumların üzerine yazılmış güzel bir söz kadarsın.
Beklemek;
Belki de dipsiz bir kuyuya taş atmaktır.Ne bir ses gelir kulağına,
ne de sen bir ses ararsın.Belki biri daha gelir yanına ve onunla derde
yanarsın.Yüzünde uzun zamandır beklediğin haberlerin sevinci.Artık kendine
daha yakınsın.Sen bilinmez bir geleceğe atılan ilk adımsın.
Beklemek;
Bir müjdeye yüreğini yatırmaktır.Herkes gelip geçer yanından ama sen
kalırsın.Ardından seni anlatan bir şiir yazılır.Omuzlarındaki yük kalkar,
kuş gibi dallara konarsın.Yüzünde, seher vakitlerine aşina olmanın
ışığı.Yaşadığın mutluluğu anlatacak bir dost ararsın.Sen kırkikindi
yağmurları sonrasında rengarenk açan bir gökkuşağısın.
Beklemek;
Güneşin doğuşuna şahit olmaktır.Bir nehrin kenarına uzanır ve gökyüzüne
bakarsın.Bulutlar el sallar uzaktan.Herkesin unuttuğunu sadece sen
hatırlarsın.Yüzünde, asırlık çınar ağaçlarının gölgesinde kalan bir
serinlik.Artık bütün hatıralarda ismine rastlanır.Sen, bir çocuğun
rüyasındaki zümrüdü ankasın.
Beklemek;
Geç kalınan bir hayata yeniden başlamaktır.İçindeki bütün pişmanlıkları atar
arkadan gelenlere yer açarsın.Tutar, itiraz kaydı düşersin sonradan
yaşanacaklara.Yüzünde, yeniden okunmuş bir ayetten işaret.Anlatılan bütün
mazeretlerin kabul edilecek yanları vardır.
Sen, yeni doğan bir bebeğin nefesindeki sıcaklık kadar cana yakınsın.
Beklemek;
Güzel geçen bir günün akşamında dostlarınla sohbete dalmaktır.Akıp geçer
zaman ve bunu ancak gece bittiğinde anlarsın.Gitmek, aslında beklenebilecek
bir yer aramaktır.İçindeki kuşkular bir bir dağılır.Yüzünde kabul olmuş
duaların bereketi.
Elbette biraz da sabırdır beklemek, ondan gelen herşeye sabır...
Ve beklemek herşeyin şükre durmasıdır sessizce,
Derin sessizlikteki yerini alırsın ; soluduğun havaya, içtiğin suya,
attığın adıma, kederi sevince döndüren dost eline...
Herşeye şükür Yarab.

Neşe Kutlutaş